19 Aralık 2012 Çarşamba

TARKON KURULDU

Tarım ve Gıda Konfederasyonu Kuruldu;‏
KONFEDERASYONUN KURULUŞ AMACI 
Ülkemiz Gıda, Tarım ve Çevre sektörünün geliştirilmesi, eğitilmesi, toprak, su, hayvan kaynakları, gıda-gıda güvenliği ve çevrenin korunması, verimli kullanılması amacıyla;
Ülkemizde bulunan Gıda, Tarım ve Çevre amaçlı kurulan sivil toplum kuruluşları arasında koordinasyonu sağlamak, Gıda, Tarım ve Çevre sektörüne eğitim ve eğitime bağlı olarak verimliliğin artırılmasına katkı sağlamak, Ulusal ve uluslararası tarım, gıda, çevre bilinci konularında politikalar ve stratejiler üretmek, proje üretmek, uygulamak, sorunlarla mücadele etmek, çözüm önerileri getirmek, model tesisler kurmak ve üretici üretmek, Gıda, Tarım, Çevre ve Kırsal alandaki üretici/işletmeleri ulusal, uluslar arası platformlarda temsil etmek, Tarım, Gıda ve Çevre üretimde verim ve kalite artışı için modern teknolojinin, yüksek verimli, kaliteli üretim materyallerinin kullanımının yaygınlaşması için çalışan, tarladan sofraya, sofradan çevreye, çevreden insan sağlığına duyarlı doğal kaynaklarımızın kullanımında azami gayret sarf eden, kaynakların sürdürülebilirliğini ön planda tutan, üretici-tüketici dengesini gözeten, modern, güvenilir, insan odaklı, bir kuruluş olmak amacıyla doğmuştur.
Ülkemiz ve Sektörümüz için, hayırlara vesile olmasını diliyor, Kamuoyuna ilan ediyoruz.
GENEL BAŞKAN: HAKAN YÜKSEL
 [HABER: 18 Aralık 2012, Hakan YÜKSEL-Tarım Federasyonu Genel Başkan: yuksel@tarimfederasyonu.org)

tarım bakanı şövalye oldu

Eniştemiz Fransa Türkiye’yi Niçin Öptü? 
(Bakanlık Bilgi Notu)
Hani bir söz vardır: Düğün değil bayram değil eniştem beni niye öptü?
Tarım Alanında Şövalye Liyakat Nişanı (Chevalier dans I'Ordre du Merite Agricole), bu yıl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’e verildiği haberleri basında geçince konu; tarım basın ve yazarları ‘’Eniştemiz Fransa Türkiye’yi Niçin Öptü, Bakanımız Nasıl Şövalye Oldu, Niçin Şövalyelik Nişanı Verildi’’ gibi başlıklarda yer aldı. Yazılarda Türkiye’nin canlı hayvan ve et ithalatında Avrupa Birliği ülkelerinin birinci, Fransa için Avrupa Birliği içerisinde Türkiye’ye en çok hayvancılık ürünü satışta yine birinci sırada yer aldığı bu yüzden Bakana şövalyelik nişanı verildiği yorumları gerçekleşti.
Türkiye’nin 250 milyon TL’lik hayvan ithalatından memnun olan Fransa’nın memnuniyetini hayvancılığımızı Türkler kurtardı şeklinde dile getirdiği, verilen şövalyelik nişanının Fransa’nın bu sevincinin ifadesi olabilir mi soruları basınımızda yer aldı. GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker’in şövalyelik nişanı aldığı haberleri ve bu haberler ile ilgili makalelerin yayınlandığı facebook, yahoo, google’daki  gıda , tarım ve hayvancılık sitelerinde besi, çiğ süt-damızlık üreticilerinin devam eden ithalata tepkilerini dile getirdikleri görüldü.
2011 yılında Türkiye Amerika Birleşik Devletlerinden en çok canlı hayvan ithal eden unvanına sahip olduğu bizzat bu yılın başlarında ABD’li yetkililerce açıklanmıştı. Amerika’dan canlı hayvan ithalatı yapan ülkeler arasında Türkiye ABD’den 210 milyon dolarlık canlı hayvan ithalatı yaparken ikincilik 96 milyon dolar ile Rusya’ya aitti.
2011 yılında Türkiye ABD, AB ve Uruguay’dan canlı hayvan ithal etti. Türkiye’ye canlı hayvan, karkas et satmada birincilik AB ülkelerine, ikincilik ise ABD’ye ait idi.
İşte canlı hayvan, kesilmiş et ithalatının 2011 yılının perspektifindeki  ön görünüşü bu. Ön görünüşte hayvan ithalatı popülist bir tavırla eti ucuzlatmak yapılıyor. Perspektifin sağ görünüşünde çelişkilik yaratan sübvansiyonlu besi, damızlık üretiminin kredilendirilmesi devam ediyor. Sol görünüşte ise ithal canlı hayvan et fiyatlarının yerli üretimini sekteye uğratıyor. Diğer görünüşlerin her birinde; hayvancılıkta küçük çiftlikler işi bırakıyor, büyük ölçekli yatırım ve işletme sayıları artıyor. Büyük ölçekli yatırımcıların kaba yem tedarikindeki acemilikleri samanı yetmez hale getiriyor. Büyüyen hayvan varlığı (2010 yılına göre kıyasla 2011 yılında  %8)gerçekte geçen yıla kadar verilen sıfır faizli borçlanmanın eseri olduğu görülüyor.  Hayvancılık sektörünün ürettiği çiğ sütü satın alan endüstriyel süt sektörü ise 2011 yılında kendi kazanç sermayesi ile % 20 oranında büyüdüğü görülüyor. Hayvancılık sektöründe reel büyüme gerçekleşmez iken Endüstriyel süt sektöründe %20’lik büyümenin çiğ sütte piyasa düzensizliği, çiğ süt fiyatlarının olması gereken seviyelerde değil düşük tutulması, ambalajlı ürünlerde ise serbest bırakılması, bir nevi tarımsal üretimdeki çiğ süt gelirlerinin sanayicilere sermaye transferini yaratıyor.
