27 Mart 2013 Çarşamba

CEVİZ...

CEVİZ PROJELERİ
Ali Ekber YILDIRIM
Uzun yıllar hobi olarak görülen ceviz yetiştiriciliğinin  ekonomik değeri nihayet anlaşılmaya başlandı.
Ceviz üretimi şimdilerde daha bilinçli yapılıyor. Buna paralel olarak ceviz fidancılığında da büyük aşamalar kaydedildi. Yılda ortalama 2 milyon adet ceviz fidanı satılıyor. Ülkenin her yerinde ceviz üretimi için projeler geliştiriliyor. Bu projeler bilimsel çalışmalarla destekleniyor. Devlet tarafından da yeterli desteği görürse Türkiye, yakın zamanda ceviz ithalatçısı olmaktan çıkarak ihracatçı konuma geçebilir.
En büyük projelerden birisi, “Türkiye Ceviz Yetiştiriciliğini Geliştirme Entegre Projesi”si Gaziosmanpaşa Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ceviz konusunda Türkiye’nin sayılı uzmanlarından Prof. Dr. Yaşar Akça tarafından yürütülüyor. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından desteklenen, 7 üniversite ve 4 araştırma enstitüsünün de yer aldığı  projenin bütçesi 1 milyon.414 bin TL.  Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, bu proje ile ceviz üretimini 100 bin ton artırmayı  hedefliyor. 
Ceviz konusunda bizi en çok heyecanlandıran projelerden birisi de Hakkari’de gerçekleştiriliyor. Hakkari Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu ve Prof. Dr. Yaşar Akça’nın çabaları ile iki yılda Hakkari’ye 57 bin ceviz fidanı dikildi. Hedefleri, Zap vadisinde ceviz ormanları oluşturarak Hakkari’de yaşayanlara yeni bir iş ve aş sağlamak.
Bir başka önemli projeyi ise Çorlu Ticaret ve Sanayi Odası yürütüyor. Oda Başkanı Tarkan Ersin ve çalışma arkadaşları  Çorlu ile cevizi özdeşleştirmek ve marka yaratmak için yoğun çaba gösteriyor.
Avrupa Birliği desteği ile Şebinkarahisar’da yürütülen organik ceviz üretim projesi ve daha birçok çalışma var.
Trakya’dan Hakkari’ye ülkenin her yerinde ceviz üretimine bir yönelme var. Bu yönelmenin katma değer yaratması için konunun uzmanı Prof. Dr. Yaşar Akça çok önemli bir uyarı yapıyor: 
“Ekolojik koşullara adaptasyon özelliği yüksek, verimli ve kaliteli ürün veren dış satıma uygun çeşitlerle kapama ceviz bahçeleri kurulmalı.”
Ceviz üretmek için 1 dekar alana 15-20 adet ceviz fidanı dikilebiliyor. Beş yılda ağaç başına ortalama 10 kilogram ceviz alınabiliyor. 10 yıldan sonra verim 25-30 kilograma ulaşıyor. 5 dekar ceviz bahçesi olan bir üretici 50 ağaçtan yılda 2.5 ton kabuklu ceviz alabilir ve bunun karşılığı 12 bin 500 TL civarında gelir elde edebilir.
Ceviz üretimine yönelik yatırımlar üretim verilerine de yansıyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ceviz üretimi 2006′da 129 bin 614  ton olarak gerçekleşti. 2007 üretim tahmini ise 185 bin 620 ton. Üretimde yüzde 42 oranında bir artış görülüyor. Bu rakamlar abartılı görünse de ceviz üretimine olan ilginin boyutunu gösteriyor.

