4 Mayıs 2012 Cuma

"SÜT FURYASI"

Hangi süt patronu çiğ süt fiyat istikrarını küçük işlerden görüyor?

Hangi Süt Patronu Çiğ Süt Fiyat İstikrarını Küçük İşlerden Görüyor?
Çapar KANAT
Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Muharrem Yılmaz 25 Nisan 2012 tarihli Hürriyet Gazetesinde Vahap Munyar’ın okul sütü projesi ile ilgili ‘’ Bu uygulama süt fiyatlarının dengelenmesine de katkıda bulunacak değil mi  ? sorusuna
-  ‘’Ben okul sütü projesine bu açıdan bakmıyorum. Hükümet süt (çiğ)fiyatlarını dengelemek için süt tozu desteğini benimsedi.Süt fiyatları çok düştüğü anda destek devreye giriyor. Süt tozu üretimi gündeme geliyor. Hem süt tozu ithalatı da önlenmiş oluyor.’’
-  ‘’Yine de tüketimi artırıcı rolü, sektörün önünü açacak değil mi? ‘’
-  Öyle ama ben okul sütü uygulamasının ‘’ fiyat istikrarı ‘’ gibi küçük işlerle karıştırılmaması gerektiğine inanıyorum. Okul sütünün en büyük rolü, tüketim alışkanlığı yaratması olacak. Bu alışkanlık ileri yaşlarda da süt tüketimini beraberinde getirecek.
Sayın Vahap Munyar’ın,küçülen hayvancılığımıza karşın  büyüyen Endüstriyel Süt Sektörünün  önde gelen firmalarından Sütaş’ın patronu ile söyleşisinde çiğ süt fiyatlarında ‘’fiyat istikrarını ‘’ ‘’ küçük işler olarak görmesini yadırgamıyoruz. Çünkü ‘’kasap et derdinde koyun ise can derdinde’’ Çiğ sütü üreten bizlerin canı çiğ sütfiyatlarında ve fiyat istikrarında!
Sütaş Yönetim Kurulu Başkanı ve patronu sayın Muharrem Yılmaz’ın ‘’ küçükişler ‘’ olarak gördüğü husus bu ülkede sayısı 800 bin aileyi bulan çiğ sütüreticilerinin geçimidir, yaşam kaygılarıdır, ülkede hayvancılık sektörünün dinamosu sayılan çiğ süt üretiminin sürdürülebilirliğidir.
Sayın Muharrem Yılmaz’ın gördüğü küçük işler;  ‘’ çiğ sütte fiyat istikrarı ‘’ nı bozmaktan dolayı endüstriyel süt sektörünün birçok mensuplarının çiğ süt satın alışlarında rekabet kanunlarına aykırı işlemlerden dolayı yargılanıp hafif paracezası aldıklarını rekabet kurumunun kararlarında okuduklarında büyük mü, küçük mü işler olduğuna karar verebilirler.
Çiğ sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’ küçük işler ‘’dir ve serbest piyasanın değil tamamen endüstriyel süt sektörünün kontrolü altındadır ve ucuz hammadde eldeedilebilmesinin yegane unsurudur.
Çiğ Sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir, çiğ sütü 60-80 kuruştan satın alıp kutulayınca  fahiş bir rakam olan 2,5 TL ‘yasatmakta büyük kazanç sağlar.
Çiğ Sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir, 2008 yılında 1 milyon süt ineğini kasaba gönderir
Çiğ Sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir, 2009 yılında süt tozu parasal teşvikli politikalarını başlatır
Çiğ Sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir, üç yılda 90 milyon TL Süt tozu teşvikine para ödenir
Çiğ Sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir, uht süte 2012 yılı için 90 milyon okul sütü projesine para ayırtır
Çiğ Sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir, çiğ süt litre başına, hayvan başına, yem bitkileride kar başına 2008 yılından beri 5 milyar kaynak harcanır.