2008 yılında başlayan hayvancılık sektörünün devam eden ithalat ile  fetret devrinin halen kapanmayışı ve yukarıdaki perspektifin mevcudiyetinin tepkisi GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker’e yöneliyor. ‘’Yiğidi öldür ama hakkını inkar etme ‘’deyimi var.  Canlı hayvan, et ithalatının konuşulmaya başlandığı 2010 yılı Mart’ına kadar Sayın Bakan et, canlı hayvan ithalat tüccarlarının yaygaralarına karşı durup yapacağı toplantıya önceden ‘’ hayvan ithalatını isteyenler gelmesin ‘’ demiş olarak sonuna kadar ithalata karşı çıkmıştı. İthalat şalterini Sayın Başbakan indirince Sayın Bakan ‘’çaresiz’’ kalıp başlatmıştı. Dolayısı ile hayvancılık politikasını bir bakıma GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker değil iktidar yürütüyor. Et tüketiminin getireceği yüksek fiyat, iktidar tarafından tüketicilerin değişebilecek siyasi tercihleri gögüslenemiyeceği endişesi ile ithalat devam ettiriliyor.
Sayın Bakanın Fransa’dan şövalye nişanı aldığı haberleri, yorum ve değerlendirmeler basında yer alınca biz de merak edip araştırmaya başlarken önce diplomatlara soralım dedik. Şövalye nişanı verilmesi ile ilgili bakanlık dışından sivil diplomatik çevrelerce bize bildirilen yorumda Ermeni Tasarısı ile gerginleşen Türkiye-Fransa ilişkilerini yumuşatma amacının olabilirliği de var sayılıyor.
Sonra bakanlığa yöneldik. GTHB Basın Müşavirliği ve Müsteşar Yardımcısı Nihat Pakdil’in yönlendirmesi ile G 20 toplantısına Sayın Mehdi Eker ile katılan o zamanki GTHB Müsteşar yardımcısı şimdiki Rehberlik Ve Teftiş Başkanı Sayın Erdal Sumaytaoğlu’na sorduk:
Geçtiğimiz günlerde GTH Bakanımız Sayın Mehdi Eker’e Fransa Şövalyelik Nişanı verdi. Bununla ilgili olarak basın bildirisinde Sayın Bakana şövalyelik nişanının ‘’2011 yılında düzenlenen G20 Bakanlar Toplantısı'nda önemli kararların alınmasında oynadığı etkin rol nedeniyle layık görüldüğü’’bildirildi.  Buna  göre;
‘’Sayın Bakana Fransa’nın şövalye nişanı verilmesine layık gördüğü 2011 yılında yapılan  G20 bakanlar toplantısında Türkiye veya Sayın Bakanın etkin rol aldığı önemli kararlar nedir? ‘’sorumuza Bakanlığın Basın Müşavirliği ,basın müşaviri Sayın Gürbüz bey ve Müsteşar Yardımcısı Sayın Nihat Pakdil’in sekreteryaları aracılığı ile  kendilerinin sorumuz ile ilgili ellerinde doküman olmadığını bize bildirdiler.
Sayın Bakan Mehdi Eker ile birlikte sizin de o zaman müsteşar yardımcısı sıfatı ile 2011 yılında yapılan G 20 bakanlar toplantısına katıldığınızı öğrenmiş bulunuyoruz. Ve bundan dolayı sorumu size yöneltmek durumundayım:
‘’Sayın Bakana Fransa’nın şövalye nişanı verilmesine layık gördüğü 2011 yılında yapılan G20 bakanlar toplantısında Türkiye veya Sayın Bakanın etkin rol aldığı önemli kararlar nedir, veya sayın Bakanın G20 toplantısında sunduğu ve kabul edilen teklifleri nelerdir?
GTH Bakanlığı Rehberlik Ve Teftiş Başkanı Sayın Erdal Sumaytaoğlu’nun açıklaması:
Fransa Tarım Bakanlığı tarafından Sayın Bakanımıza Tarım Şövalyesi Liyakat Nişanı Verilmesine ilişkin Bilgi Notu
2008 yılında yaşanan Gıda Krizinden bu yana tarım sektörü yeniden uluslararası toplumun gündemine girmiştir. G-20 gündemine ise Fransa’nın 2011 yılındaki G-20 Dönem Başkanlığı sırasında Fransa’nın isteğiyle alınmıştır. Fransa Dönem Başkanlığı, 2011 yılında “Tarımsal Ürün Fiyat Dalgalanmaları” konusunu görüşmek üzere bir Tarım Bakanları Toplantısı düzenlemeyi kararlaştırmıştır. Anılan toplantı, 22-23 Haziran 2011 tarihlerinde Paris’te gerçekleştirilmiştir.
 Bu Toplantıya hazırlık amacıyla toplam 4 toplantı düzenlenmiştir. Bunlar;
Berlin Toplantısı 21 Ocak 2011:
Fransa’nın Berlin Büyükelçiliğinde 21 Ocak 2011 günü düzenlenmiştir.