5 Mart 2013 Salı

Yem Fabrikaları Fahiş Fiyattan Yem Satıyor

Tarsus Ziraat Odası Başkanı: 
Yem Fabrikaları Fahiş Fiyattan Yem Satıyor
ÇAPAR KANAT
Son yıllarda hayvancılık sektörü endüstriyel süt sektörünün çiğ süt fiyatları ve canlı hayvan ithalatının baskısı altında idi. Son günlerde buna yem fabrikalarının fahiş fiyat iddiaları da 
eklendiği görülüyor.
Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği Sayın Ali Koyuncu şahsımıza yaptığı özel açıklamada ve bundan önceki yazdığımızda yem fabrikalarının fahiş fiyatla fabrika yemi sattıklarını bu nedenle fabrika yemlerinin de ithal edilmesi gerektiğini bildiren açıklamalarda bulunmuştu. Tarım ile ilgili kuruluş temsilcilerinin görüşlerini aktarmaya devam ediyoruz.
Tarsus Ziraat Odası Başkanı Sayın Ali Ergezer;
TSÜMB Başkanı Sayın Ali Koyuncu’nun fabrika yemlerinin fahişliği konusundaki beyanları tamamen doğrudur. Büyükbaş, küçük baş hayvan fabrika yemlerinin ana maddeleri dane yemler ve yemlik buğdaydır. Türkiye de buğday hasadı esnasında yağışların da olması dolayısı ile oldukça yüksek yemlik buğday ortaya çıkmaktadır. Dane mısır ve buğday da fiyatlar geçen ve evvelki yılda hemen hemen aynı iken, hatta yem fabrikalarının önüne TMO ithal daha ucuz dane mısırı koymuşlar iken bu fabrikalar elde ettikleri ucuz hammaddelerin fiyatlarındaki ucuzluğu sattıkları hayvan yemine yansıtmadılar. Bizden sürekli ucuza elde ettikleri hammaddeleri işleyip satarlar iken fahiş fiyattan satmaktadırlar.
Fabrika yemindeki gümrük oranları sıfırlandığı takdirde bu sefer dane mısırı üreten çiftçilerimiz zarar görecek, bunu satın alacak yerli fabrika bulamayacaktır. Gümrük vergileri bu oranda devam ettiği takdirde de hayvancılık sektörü yem fabrikalarının insaf ve merhametine terk edilmiş vaziyette olacaktır. Yem fabrikaları çiftçiler ve hayvancılık sektörü arasında aracıdır. Türkiye de üreticiler değil aracılar para kazanıyor. Devlet bunun bir şekilde hal çaresini bulmak zorundadır.  Bu çarelerden biri ise fabrika yemlerindeki gümrük oranlarının mevcut % 130 oranından % 100’e çekilerek fabrika yemi üreticilerinin fahiş fiyat politikalarına dur denilebileceğini devlet göstermelidir. Veya fabrika yemi ithalatı da yapılabilir seviyeye gelmesi için gümrük vergileri gerekirse daha da aşağılara çekilmelidir..diyor.
Ziraat Mühendisleri Odaları Başkanı Sayın Dr. Turhan Tuncer:
Ülkemizde tarımsal girdilerin ve elde edilen ürünlerin fiyatları (üretici bazında) düşünüldüğünde tarımsal faaliyeti gerçekleştirmek her geçen gün zorlaşmakta, diğer ülkelerle rekabet etmek olanaksız hale gelmektedir.
Tarımsal istatistiklerimiz incelendiğinde ekilmeyen buna ekilemeyen de diyeceğimiz topraklarımızın miktarı sürekli artmakta üreticilerimiz üretimden kopmaktadır. Üretimi bırakan insanı yeniden üretime döndürmek çok zordur.
Bütün belirtilen bu olumsuzluklar düşünüldüğünde Hayvan ve et ithalatı nasıl ki tüketici bazında et fiyatlarını düşürmediği gibi yerli besicilerimizi ayakta duramaz hale getirmiştir.
Düşünülen fabrika yemi ithalatı geçici bir süre üretici açısından yem fiyatlarını ucuzlatabilir. Ancak bu hem yem sanayicilerimiz, hem de yem ham maddesi üreten üreticilerimiz için yıkım olur. Bu uygulamalar bizleri sürekli ithalata mahkum eder. Günlük çözümler yerine yerli üretimi artırmanın yöntemleri geliştirilmeli, hayvancılık yapan işletmelerin özelikle kaba yemini kendisinin üretmesi teşvik edilmeli, verilen kredilerde bu durum ölçüt olarak düşünülmelidir.
Tarımsal sektörümüzü sadece hayvancılık ve yem yönünden değerlendirdiğimizde dahi kapatılan KİT’lerimizin ne kadar önemli olduğu bu yaşanan olaylarla ortaya çıkmaktadır.
Türkiye toprak, iklim ve bitki zenginliği bakımından önemli potansiyeli bulunan bir ülkedir. Bu ithalat sürecinin tersine dönmesi Türkiye’nin kendi ekolojik koşullarına, insanının ihtiyaç ve çıkarlarına uygun sürdürülebilir üretim planları yapmasına ve doğru tarım politikaları uygulamasına bağlıdır, diyor.
Sektörün ve ilgililerin görüşlerini yansıtmaya gelecek yazımızda da devam edeceğiz.
***
URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=37905
Yazan: Çapar KANAT - 23 Şubat 2013.
Yorum: Adnan SERPEN - 28 Şubat 2013
Çapar Bey,
Yorumlarınıza tamamen katılıyorum,haklısınız,özelleştirmenin hayvancılık sektörümüze etkilerinin neler olacağı zamanında dile getirilirken alay edildi,yine özelleştirmenin olumsuz etkilerinin bu şekilde olacağını kimse tahmin etmedi.Çünkü özelleştirmeyi savunanlar ve uygulamaya konan siyasi oterite planlama anlayışından uzak yarının ne olacağını kestiremeyen kişiler olunca böyle bir tablonun yaşanması elbette kaçınılmaz.Özelleştirmeyi yere göğe sığdıramayan ekonomistlerimiz ve meslek mensupları görsünler. Hayvancılıkla ilgili oldukça ilginç bir dönem yaşıyoruz, sorunlar azalacağı yerde gittikçe içinden çıkılmaz hale geliyor. Böyle bir tabloyu hayvancılığı ve ekonomileri gelişmiş ülkelerde göremiyoruz,çünkü herşey belli bir plan ve program dahilinde yapılıyor. Bizde ise daima siyasi otoritenin öncelikleri dikkate alınır ondan sonra planlama arkadan gelir.Durum böyle olunca ters ve yanlış giden kesin bir şeylerin olduğunu düşünüyorum, selamlar.
Adnan SERPEN
Veteriner Hekim
İZMİR