Çiğ Sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir, sıfır faizli hayvancılık yatırımlarına sübvansiyonlarda 5-7 yıl için 2 milyar TL ödenecektir..
Çiğ Sütte fiya tistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir, ülkede canlı hayvan varlığını düşürdü  ve bunun sonucunda canlı, kasaplık, besilik,damızlık canlı hayvan ithalatını başlattı
Çiğ Sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir, et, canlı hayvan ithalatında 2,5 milyar cari açık yarattı.
Çiğ Sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir, çiğ süt ve damızlık hayvan üretimini imkansız kılar
Çiğ Sütte fiyatistikrarsızlığı ‘’küçük işler’’dir yerli damızlık hayvan ve çiğ süt üretimibiter ise endüstriyel süt sektörümüz için AB’nin ithal, ucuz,  kabul edilebilir değerlerde melaminli de olsa süt tozu ile pekala kutu süt, yoğurt ayranı  yurt içi fabrikalarda yapılıp üstelik üstüne süt tozundan yapılmıştır yazıları etikete konulmadan satılabilir.
Tüyü bitmemiş çocukların,karındaki ceninlerin, kadınlarımızın, kızlarımızın gelecek nesillerin hakkı olan bu kamu kaynakları Sayın Muharrem Yılmaz’ın gördüğü ‘’ küçük işler ‘’ için harcanmaktadır.Üstelik harcanan bu kaynaklar ne hayvancılık sektörünü ne de çocuklarımızı büyütmektedir, ancak ve ancak ölçülebilir şekilde endüstriyel süt sektörünü büyütmektedir..
Sayın Muharrem Yılmaz için tüketimin artması önemlidir. Teorik olarak tüketim artınca üretenin de kazancı artacaktır. Bu doğru teori içerisinde çiğ sütü üretenler değil  sadece endüstriyel sektör kazanç sağlamaktadır.Bu teorinin çarpık olması  çiğ süt fiyat istikrarsızlığında ve çiğ sütün kazançsız seviyelerde tutulmasındadır.
Çiğ Sütte fiyat istikrarıönemsiz ve küçük işler değil mi? Devlet, öyle ise ‘’Et Ve Süt Kurulu ‘’ kanun tasarısını boşuna hazırlıyor! Devlet böylesine küçük işler ile uğraşmamalı!!!
Çiğ Süt Fiyatlarını kazançsız seviyelerde tutan kim? Serbest Piyasa diyenlere güler geçerim.
Ülke topraklarında çiğ süt  üretiminin, hayvan varlığının azalması gıdagüvenliğine en büyük tehdittir. Ama endüstriyel süt sektörünün ücretli gıda güvenliği danışmanları bu tehdidi tüketicilere maalesef göstermiyor..
Tüyü bitmemiş yetimlerin,gelecek nesillerin hakkı olan üç yıldır yükseltilerek harcanan bu  kamu kaynakları Sayın Muharrem Yılmaz’ıngördüğü ‘’ küçük işler ‘’ için harcanmaktadır.
Çiğ Süt üreticilerinin,damızlık üretenlerin kazançlarındaki fiyat istikrarı ‘’küçük işler ‘’ öyle mi?
Tüketimin artması büyükişler, çiğ süt fiyatlarında istikrar ise ‘’ küçük işler ‘’ öylemi ?
Sayın Muharrem Yılmaz’ın küçük işler olarak gördüğü çiğ sütte fiyat istikrarsızlığı endüstriyel süt sektörünü büyüttükçe büyütüyor, büyüttükçe devleştiriyor, devleştikçedevletleştiriyor.
Önümüzdeki günlerde meclise sunulacak olan ‘’Et ve Süt Kurulu ‘’ kanun tasarısı; çiğ süt üreticilerine,hayvancılık sektörüne, et ve süt tüketicilerine mi yoksa devletleşen endüstriyel süt sektörüne mi hizmet edecek şekilde kanunlaşacak, göreceğiz?
Her sabah bir bardak süt içiniz. 
URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=27677