Toplantıda, Fransız tarafı, üye ülkeler konuya ilişkin bir Sualname gönderilmesini ve 8 uluslararası kuruluştan (FAO, IFAD, IMF, OECD, UNCTAD, WFP, the World Bank and WTO) fiyat dalgalanmaları konusunda bir rapor hazırlamasını istemiştir. Bu öneri üye ülkeler tarafından da kabul görmüştür.
Toplantıda alınan kararlar;
Şeffaflık ve tarımsal üretim konusunda daha fazla çalışma yapılması gerektiği,
Mevcut komiteler (FAO ve Gıda Güvenliği Komitesi gibi) çerçevesinde uluslararası koordinasyonun iyileştirilmesi gerektiği,
Gelişmekte olan ülkelere uygun risk yönetimi araçlarına olan ilgiden bahsedilmiştir,
Ticaret konularının da gündemde yer alması gerektiği,
Türev marketlerin düzenlenmesi konusu Ekonomi Sherpaları tarafından görüşülecek olmakla birlikte, Tarım Sherpaları tarafından onlara tarımsal piyasaların çalışmasına yönelik bilgi verilebileceği konularıdır.
*
2. Paris Toplantısı 23-24 Mart 2011
Toplantıda,
Sualnameye verilen cevaplar,
Uluslar arası kuruluşlar tarafından fiyat dalgalanmaları konusunda hazırlanan rapor,
Piyasalarda şeffaflık ve bilgi,
Uluslararası koordinasyon,
Risk yönetimi,
Uzun vadede tarımsal üretim konuları görüşülmüştür.
**
3. Paris Toplantısı 11-12 Mayıs 2011
Toplantıda, çeşitli uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından, AMIS (Agricultural Market Information System), JODI (Joint Oil Data Initiative), Biyoyakıtlar, Tarımsal üretim gibi konularda sunumlar yapılmıştır. Toplantıda ağırlıklı olarak, G-20 Tarım Bakanları tarafından imzalanması öngörülen “Eylem Planı” konusunda tartışmalar yapılmıştır. Ülkelerin Plan üzerindeki değişiklik önerileri kaydedilmiştir.
4. Paris Toplantısı 23 Haziran 2011
23 Haziran 2011 günü gerçekleştirilen G-20 Tarım Bakanları Toplantısında “Eylem Planı” kabul edilmiştir.
Tarım Şövalye Liyakat Nişanı Fransa Tarım Bakanlığı tarafından ilk kez 1883 yılında verilmeye başlanmıştır. Tarım sektörünün gelişmesine katkı sağlayan kişilere verilmektedir.
Sayın Bakanımıza verilmesinin nedeni de G-20 toplantıları sırasında bakanlığımız temsilcilerinin aktif katılımını sağlamasıdır.
Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı Rehberlik Ve Teftiş Başkanı Sayın Erdal Sumaytaoğlu’na açıklamaları için, bakanlığın diğer personeline sorumu soracak doğru adresi bulmam da yardımları için teşekkür ederiz.
Biz bu yazımızı yayına hazırlar iken GTH Bakanlığını TBMM’deki bütçe görüşmelerinde kendisine verilen şövalyelik nişanı ile ilgili yazılanlara, yorumlara GTHB Sayın Mehdi Eker’in cevabı basına şöyle yansıyordu:
Bakan Eker, Fransa’nın, tarımsal başarılarından dolayı ve dünya gıda güvenliğiyle ilgili Türkiye’nin yapıcı kararları nedeniyle kendisine tarım alanında şövalye liyakat nişanı verdiğini anlattı. “Başarı bu” diyen Eker, ‘Türkiye, Fransa’dan çok ithalat yaptığı için bunun verildiğinin” söylendiğini belirtti. Eker, bunun da yalan olduğunu ifade ederek, “Fransa, sizin iktidarınızda 2002′de dünyanın 5., Avrupa’nın 1. büyük tarım ekonomisiydi. Bizim iktidarımızda Türkiye, Fransa’nın önüne geçti Avrupa’nın birincisi dünyanın 7′si oldu. Fransa bunu biliyor, Fransa bunun için veriyor” dedi.  
Fransa, Sayın Bakana şövalyelik nişanını ‘’gerçekte ‘’ niçin verirse versin hayvancılık sektörünün aynası olan tarım medyası ‘’ hayvancılığımızın yorumu’’ nu sunuyor. O yorumlar bakanın tekzip ettiği gibi ‘’ yalan ‘’ olsa da ithalat rakamları gerçek. 
Hayvancılık ürünleri ithalatı devam ettiği müddetçe ithal edilen ülkelerden bakana verilecek her ödül de ister istemez önce o ülkeden ithalat veya o ülkenin ihraç ettiği rakamlar akla gelecektir.
Türkiye’ye 2011 yılında en çok canlı hayvanı satan ABD’de dileriz ki Sayın Bakana bir ödül vermesin..!
Bu konu ile ilgili yorum ve değerlendirmeleri üreticilere, okuyuculara da bırakır iken Türkiye’de hayvancılık ile uğraşan bir milyon ailenin oluşturduğu dört-beş milyon kişi, hayvancılık sektörü canlı hayvan ithalatının durdurulması için ilgili gümrük vergilerinin eskiden olduğu gibi % 135 seviyesine getirilmesini bekliyor.