15 Şubat 2013 Cuma

NASA’nın Fırat-Dicle Havzasına İlişkin Öngörüsü

NASA’nın Fırat-Dicle Havzasına İlişkin Öngörüsü
Dr. Tuğba Evrim Maden, ORSAM Su Araştırmaları Programı Uzmanı, temaden@gmail.com
Nüfus artışı, ekonomik büyüme, toprak kullanımlarının değişimi, kirlilik, su kaynakları üzerinde yarattığı baskı iklim değişikliğinin değiştirdiği şartlar ile daha da artmaktadır. İklim değişikliği suyun doğal döngüsünü, hidrolojik çevrimi doğrudan etkilemektedir. NASA’nın dün yaptığı açıklamayla birlikte, günümüzde dünyada su sorununun en yoğun hissedildiği Ortadoğu‘nun gelecek yıllarda suya dair sıkıntısının daha da artacağı belirtmiştir.  NASA’nın uydu görüntülerinden tespit ettiği ve önümüzdeki günlerde açıklanacak çalışmasına göre 2004-2010 yılları arasında yaşanan kurak dönemin ve iklim değişikliğinin Fırat ve Dicle Havzası’nda 2003 yılından itibaren 144 milyar metreküp su kaybı gerçekleşmiştir. Tatlı su kaybı sadece yüzey sularından değil yeraltı suyundan da gerçekleşmiştir. Söz konusu kaybın yüzde 60’ı yer altı sularından gerçekleşmiştir. Özellikle kuraklığın en çok olduğu 2007 yılında özellikle tarımsal alanında kullanılmak üzere yer altı sularının kullanımının çok arttığı gözlenmiştir.