29 Aralık 2011 Perşembe

yeni & önemli!......


gizli düşman, GDO & hormon lâneti,

"Onlar ulus için çalışmıyor!.."
Bilinç Üniversitesi, Galip BARAN
Bakan Eker'in GDO ve İTHALAT Yorumlarına Hayvan Hakları Savunucularından Tepki
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'in Veliefendi Hipodromu'nda basına yansıyan GDO’lu mısırın yemlerde kullanılmasına ilişkin “Zarar verirse hayvana verir" ve canlı hayvan ithalatı ile ilgili sözlerine hayvan hakları savunucularından tepki geldi.
Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği (HYHKD), Bakan Eker'in yorumuna ilişkin "Bakan bir taraftan çiftlik hayvanlarının refahı ile ilgili yönetmelik çıkarıyor, bir taraftan da hayvana gelecek zararın önemli olmadığını söylüyor. Bu bakış açısı, hayvana bir canlı olarak değil, her şekilde sömürülebilecek bir mal gözüyle bakıldığının göstergesidir" diyerek tepki gösterdi.
"MACARİSTAN GDO'YU DEFEDERKEN TÜRKİYE TEŞVİK EDİYOR"
Tüm dünyada Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) konusunda önlemler alındığına dikkat çeken HYHKD'den Burak Özgüner, göstermelik de olsa Türkiye'de de tedbirsel girişimlerin olduğunu belirterek "GDO, masum olarak tanımlanabilecek ya da sağlık açısından küçümsenebilecek bir mevzu değil. Geçtiğimiz ay, Macaristan hükûmeti, GDO'lu tohumların ekildiği tüm tarlaları ve ürünleri tespit ederek imha etti, GDO şirketlerinin mal varlığına el koydu. Durum ne kadar vahim ki Macaristan'da böyle bir önlem alınıyor. Türkiye'de de biyogüvenlik konusunda mevcut olan bir mevzuat ve yetkili olan Biyogüvenlik Kurulu var, ne derece işler, orası tartışılır." dedi ve Bakan Eker'i GDO yorumu nedeniyle Çernobil felaketinin ardından halka radyasyonlu çay içilmesinde sakınca olmadığını söyleyen dönemin bakanına benzetti. 