Gıda tarım ve hayvancılıkta tarım ve hayvancılık gıdayı üretiyor. Gıdanın iki ayağı olduğu görülüyor ve bu ayaklardan hayvancılık ayağı kırık. Bu kırık ayağın düzeltilmesinin başlangıcı olacak ithalatın durdurulmasında mecliste grubu bulunan muhalif siyasi partilere de görev düşüyor: İthalatın durdurulmasını iktidardan ciddi bir şekilde istemektir. İthalatın durdurulması ile oluşacak et tüketimindeki geçici fiyat yükselişlerinin de siyasi istismar konusu yapılmayacağını deklare etmektir. Üreticiler muhalefetten de bunu bekliyor.

5 Kasım 2012 Pazartesi

domates ağacı!...

Evet, sonunda bu da oldu!....... 


Çin'in doğusudaki Shandong eyaleti Shouguang düzenlenen uluslararası sebzecilik bilim-teknik fuarında yılda 3 ton ürün veren domates ağacı tanıtıldı. Evet yanlış okumadınız.. İşte yukarıda "domates ağacı"...

24 Ekim 2012 Çarşamba

STD OLAĞAN GENEL KURULU YAPILDI

STD-SÜRDÜRÜLEBİLİR EKOLOJİK TARIM VE ÇEVRE DERNEĞİ OLAĞAN GENEL KURULU TOPLANTI TUTANAĞI
Dernek Kütük No: 06-105-050
Toplantı Tarihi ve Saati : 14.10.2012/14:00
Toplantı Yeri: Rüzgarlı Cad. No:13/19 Ulus-Ankara
Sürdürülebilir Ekolojik Tarım ve Çevre Derneği’nin I.Olağan Genel Kurul Toplantısı; Derneğe kayıtlı 32 üyeden 22’sinin hazır bulunduğu görülerek ekseriyet sağlandığından toplantıya başlandı. Gündem okundu.
1- Yoklama yapıldı, 32 üyeden 22’sinin hazır bulunduğu görüldü ve açılışı Kurucu Genel Sekreter Hamdi DAĞ yaptı.
2- Toplantı Divanı oluşturulması için adaylar arasından önerilen Ahmet GÜLSEREN Divan Başkanlığı’na, Gönül ŞENGÜL Başkan Yardımcılığı’na, Aynur YAVAŞ Yazman Üyeliğe oy birliği ile seçilerek Divan Kurulu oluşturuldu.
3- Derneğin kuruluş hesapları müzakere edilerek bugüne kadar 67 TL telefon ve iletişim giderlerinin olduğu Genel Kurul’un bilgisine ve oyuna sunuldu ve kabul edildi.
4- Aidatların tespitine geçilerek verilen önergeler üzerine, Tüzükteki 10 TL giriş ve 10 TL yıllık aidat miktarlarının az olduğu üzerinde duruldu ve verilen önergeler üzerine giriş aidatlarının 20 TL, yıllık aidatlarının da 20 TL olarak uygulanması oy birliği ile kabul edildi.
5- 2013 yılı tahmini bütçesi 2.000 TL kabul edilerek, 2014-2015 yıllarına ait tahmini bütçelerinin Yönetim Kurulu’nca yapılması oy birliği ile kabul edildi.
6-  Yönetim ve Denetim Kurulları ve kuruluş dönemi hesapları oy birliği ile ibra edildi.
7- Derneğin Yönetim Kurulu’na verilecek yetkiler görüşüldü. Derneğin yıllık bütçesi kadar borçlanabileceği oy birliği ile kabul edildi. Kamu kurum ve kuruluşlarınca, üniversitelerce, yurt içi ve yurt dışı kurum ve kuruluşlarca yapılan çalışmalara katılmak, ortak çalışmalar-projeler yapmak, görev almak, üst-eş kuruluşlara, platformlara, ilgili organizasyonlara, birliklere katılma ve kurma yetkisi verilerek; projeler yapmak, yaptırmak, pilot üretim ve uygulamalar yapmak, yaptırmak, katılmak, televizyon-radyo yayınları, programlarına katılmak ve dernek adına görüş bildirmek,  seminer, sempozyum, kongre ve fuarlara katılmak, ilgili işleri yapmak, raporlar hazırlamak, anketler yapmak, yaptırmak ve tüketici-üreticilerle ilgili çalışmalar yapmak, ilgili kurslar, derslikler açmak, bu yönde her türlü eğitimleri planlamak, yapmak ve yaptırmak konularında yetkilendirilmesine oy birliği ile karar verildi.
8-  Seçimlerin açık oylama ile yapılmasına oy birliği ile karar verildi. Adaylar soruldu ve seçime geçildi. Yapılan seçim ve sayımlar sonucunda Yönetim Kurulu asil üyeliklerine Hamdi DAĞ, Muzaffer BUMİN, Abdulvahap KARATAŞ, Aynur YAVAŞ ve Emin ÖĞÜT seçildiler. Yönetim Kurulu yedek üyeliklerine sırasıyla Güllü SÜRMELİ, Ahmet GÜLSEREN, Tülay ÜNER, Sedat TOPUZ ve Mustafa KURT seçildiler. Denetim Kurulu asil üyeliklerine Mustafa ÖZTÜRK, Turgut ÖNDER, İbrahim Şimşek seçildiler. Denetim Kurulu yedek üyeliklerine sırasıyla İbrahim SARIER, Abdurrahman KARAASLAN ve Süleyman BAGATUR seçildiler.
9-     Kapanış yapıldı.