Bölgede yeraltı suyunun mevcut su talebini karşılamada sağlayacağı katkı yüzde 52 oranında iken aktif olarak çekilen su miktarı yüzde 60’dır. Yeraltı sularının yoğun kullanımı, sınırlı kaynağın sürdürülebilirliğini olumsuz yönde etkilerken, sosyo-ekonomik olarak da olumsuzlukları söz konusudur, özellikle kıyı akiferlerinde tuzlu su girişimi gerçekleşmektedir. Aşırı çekim kirleticilerin yeraltı suyuna karışmasına ve kalite sorununa sebep olmaktadır. Yer altı suyu kullanımına ilişkin kurumsal çalışmalar düzensiz ve yetersizidir. Ülkeler yer altı suyu yönetim araçlarından ve bilgi açısından yetersizdir. Bununla birlikte bölgede halk katılımı ve duyarlılığı zayıftır.

Yeraltı suyunun kullanımına ilişkin yönetim ve denetlemenin zayıf olduğu bölgede örnek olarak Birleşik Arap Emirlikleri’nin doğu bölgesinde yer alan kuyularda su tablası 1980’li yıllarda 150 metre derinliğe düşmüştür, bu değer günümüzde 400 m civarındadır. Su kıtlığı yaşanan Yemen’de kuyu açılması kanunen kısıtlanmamıştır. Tahminler göre akiferler 2500 kuyu açılmıştır.

Yapılan çalışmalara göre küresel iklim değişimi sürecinde kurak bölgeler daha kurak, ılıman iklim sahibi bölgeler daha da ılıman olacaktır. Yağış ortalamalarının ve sıcaklık değerlerini etkileyen iklim değişimi, yoğun yağış periyotları ile taşkınlara neden olurken, yarı kurak-kurak iklim kuşağında yer alan Ortadoğu’da yağış oranlarının düşmesi yaşanan su sıkıntısını arttıracaktadır.  Ayrıca sıcaklıkların ve sonucu buharlaşmanın artması, göller ve nehirlerin biyolojik, kimyasal ve fiziksel özelliklerini de etkileyecektir. Ayrıca, Çevre ve Kalkınma için Arap Forum’un hazırladığı rapora göre 21. Yüzyılın sonunda Arap ülkelerinin yer aldığı coğrafyada yüzey ısısının 2,5-5,5 oC arasında artacağı ve bu artışın bölge de gerçekleşen yağış ortalamasını yüzde 20 oranında düşüreceği de belirtilmiştir.

NASA ile ilgili haberlerde ön plana çıkan Fırat ve Dicle havzasının yıllık ortalama su potansiyeli yaklaşık 87 milyar metreküptür. Bu rakam yaklaşık bir Nil nehri büyüklüğündedir. (Nil nehrinin yıllık potansiyeli ortalama 84 milyar metreküptür).  Suriye, Irak, yüzde 10 katkısı ile İran ve Türkiye’nin de kıyıdaş ülke olduğu Fırat ve Dicle havzasının toplam yüzölçümü 879,790 km2’dir.  Kaynak olarak FAO’nun istatistiklerini ele alırsak, Havzanın hidrolojeolojik yüzde 46’sı Irak, %22’si Türkiye, %11’i Suriye, %19’u İran ve geri kalan bölümü ise Suudi Arabistan topraklarında yer almaktadır. Fırat nehrinin yıllık ortalama debisi 33,7milyar metreküptür. Türkiye, Fırat nehrine 33,1 milyar metreküp (%98,5) oranında katkıda bulunurken, Suriye’nin katkısı ise 500 milyon metreküptür (%1,5). Fırat nehrine, Irak’ın bir katkısı yoktur. Dicle nehrinin ise yıllık ortalama debisi 52,7 milyar metreküptür. Türkiye’nin Cizre ölçüm noktasında, Dicle nehrinin debisi 16,2 milyar metreküptür. Irak sınırları dahilinde Türkiye’den doğan Büyük Zap’ın katkısı ile Dicle nehrinde akım 21,3 milyar metreküpe ulaşmaktadır. Havza ülkelerinde kişi başına düşen su miktarı 2025 yılı için yapılan öngörülerde Irak ve Suriye’de sırayla yılda 1700 ve 732 metreküptür. Türkiye’de ise bu rakam DSİ’den alınan verilere göre yaklaşık 1200 metreküptür. Söz konusu rakamlar özellikle Suriye ve Türkiye’de su sıkıntısının artacağını göstermektedir.