İTHAL HAYVANLAR DA GDO'LU YEMLERLE BESLENİYOR
Bakan Eker'in “İthalatın başladığı Nisan 2010’dan beri kıyma fiyatı yüzde 17 düştü” sözlerini de eleştiren Özgüner, "Kilometrelerce ötedeki ülkelerden, binbir eziyetle Türkiye'ye anguslar getirildi. Bu eziyet, gizli çekimlerle belgelendi. Bu görüntüleri görünce derneğimiz de dahil olmak üzere birçok kuruluş, Bakanlığı canlı hayvan ithalatına son vermeye çağırdı. Ancak Bakanlık yazılı bir açıklama yapma tenezzülünde bile bulunmadı. O getirilen hayvanlar da GDO'lu mısırlarla, küspelerle, kimyasal yemlerle besleniyor. Mısır, yüksek protein içerdiği için besi hayvanlarına yedirilen yemlerin başında geliyor. Endüstriyel yetiştiriciliğe tabii tutulan milyonlarca hayvanın yem ihtiyacını karşılayan mısırların çoğu GDO'lu. Et fiyatı düşş olabilir ancak başta hayvanlara hem ithalattaki nakliyede, hem de yetiştiricilik esnasında bu kadar eziyet çektirmek, ardından da sağlık bakımından kalitesi düşük eti halka yedirmek ne derece ahlâklı?" dedi.
"HAYVANLARA LAĞIM, KAN YEDİRİLİYOR. BAKTIĞIMIZ HAYVANLARDA KANSER PATLAMASI YAŞIYORUZ"
Açıklamalarına devam eden Özgüner, "Besi hayvanlarına kimyasal yemlerin yanında lağım ve kan gibi artıkların da yedirildiğini biliyoruz. İnsanlar ne yediğini dahi bilmiyor. Önlerine gelen etin, zulümle bulanmış olması bir yana, insanlar et görünümünde başka bir şey yiyor aslında. Tüm dünyada et tüketimi, etik ve sağlık nedenlerinden dolayı düşüyor. Türkiye, et sevdasından vazgeçmezse bu sağlıksız tüketim, insanların başına bela açmaya devam edecek. Etçil oldukları için etle beslemek zorunda olduğumuz hayvanlarda son yıllarda muazzam bir kanser vakası artışı var" diye konuştu.
"BAKANI SAMİMİYETE DAVET EDİYORUZ"
Özgüner, "Çiftliğinden mezbahasına hayvancılığın her sürecinde hayvanlar, sömürüye ve zulme maruz kalıyor ama şunu da sormak lazım: Türkiye'nin yerli ırk potansiyeli biterken Bakanlık neredeydi de şimdi okyanus ötesinden Türkiye'ye hayvanlara zulmederek ithalat gerçekleştiriliyor. Bakanı samimiyete davet ediyoruz" dedi ve "Hayvanlara eziyetin ve 'ucuz et' adı altında insanlara sunulan sağlıksız beslenmenin vebalini Bakan Eker ödeyebilecek mi?" diye sordu.
Ekolojik (Organik, Biyolojik) Tarım
Ekolojik (Organik, Biyolojik) tarım yüksek girdi kullanımına dayalı endüstriyel tarımın insan sağlığı, ekonomi ve çevre açısından ortaya çıkardığı olumsuz sonuçların karşısında alternatif olarak ortaya çıkmış bir tarım sistemidir. Kaynakların en iyi şekilde kullanımına dayanarak yanlış uygulamalar sonucu bozulan doğal dengeyi korumayı amaçlayan ekolojik tarım sisteminde, sentetik kimyasal gübrelerin, ilaçların ve hormonların kullanımı yasaklanmıştır. Toprak verimliliği, hastalık ve zararlılardan korunmada uygun çeşit seçimi, ürün rotasyonu, bitki atıklarının değerlendirilmesi, yeşil gübreleme, organik atıkların kullanılması, hayvan gübresi ve biyolojik kontrol gibi yöntemler esas olarak belirlenmiştir.
Ekolojik tarım yüksek kaliteyi hedefleyen bir tarım sistemidir. Başlıca amacı toprak-bitki-hayvan ve insan arasındaki yaşam zincirinde üretim optimizasyonunu sağlıklı bir şekilde sağlayabilmektedir.
Ekolojik tarımla ilgili tüm ulusal ve uluslararası standartlar araziden rafa kadar ürünün izlediği tüm aşamaların kontrolünü ve sertifikasyonu zorunlu tutmaktadır. Sertifikasyonla, ekolojik ürün tüketerek hem sağlıklı yaşamayı hem de doğayı korumayı hedefleyen tüketicilere bir güvence verilmektedir. Ayrıca ekolojik üretim yapan üreticinin standartlara uygun üretimini belgelendirerek ispatlamasına ve ürününü hak ettiği değerde pazarlamasına imkan sağlamaktadır.