Divan Başkanı                                     Başkan Yardımcısı                               Yazman Üye   
Ahmet GÜLSEREN                              Gönül ŞENGÜL                                      Aynur YAVAŞ

12 Eylül 2012 Çarşamba

STD & SOYA DOSYASI

Yerli Soya Üretimi ve Üreticilerine Darbe
Çapar KANAT
Yükselen saman fiyatları feryatlarının ithal soya lobisinin istekleri ile buluşturulan 2 Eylül 2012 tarihinde yayınlanan, hayvancılık sektörünün isteği gibi gözüken ve kamuoyunca adına saman-soya kararnamesi denilen kararlar, çökertilen hayvancılığın dirilmesine çare olamayacak iken ülkemizde bu yıl yerli soya üreticilerini, gelecek soya sezonunda da yerli soya üretimini bitirecek. Tam da hasat mevsiminin başlangıcında çıkarılan bu kararname Çukurova çiftçisinin ocağına incir ağacı dikti.
İthaldeki sadece kepeğin gümrük indirimi doğru, kalitesiz kaba yemlerden saman vb., kaliteli kaba yem olan yonca, yonca samanı vb. ithalinin serbest bırakılması yanlış kararlardır. Soya ve soya küspesi ithalinde gümrük indiriminin hasat mevsiminde ve takvimsiz yapılması yanlış kararlardır. Tam buğday unu tüketimine geçen Türkiye’nin kepekte gümrük vergilerini ‘’diğer ülkeler gümrük tarife’’ faslında % 13,5’dan % 5’e değil % 0 (sıfır)’a indirmesi gerekirdi.
Saman-Soya Kararnamesi
Saman ve kaliteli kaba yem olan yonca, yonca unu, ot, fiyatları artınca 2 Eylül 2012 tarihli yayınlanan bakanlar kurulu kararnamesi ile yurt dışından kalitesiz kaba yem olan saman, hububat sapları, yonca, yonca çayır bitkileri ot vb, ithalatı serbestleştirildi. Kepek ve soyada ise %13,5 olan gümrük vergisi % 5’e indirildi. Kepekte ve soyada % 6,5 kadar gümrük vergisi indirim kararında oran küçük gibi gözüküyor ise de ülkemiz üretiminin %85’ini gerçekleştiren Çukurova çiftçilerine darbeyi vurdu: 1 Eylül 2012 tarihinde Adana Ticaret Borsasında soyanın tonu 1300 TL iken kararname yayınlandıktan sonraki gün ise 1100 TL’ye düştü. Yaklaşan hasat mevsimi dolayısı ile diğer bölge ve Çukurova çiftçileri tonunu 1300 TL’den satacakları soyayı şimdi 1100 TL’den satarak tonda 200 lira zarar edecekler.
Tam hasat mevsimi öncesinde alınan bu gümrük indirimi kararından dolayı çiftçi zarar ederse gelecek yıl ‘’şu kadar şu ürüne destek vereceğim ‘’ diyen devlet-i âlisinin GTH bakanı Sayın Mehdi Eker’e güvenebilir mi?
Saman ve soya kararnamesi nasıl çıktı?
Aylarca önce, kanatlı, büyük baş küçükbaş hayvan yemi üreticilerinin önde gelen firmaları ve bunlardan hem çiğ süt satın aldığı üreticiler ile yem takası yapan, hem de ambalajlı süt satan endüstriyel yem de üretenler GTHB’na müracaat ederek başta soya olmak üzere yem girdileri ithalatında gümrüklerin indirilmesi teklifinde bulunmaları üzerine Bakanlık Adana çiftçi örgütlerinden görüş sormuş, çiftçi örgütleri karşı çıkmıştı.
3 Eylül 2012 tarihinde konuştuğumuz Adana Ticaret Borsası Başkanı  Sayın Şahin Bilgiç’in bildirdiğine göresoya ve küspesi ithalatındaki bu % 6,5’luk  gümrük indirimi bir takvim dahilinde hasat mevsimi dışında yapılacak olsa idi yerli soya üreticilerine zarar vermeyeceğini  söylüyor. Soya ekimi için bu yıl temasta oldukları Çukurova çiftçisini soya ekmeye teşvik ettiklerini, iktidarında yerli soya tarımına parasal teşvik verdiğini, soya üretiminin mısır üretiminden daha ucuz olması dolayısı ile çiftçilerin ekim mevsiminde mevcut soya iç piyasa fiyatlarına güvenerek soya ektiklerini gümrük indiriminde küçük bir oran gibi gözüken % 6,5 lük indirimin yerli üretime darbe vuracağını söylüyor. Soya ve küspesi ithalatında gümrük indiriminin 1 Ocakta açılış, 1 Nisanda da kapanış olacak şekilde takvime bağlanması gerektiği görüşlerini daha önce yazılı olarak kararname yayınlanmadan çok önce Bakanlığa bildirdiklerini, tam da soya hasadı mevsiminde iken soya ithalatında takvim uygulamaksızın gümrük indirimi kararname yayınlanmasının Çukurova çiftçisi için kötü bir sürpriz olduğunu vurguluyor.
2012 yılı Ağustos ayında Saman, yonca gibi kaliteli kalitesiz kaba yem fiyatları yükselince hayvancılık sektörünün medyatik kısmi temsilcileri ‘’ yüksek saman, yem fiyatları yine inekleri kasaba gönderecek ‘’ söylemlerini kamuoyunda ifade etmeleri ve iktidar partisinin milletvekilleri üzerinden Ekonomi ve GTHB baskı kurulunca, GTHB önce kaliteli, kalitesiz kaba yem ile ilgili karantina yönetmeliği ve yasak kararının kaldırılması yönetmeliğini yayınladı. Ekonomi Bakanlığı’da GTHB isteğine uyarak ithalatta gümrük indirimi kararnamesini Bakanlar Kuruluna sevk ederek soya ve soya küspesinde de ithalat takvimi uygulaması yapmaksızın yayınlanmasını sağladı.
Yerli üretim mısır yetmediğinde mısır ithalatını yerli birinci ve ikinci ürün üretim hasat mevsimini gözeterek ithalat takvimi uygulayan Bakanlığın soya ve soya küspesi ithalatında Eylül de olan hasat mevsimini gözetmeksizin hem de Eylül ayının başında soya ve küspesinde gümrük vergisi indirimine gitmesi bilhassa Çukurovalı soya üreticileri ve üretimini can evinden vurdu. 
Türkiye’de Soya Tüketimi 
Türkiye yılda 2,2-2,5 ton arasında milyon ton soya ve soya küspesi tüketiyor. Tüketiminin % 95’ini yurt dışından ithalat ile, % 5’ini yurt içi üretim ile karşılanıyor. Yurt içi üretimde dekar başına ve değişen tonaj oranlarında 100 kg’a 50 TL olacak şekilde çiftçilerimize parasal destek veriliyor. Türkiye’nin bu güne kadar soya da en yüksek rekoltesi 300 bin ton, geçen yıl 250 bin ton olup bu yıl 200 bin ton rekolte bekleniyor.
Soya, kanatlı et üretiminin yeminde % 35-40 oranında kullanılıyor. Büyük baş ve küçük baş hayvan besi yeminde ise soya kullanılmıyor. Süt ineği yeminde  % 5 oranında kullanıldığı takdirde süt verimini artırıyor olsa da soya proteini yerine ucuz ve diğer yem fabrikaları ile rekabet edebilir olması dolayısı ile diğer hububat proteinleri kullanılmaktadır. Dolayısı ile saman fiyatları feryatlarını dile getirenlerin soya gümrük indirimi hiçbir işine yaramadı.
Soya, çiftlik balığı ve diğer beyaz et üretiminin can damarı iken büyük, küçük baş besisinde yeri yok, süt hayvancılığında da tüketimine yer verilmiyor! Dolayısı ile beyaz et, çiftlik balığı sektörü saman kararnamesiyle bayram ederken inekten çiğ süt üretenlerin hiçbir işine yaramayacak! Süt ineği medyatik kısmi temsilcilerinin saman feryatlarını, yükselen saman fiyatlarının inekleri kasaba götüreceği türküsü doğrusu endüstriyel yem sektörünün, çiftlik balıkçılarının, kanatlı yem sektörü ve üreticilerinin işine yaradı.
Soya Üretimi
Türkiye’de soya üretim rekoltesi geçen yıla kadar yıllık ortalama 200-250 bin ton olarak gerçekleşti. Geçmiş yıllarda en yüksek verim ise 300 bin ton olarak gerçekleşmişti.
Soya üretiminin devamlı ama güven veren parasal destek politikaları ile yıllık 250 bin ton olan yerli soya üretiminin 500 bin tona yükselebileceğini Adana Ticaret Odası Başkanı Sayın Şahin Bilgiç öngörüyor olsa da şahsen bir farkla ben de aynı görüşteyim. Sayın Şahin Bilgiç’in ve kamuoyunun soya rekoltesi konusundaki görüşlerine katkı sunmak için soyada rekoltenin ne kadar yükselebileceği konusunda bir ilave yapmak istiyorum. 
Türkiye Ne kadar Soyayı Üretebilir? 
Türkiye de politikacılar Tarım ürünleri ile ilgili gelecek on yıl sonrasına projeksiyonlar tutar iken genellikle ürün miktarları ile değil parasal miktarlar ile konuşulmaktadır. Ürün miktarları ile konuşabilmek için o ülkenin tüm topraklarının şu bölgede şu yetişir, bu bölgede bu yetişir gibi lise coğrafya kitabının GTHB öğretileri çerçevesinde  kağıt üzerinde ‘’bölgesel havza sistemi ‘’ ile değil Türkiye’nin tarım yapılabilir toprakları üzerinde kadostral; pafta pafta, ada ada, parsel parsel ciddi toprak etütlerinin yapılması gerekir.
Gelişmiş ülkeler kadostral toprak etütlerini parsel parsel tamamladıktan sonra havza sistemine geçmişlerdi.
GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker, kendi bakanlığı döneminde ‘’tarımsal desteklerde havza sistemine geçilmesi ’’ ile övünmesinin bu yüzden kıymet-i harbiyesi yoktur.
Kendisi ortadan kanunla ortadan kaldırılarak hizmet görevleri, makine parkları İl özel İdarelerine, toprak etüdü ile ilgili görevleri ise devredilen eski adı Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına bağlı mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü; Türkiye’nin toprak etüdü için başlattığı pilot proje tamamlanamadan kapatıldı! GTH bakanlığı da mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün pilot uygulamasını rafa kaldırdı.
Şayet mülga KHG müdürlüğünün başlattığı toprak etüdü pilot uygulaması sürdürülüp şimdilerde bitirilmiş olsa idi sadece soya ürünlerinde değil tüm tarım ürünlerinin miktarlarında gerçekçi üretim rakamları tahminleri ortaya konulabilirdi. Bir ülkenin tarım ürünlerinde gerçekçi stratejik planlamanın da önü açılabilirdi.