Organik Tarım Nedir?
Organik Tarım; üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular gündeme gelmiştir.
Önceleri çok çeşitli yöntemler ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde görülen temel öğe; ekolojik dengenin korunarak, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde yapılması, dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır.
Bu özelliği nedeni ile 1. ve 2. Dünya savaşları arasında popüler olan organik tarım 1950 yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin Marshall yardımı ile önemini yitirmiş, sağlanan ekonomik katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60’lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu'nun uyguladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970 de pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur.
Ancak "Yeşil Devrim" olarak adlandırılan bu tarımsal üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozduğunu gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı A.B.D.'den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş, 1980 yılından sonrada tüketicilerin baskısıyla aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır. ABD'de 0-2 yaş grubu çocuk mamalarının imalinde organik ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari boyuta katkısını belirtmek gerekir.
Organik ürünler ticarete konu olunca beraberinde kontrol ve sertifikasyona ilişkin yasal düzenlemeler gündeme gelmiştir. Avrupa'da önceleri her ülke kendine göre bazı düzenlemeler yapmış, daha sonra 24 Haziran 1991 tarihinde Avrupa Topluluğu içinde organik tarım faaliyetlerini düzenleyen 2092/91 sayılı yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Ülkemizde organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa'daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır. Önceleri ithalatçı ülkelerin bu konudaki mevzuatına uygun olarak yapılan üretim ve ihracata, 1991 yılından sonra Avrupa Topluluğunun yukarıda adı geçen Yönetmeliği doğrultusunda devam edilmiştir. Daha sonra 2092/ 91 sayılı yönetmeliğin 14 Ocak 1992 tarihinde yayımlanan 94 /92 sayılı ekinde; Avrupa Topluluğuna organik ürün ihraç edecek ülkelerin uymak zorunda olduğu hususlar ayrıntıları ile belirtilmiş ve ülkelerin kendi mevzuatlarını uygulamaya koymaları ve bu mevzuatın da dahil olduğu çeşitli teknik ve idari konuları içeren bir dosya ile Avrupa Topluluğuna başvurmaları zorunluluğu getirilmiştir.
Avrupa Topluluğu'ndaki bu gelişmelere uyum sağlamak üzere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı çeşitli kurum ve kuruluşların işbirliği ile Yönetmelik hazırlama çalışmalarına başlamış ve "Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik" 24.12. 1994 tarihli ve 22145 sayılı Resmi Gazete' de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin bazı maddelerinde uygulamada rastlanılan aksaklıkları gidermek ve organik tarım faaliyetleri sırasında yapılacak kusur ve hatalara karşı uygulanacak yaptırımların da yönetmelikte yer alması için, 29.06.1995 tarihli ve 22328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile değişiklik yapılmıştır. Daha sonra 11.07.2002 tarihli ve 24812 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir. Organik ürünlerin üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair kanun tasarısı Hükümetin acil eylem planı içerisinde yer almış ve 5262 sayılı “Organik Tarım Kanunu” 03.12.2004 tarihli ve 25659 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu Kanuna gereğince hazırlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” 10.06. 2005 tarihli ve 25841 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Organik Tarım Kanun ve Yönetmelik esaslarına göre üretilen bitkisel ve hayvansal tüm ürünler organik olarak değerlendirilir ve Yönetmelikte ayrıntıları verilen etiket ve özel organik tarım logosu ile pazarlanır.
"Avrupa Topluluğuna Organik Ürün İhraç Eden 3.Ülkeler" listesinde yer almak üzere de gerekli bilgileri içeren bir "Teknik Dosya" hazırlanarak öngörülen süre içinde Dışişleri Bakanlığı kanalıyla resmi başvuru yapılmıştır
.
Organik Tarım

3 Haziran 2011 Cuma

Dr. Muzaffer Bumin & Aşkın Sürmeli, radyo programı

Soldan sağa: Hamdi Dağ, 
Yaşar YAKIŞ ve Dr. Muzaffer BUMİN
Sık İşlenen Toprak 
Zenginleşmez, Çoraklaşır