Sayın Bakan son on yılda tarımsal artışının kendi şahsi politik uygulanmasından, tarımsal destek miktarlarını artırmalarından kaynaklandığını sanıyor. Hayvancılıkta 2002 yılına nazaran destekler 20 kat artırılmış olmasına rağmen hayvancılığımız halen niçin yerlerde sürünüyor? Tarım ürünlerinde başarı, önüne takoz konulmasına rağmen Türk çiftçisinindir! Ekim döneminde soyaya parasal destek var deyip soyanın 1300 TL olduğunu da gören Türk çiftçisi tam da hasat mevsiminde tarladaki ürününün değer kaybettirildiğinde tarım politikasızlığına nasıl güven duyabilsin!
Bilhassa soya üretiminde gerçekçi rekolteler, maksimum verimler alınabilmesi için tüm Türkiye topraklarının toprak etüdü gerekir. Türk çiftçisi kendi, zekâsı, bilgisi ve görgüsü ile soyayı yıllık 250-300 bin ton civarında üretebiliyor.
Çukurova’nın en verimli topraklarından alüvyonlu topraklardan Ceyhan ve Seyhan Nehri deltasında birinci ürün dane mısırda; 1500-1700 kg/dekar verim alınabilirken, Çukurova’nın alüvyonsuz topraklarında 800-1000 kg verim alınıyor. Soyada ise alüvyonlu topraklarda 450-500 kg, kısmen alüvyonsuz İmamoğlu Ovası gibi halen Çatalan sulama projesinin tamamlanmasını bekleyen topraklarda ise sondaj kuyusu suyu ile sulanabilen arazilerde 250-275-300 kg/dekar aralıklarında soya verimi alınabiliyor. Dane mısırda dekara masraf 500 kg dane mısır karşılığıdır. Kararname yayınlanmadan soyanın fiyatı 1300 TL idi. Alüvyonlu topraklarda çiftçinin hasılası 1300TLx0,450 ton= 585 TL+ 225 TL tarımsal destek=  810 TL, alüvyonsuz topraklarda ise 1300x 0,275 ton= 357 TL+137,5 TL tarımsal destek= 494 TL hasıla elde edecekti. Bu kararnamenin şu an ki fiyat düşüşü ile her iki toprak çeşidinde de dekarda 200 TL çiftçi zarar edecek.
Türkiye’nin toplam toprak etüdü parsel parsel yapıldığında güvenilir bir soya destekleme politikaları izlendiğinde ülkemiz genetiği değiştirilmemiş (gdo’suz) yerli soya üretimini 2,5 milyon tona çıkarabilmesi mümkün olacaktır. Evet, bu bir hayal değildir. Soya tarımı hassas, çok verimli arazi ister. İşte toprak etüt çalışmaları; parsel parsel nerelerde soya veya diğer ürünler yetiştirilebilinir, ne kadar ekonomik verim alınabilir, ülke ihtiyacının planlanmasını ortaya çıkarır. Soya baklagiller familyasından olup üstelik çok güzel bir münavebe bitkisidir. Toprağı yeniler.
Kepekte %13,5 olan gümrüğün % 5’e indirilmesi hayvan sahiplerine yarayacak mı?
Konuştuğumuz Ziraat Mühendisi, Tarım Ekonomisti,yem girdileri yerli-ithal tedarikçisi Sayın Ünal Altıparmak’ın bildirdiğine göre kepekte AB ülkelerinden ithalatta gümrüğün sıfıra indirilmesinin bir önemi olmadığını çünkü AB’nin kepek ihraç eden ülkelerden olmadığını, Bulgaristan, Rusya ve Ukrayna’dan ithal edilen kepekte mevcut gümrük vergisinin % 13,5 ‘dan % 5’e inmesinin ithalatçı firmaların ithal kepeği yem fabrikalarına ucuza sunsa bile yem fabrikalarının hayvancılık sektörüne yapacakları yem satışında bir indirime gitmelerinin beklenmediğini bildiriyor. Tarım Ekonomisti Sayın Ünal Altıparmak ülkemizde şimdilerde dış piyasaya göre pahalı olan mısır ve buğdayın fiyatlarının önümüzdeki beş yılda eşitleneceğini beklediklerini, hayvan yemi girdilerinin ithalatındaki gümrük vergilerini indirmek yerine iç piyasada üretim odaklı stratejik planlara ihtiyaç duyulduğunu, günübirlik politikaların sürdürülmesi halinde endüstriyel tarım ürünlerinde dışa bağımlılığın süreceğini söylüyor.
Saman, yonca ithali bu malların yurt içi satışını düşürecek mi?
Kesif yem ve kaliteli, kalitesiz kaba yem sektörünü Çiğ Süt Üreticileri Grubu adına takip eden Sayın Hakkı Gülerman bakınız ne diyor:
Kaba yem ihtiyacını karşılamak üzere sıfırlanan gümrük vergilerinden sonra, kuru ot Ankara teslimi 0,74 Lira/kg olduğu duyumlarını alıyoruz. Önce 0,440 Lira istenen ithal ot hemen 0,74 Lira'lara çıkmış. Bulgaristan'dan ithal edilmek istenen samanın balyasına yerinde 10 Liraisteniyor. Müşterilerimizden iyi yetiştirici sınıfında olanlar bile, ellerindeki samanı satmayı planlıyor. Bize ise ineklerden bu parayı kazanamayız hesabıyla ineklere mezbaha yolu gözüküyor. Keşan mezbahasında bir günde 125 inek kesildiğini ve bu ineklerin sağlıklı olduğunu, 2.500- 3.500 Lira'lara sağlıklı ve verimli inek satıldığını duyuyoruz.