Sürdürülebilir Tarım Derneği Başkanı, Ziraat Yüksek Mühendisi Sürmeli, Sürdürülebilir Tarım Teknikleri ile Organik Ürün Üretimi panelinde, Toprağı işlemeden, uygun gübreleme ile su, tohum ve güneşle zenginleştirmek gerekir dedi.
Yüksek Ziraat Mühendisi Aşkın Sürmeli, yanlış uygulamalar nedeniyle tahrip olan toprağın verimsizleştiğini vurguladı; "Yanlış gübre kullanımı, toprağın sık işlenmesi ve bilinçsiz kentleşme toprağın değer kaybetmesine neden oluyor. Sık işlenen toprakta mikroorganizmalar üreyemiyor, toprak çoraklaşıyor" dedi.
Aşkın SÜRMELİ
Sürmeli, "Toprak işlenmeden, su, tohum ve güneşle zenginleşir" diye konuştu.
Sürdürülebilir tarım için yeni anlayışlar
Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi, "tarımsal öğretimin başlamasının 157. yıldönümü" nedeniyle "Sürdürülebilir Tarım Teknikleri ile Organik Ürün Üretimi" paneli düzenledi.
Ziraat Yüksek Mühendisi Aşkın Sürmeli ve Ziraat Yüksek Mühendisi Dr. Muzaffer Bumin konuşmacı olarak katıldı.
Mersin Vali Yardımcısı Reşat Özdemir, Tarım İl Müdürü Zafer Nergiz, çiftçiler, ziraat mühendisleri, tarım sektörü temsilcilerinin izlediği panelin açılış konuşmasını, Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı İbrahim Yalın yaptı.
Yalın: Radikal önlemler şart
Yalın, "ekonomik sıkıntılar, yanlış politikalar ve uygulamalar nedeniyle güç duruma düşen tarım sektörünün ancak radikal önlemlerle kalkınabileceğini" söyledi.
Sektörün sorunlarını "tarımda kulaktan dolma bilgiler ve geleneksel üretim tarzı, tarımsal desteklerin Uluslar arası Para Fonu (IMF) direktifleriyle kaldırılması, ihtiyaçtan fazla ziraat fakültesi açılması" ile özetleyen Yalın, "Türk tarımı modern tarım politikaları, reel destek, çiftçinin bilinçlendirilmesi, yeni tarım tekniklerinin yaygınlaştırılması ve tüm bu çalışmaların ziraat mühendislerinin katkısıyla yapılması durumunda eski günlerine dönebilir" dedi.
Sürmeli: "Yanlış tarımsal üretim tahrip eder"
Yanlış tarım uygulamaları nedeniyle tarımsal üretimin doğayı tahrip ettiğini vurgulayan Sürmeli, "toprağı işlemeden üretim yapmak gerektiğini" söyledi.
"Dünyadaki karaların yalnızca yüzde 11.5'i tarıma uygun. Onun da her yıl yüzde 1.5'ini kentleşme nedeniyle kaybediyoruz" diyen Sürmeli, "toprağı işleyerek üretim yapmanın toprağın tarımsal özelliğini kaybetmesine neden olduğunu" vurguladı.
Sürmeli, şöyle konuştu:
* Kötü tarım uygulamaları hem toprağı tahrip ediyor hem de çevreyi. Küresel ısınma da kötü tarım uygulamalarından kaynaklanıyor.
* Ankara'da Ocak ayında 5 dereceyi geçmeyen sıcaklıklar, geçtiğimiz hafta 14-17 dereceye ulaştı. Marmara'dan başlayarak Balkanlar'daki iğne yapraklı ormanlar kuruyor. Dünya Ormancılık Teşkilatı kurumanın nedenini araştırıyor. Akdeniz'de bugüne kadar görülmeyen böcek ve zararlılar hastalıklara neden oluyor.
Yanlış gübre uygulamaları
* Sürdürülebilir tarımın üç faktörü toprak, tohum ve güneştir.
* Türkiye'de ilk gübre 1939'da kullanıldı, o günden sonra da yanlış gübre kullanımı nedeniyle verim kaybı yaşanmaya başladı.
* Üretici, ürünün parlak görünmesi için bol bol azotlu gübre veriyor. Bu çok yanlış. Yeni çıkan ürüne azotlu gübre verildiğinde, bitki bunun ancak yüzde 30'unu alıyor, geri kalanı topraktan yer altı sularına geçiyor, yer altı suları kirleniyor.
İşlenen toprak, özelliklerini yitirir
* Toprağın işlenmesi yanlış bir inanıştır. 1. Dünya Savaşı sonrasında işsiz kalan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) silah fabrikaları, hükümet desteğiyle tarım makineleri üretmeye başladı, bu makineleri pazarlayacak alana ihtiyaç duydu. Ondan sonra da "toprağın işlenmesi gereklidir" görüşünü ortaya attı. Bu Amerika'da bir doğa faciasına neden oldu. ABD'de toz bulutları yaşandı, alt üst edilip un gibi inceltilen toprak tahrip oldu.
* Bir santimetre toprakta 2 milyar mikroorganizma yaşar. Toprağın en üst katında en genç organizmalar bulunur. Oksijene ihtiyaçları vardır ama, güneşten etkilenmezler. Orta tabakada kısmen genç organizmalar vardır. En altta ise nem isteyen yaşlı organizmalar. Toprağı devirdiğinizde bu düzeni alt üst ediyorsunuz. Düzenin yeniden oluşması için 3 ay gerekli. Toprağı devirme işlemini sık sık yapınca düzen tamamen bozuluyor, mikroorganizmalar üreyemiyor ve toprak çoraklaşıyor.(NK)
STD Arşivi, Recep YILDIRIM  &  Mersin - Radyo metropol (17 Ocak 2003, Cuma)