İç piyasada saman, ot, yoncanın fiyatı ne ise o fiyattan aşağı satacak bir ot, saman ithalatçısı ortaya çıkar mı? Çıkmaz!
Ege TV’de  ‘’ Çiğ Süt Fiyatları Ne Olmalı ‘’ programına birlikte katıldığımız AK PARTİ 22. ve 23. Dönem Aydın Milletvekili, Orkoop Başkanı Sayın Ahmet Ertürk beyefendinin‘’İçerde pahalılaşan samanı, yoncayı, çayır bitkilerini eken de diken de çiftçimizdir’’sözlerine burada yer verirken ‘’o pahalı samanı tarlada üretenler, satanlar, yükleyen işçiler, kamyon ile tüketicisine getiren kamyoncular da bu ülke insanıdır’’ gerçeğini de ben ilave ediyorum. 
Saman makinesi, saman balya makinesi, mısır silajı biçme ve balyalama, paketleme makinesi, yonca üretimine hem parasal destek vereceksin hem de yonca, kaliteli kaba yem ithal kapılarını açarsanız çiftçi gelecek yıl devletine güvenip yonca, çayır bitkisi tarımı yapar mı?
Canlı hayvan pahalandı ithal et, et pahalandı ithal et, saman, yonca pahalandı ithal et, tavuk eti, yumurta, çiftlik balığı pahalanmadığı halde soyanın yerli üretimini, üreticilerini bitirecek şekilde gümrüğünü indirip, ithal ettirmek, çok yanlış politikalar, hareketler bunlar!
Şimdi soruyoruz:
-STD Genel Sekreteri Hamdi DAĞ
Sahi piliç eti, yumurta pahalandı mı ki onun yem girdisi olan soyanın gümrük vergileri indirildi? Diğer türevlerin yanı sıra kepeğin de gümrük vergisinin indirilmesi ile soya kullanılmayan süt yeminin fiyatları inecek mi? Çiğ sütü üretenlerin gelirleri artacak mı? İnsanların gıdası çiğ süt nasıl ki ucuzlatılamaz ise hayvanların gıdası yemin ucuzlatılacağını sanarak çiğ süt üreticisinin gelirlerinin artacağını sananlar ya saf olup hayal peşindeler ya da çiğ sütten değil kanatlı sektöründen geçimleri olabilir.! Çiğ Süt üreticisinin gelirleri iki şekilde artırılabilir, birincisi çiğ süt fiyatlarını olması gereken değer olan 1,2 TL’ye getirilmesi iledir. İkincisi ise kesif yem ve kaliteli kaba yemde desteklerin artırılması iledir. Sadece kaliteli kaba yem açığımızın kapatılması için 2011 yılı 484 Milyon TL olan rakamın 2,5 milyara yükseltilmesi ile mümkün olabilirse de bu deveye hendek atlatmaya kalkışmaktır. Çiğ süt fiyat yem paritesinin 1’e 1,5 olması gerektiğini ezberleyenlerin; çiğ süt fiyat-kutu süt paritesinin de AB ve gelişmiş ülkelerdeki gibi yine 1’e 1,5 kat olması gerektiğini ezberlerinekatmaları gerekir. Yine ABD ve AB ülkelerinde endüstriyel süt sektörünün net kazancı % 20 iken ülkemizdeki endüstriyel süt sektörünün net kazançlarının niçin % 68 olduğunu sorgulamalıdırlar. Çiğ süt satın alımlarında ‘’serbest piyasa var ‘’ diyen kısmi üretici temsilcileri, geçmişte kasaba gönderilen ve önümüzdeki günlerde, gelecekte de kasaba gidecek ineklerden endüstriyel süt sektörü, hayvancılık siyasetçileri kadar sorumlu olacaklardır. Destekler 20 kat artırılmış olmasına rağmen hayvancılık ayağa kalkamıyor. Çiğ Süt fiyatı-yem fiyatı paritesinde çiğ sütün fiyatı değil yem fiyatı düşürülmeli diyenler olmayacak öneriyi siyasetçilere sunarak üreticilerin gözlerini boyamaya çalışılmaktadır.  
Saman kararnamesinde soyanın fiyatı düşürülürken soya çiftçisinin kafasına balyoz indirildi, gelecekteki soya üretimimizin dibine ise incir ağacı dikildi.
İşleri, geçim meslekleri çiğ süt üretimi ve üretenlerin temsilcisi gibi gözüküp veya kısmen de öyle olanlar bu indirilen gümrük vergileri karşısında süt yemi fiyatlarının ne kadar düştüğünü kamuoyuna sunmalıdır. Saman kararnamesi için teşekkürlerinde mehdiye dizdikleri GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker’e bu sefer şehir meydanında düzenleyecekleri karşılama töreninde ucuzlatılan süt ineğini keserek bir kez daha teşekkür etmeliler!
Endüstriyel yem sektörünün yem girdilerinin ucuzlatılması adı altında bilerek veya bilmeyerek soya lobiciliğini sahi hangi hayvancılık örgütleri yaptı? Yazılarımı takip edenler gayet iyi bilir: ‘’Çiğ süt fiyatı artırılmamalı, yem girdilerinin fiyatı düşürülmeli’’ diyenler deveye hendek atlatmak istiyorlar! Deveye hendeği atlatmak mümkün olmasa da buna kalkışmak endüstriyel tarım ürünlerinde yerli üretimi ve hayvan varlığımızı bitirecek!
***ÇAPAR KANAT; 12 Eylül 2012 - E-posta:caparkanat@gmail.com