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Organize Hayvancılık Bölgeleri kuruluyor
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Konya’nın Karatay ilçesinde Organize Hayvancılık Bölgesi kurulmasıyla ilgili kararın imzadan çıktığını açıkladı. Kararın çıktığını Dışişleri Bakanının açıklaması ne anlama geliyor

Değerli okur,
Organize hayvancılık Bölgelerinin kurulmasıyla ilgili açıklamayı Dışişleri Bakanı Davutoğlu yaptı. Bu açıklama, hayvancılık sektörünün de artık Türkiye’nin denetiminden çıkarılıp AB denetimine verildiğini gösterir. Öyle olmasa açıklamayı Tarım Bakanı veya Sanayi Bakanı yapardı. En azından Hükümet sözcüsü.
Önce ormanları koruma bahanesiyle köylünün elinden keçisi alındı. Ardından hayvancılık sektörü, ette ve sütte uygulanan ithalat, fiyat politikalarıyla zarar eder hale getirlidi. Köylü ve küçük işletmeci sektörün gidişine dayanamadı. Süt inekleri kasaba satıldı. Ülkede hayvan varlığı azaldı. Yıllar önce et ve canlı hayvan ihracatçısı durumunda olan Türkiye, kurbanlık koyununu bile ithal eder hale getirlidi.
Bu uygulamaların temel bir nedeni vardı: Hayvancılık sektörünü halkın elinden alıp, büyük sermayeye teslim etmek. Sektörü girdi ve damızlık açısından dışa bağımlı kılmak...
Cumhuriyetin kurulduğu yıllardan başlayarak özelleştirmelerin başlatıldığı yıllara kadar süren; köylünün kara ineğini yüksek verimli damızlıklarla ıslah ederek, gelirini artırma, hayvancıya veteriner desteği vererek sorunlarını çözme politikaları ortadan kaldırıldı. Terör gerekçesiyle köylü meralardan yararlanamaz hale getirlidi. Keçisi elinden alındı. Hayvancılık sektörünün belkemiği olan Yörük ve tüm köylülük hayvancılık yapamaz hale getirildi. Artık büyük sermayeye hayvancılık yapacak alanlar açmaya geldi sıra. Organize Hayvancılık Bölgelerinin kuruluşu böyle anlaşılmalıdır. Organize Hayvancılık Bölgeleri, "köylünün mezarına diliken taş" tır.
Küreselleşme sürecinde (Batıda buna Neoliberal Globalizasyon diyorlar) Türm üretim araçları halkın elinden alınacaktır. Üretim küresel sermayenin istediği yerlerde, onun göstergiği kişiler tarafından, onun öngördüğü miktarlarda yapılacaktır.
Halka ne mi olacak?
Halka da kimi iktidar kömür-makarna dağıtacak, kimi iktidar alış-veriş kartı verecek, kimi de onurunu korumak adına nakit para verecek. Bu şekilde küresel sermayeye sürekli el açar durumda tutulacak.
Güncel Mersin
Haber:
KONYA - Türkiye’nin ilk organize hayvancılık bölgesinin kurulması için süreç başladı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Konya’nın Karatay ilçesinde Organize Hayvancılık Bölgesi kurulmasıyla ilgili kararın imzadan çıktığını söyledi.
Davutoğlu, Aktif Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (AKTİSAD) Rixos Konya Otel’de düzenlediği, "Ekonomik ve siyasi istikrarın dış politikadaki yansımaları; hem kudretli hem şefkatli Türkiye" konulu konferansa katıldı. Türkiye’nin dünya sahnesinde daha aktif bir rol üstlenmeye başladığına dikkat çeken Davutoğlu, "Tarihten bazı aktörler çekiliyor, bazı aktörler tarihe giriyor. Biz tarihe giren aktörler arasında olmak zorundayız. Türkiye’nin mutlaka ve mutlaka bütün alanlarda temsil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz" dedi.
Türk topluluğunun girişimci bir ruha sahip olduğunu vurgulayan Davutoğlu, bu girişimci topluluğun önünü açacaklarını belirterek, "Afrika’da 2 büyükelçilik daha açacağız. Toplam 30 büyükelçiliğimiz vardı, 32 olacak. İş adamlarımız nerede varsa biz oraya büyükelçilik açacağız" dedi.
İlk ’Organize Hayvancılık Bölgesi’ Karatay’da kurulacak
Çok güzel bir haberi paylaşmak istediğini de ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Başlatılmış bir proje vardı. Bir süredir Sayın Valimiz ve arkadaşlar da takip ediyordu. Karatay’da Organize Hayvancılık Bölgesi kurulmasıyla ilgili karar imzadan çıktı. Bu kararla ilk defa Türkiye’de Organize Hayvancılık Bölgesi kurulacak. Ve bu bölgede 200 milyon dolar yatırım yapılacak. 18 bin 500 büyükbaş hayvan 21 bin dönüm alanda yetiştirilecek."
http://www.ciftlikdergisi.com.tr/turkiyenin-ilk-organize-hayvancilik-bolgesi-kuruluyor.htm


5 Mayıs 2011 Perşembe

çalışma grupları

Özer TOPSES, Gnl. Sekreter

STD
SÜRDÜRÜLEBİLİR VE EKOLOJİK TARIM DERNEĞİ ÇALIŞMA GRUPLARI
Yönetim Kurulumuz, 30 Nisan 2011 tarihli toplantısında aşağıdaki çalışma gruplarının tespitini yaparak onaylamış ve oluşturulan gönüllü çalışma grubu uzmanlarının CV / özgeçmişlerinin alınmasını ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilmesine, derneğimizin web sitesinde yayınlanmasına karar vermiştir.
1. Proje Çalışma Grubu:
Özer Topses; Grup Sorumlusu         Genel Sekreter / Ziraat Mühendisi
Prof. Dr. Ata Utku Akçil                  Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi
Prof. Dr. Bülent Gülçubuk               Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Doç. Dr. Cem Özkan                        Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Prof. Dr. Ayşe Baysal                      Hacettepe Üniversitesi
Prof. Dr. Hikmet Pekcan                  Hacettepe Üniversitesi
Doç. Dr. Emine Didem Evci             Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
Dr. Muzaffer Bumin                         Ziraat Yüksek Mühendisi
Aşkın Sürmeli                                   Ziraat Yüksek Mühendisi
Öznur Şahin                                       Öğretim Görevlisi
Başar Nacır                                       Turizm ve Çevre Danışmanı / Uzman
2. Eğitim Çalışma Grubu:
Dr. Nermin Akyıl                              Ziraat Yüksek Mühendisi
Gül Sürmeli                                       Ziraat Yüksek Mühendisi
Nizamettin Bekaroğlu                      Öğretim Görevlisi
Aşkın Sürmeli                                   Ziraat Yüksek Mühendisi
Dr. Muzaffer Bumin                         Ziraat Yüksek Mühendisi
3. Tanıtım ve Propoganda Grubu:
Mustafa Nevruz Sınacı                     Araştırmacı / Gazeteci – Yazar
Belgin Özer                                       Bolu Fidan Üreticileri Birliği Başkanı
4. Mali Koordinatör:
Turgut Önder                                    Finansal Yatırım Uzmanı
5. Marketing – Pazarlama Koordinatörü:
Sürmeli Tarım A.Ş. – (Weesorb)      Duran Bozkurt