Ortadoğu genelinde ve özellikle söz konusu ülkelerde, su talebi artan nüfus, gıda güvenliği endişesi ve suyun etkin kullanılmaması, özellikle tarımda modern sulama tekniklerinin kullanılmaması büyük oranda su kayıplarına neden olmaktadır. Suyun verimli kullanımına ilişkin olarak su yönetim yapısının düzenlenmesi gerekirken, özellikle kullanıcılarda suyun tasarruflu kullanımıyla ilgili olarak eğitilmelidir.  Buna ek olarak, iklim değişimi mevcut su yapılarının (hidroelektrik, taşkın kontrolü, drenaj ve sulama sistemleri)  işletilmesini ve işlevlerini, su yönetimini de değiştirecektir. Yapılan çalışmalara göre şu anki su yönetimi, iklim değişiminin etkilerinin üstesinden gelebilecek güçte değildir. Su yönetimi, enerji, çevre, sağlık, doğa koruma ve gıda politikalarını da etkilemektedir. Bu sebeplerle mevcut iklim değişiminin yarattığı zafiyetlerin bilgi olarak depolanması ve su ile ilgili yönetimlerin yeni şartlara adapte edilmesi gerekmektedir.

23 Ocak 2013 Çarşamba

"organik devrim"

Bu vadide: 
"organik devrim"
var!..
Yusuf Yavuz
Yıllardır adı HES'lerle anılan Rize'nin Çayeli ilçesi sınırlarındaki Senoz Vadisi, bugünlerde heyecan verici bir başarı öyküsüne ev sahipliği yapıyor. İTÜ'yü bitirip yıllarca bürokratlık yaptıktan sonra köyüne dönerek dedesinden öğrendiklerine bilimi de ekleyerek vadinin değerlerini yöre insanı için kalkınma aracına dönüştürmeye soyunan Ahmet Ali Kork'un çabalarına kamu kurumları da destek veriyor. Kork'un etrafında kenetlenen köylüler, ürettikleri ve yaşama biçimleriyle Senoz Vadisi'nde sessiz sedasız bir devrim gerçekleştiriyor.
Senoz Vadisi'ndeki HES Projelerine ve taş ocaklarına karşı yürüttüğü mücadeleyle tanınan TEMA Vakfı Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork öncülüğünde yürütülen çalışmalarda,  Vadiyi oluşturan 12 köyden 1728 çay üreticisi organik tarıma başladı. Çay tarımını bugünlerde hızla geliştirilmeye çalışılan organik bal üretimi izliyor. Sırada; et, süt, mısır, alabalık, pekmez, sebzeler, özgün mimarisi ve yerel kültürüyle yaygınlaştırılacak eko-turizm var.
SENOZLULARIN ALKIŞLANACAK YAŞAM MÜCADELESİ
Karadeniz sahil yolu için açılan taş ocakları ve yapılmak istenen HES projelerine tepki gösteren yöre halkı, bölgedeki yıkım projelerine karşı yürüttükleri hukuki mücadeleyle bugüne kadar açılan 10 ayrı davayı da kazanmış. Ancak yaşadıkları bütün sıkıntılara ve  yoksulluğa rağmen vadilerinin SİT alanı ilan edilmesi için yürüttükleri mücadeleden vazgeçmeyen Senoz halkının kendi insiyatifi ile başlattığı organik devrime kamu kuruluşları da destek veriyor.
ORGANİK DEVRİMİN ÖNCÜSÜ SENOZLU AHMET ALİ KORK
Senoz Vadisi'ndeki çalışmalara öncülük eden TEMA Vakfı Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork, yıllarca ÇAYKUR'da üst düzey bürokratlık yapmış bir yöre insanı. İçinde bulunduğu sektörün ve bölgenin sorunlarına yakından tanıklık eden Kork, bölgede organik bir dönüşüm başlatmak için kolları sıvayarak işe koyulmuş. Vadi halkının, toprağına, suyuna, ormanına, tarihine, kültürüne ve emeğine sahip çıkma adına ortaya koyduğu iradenin takdire şayan olduğunu söyleyen Kork, yanlış gördüğü uygulamalara karşı çıkan vadi halkının doğru uygulamaları hayata geçirme gayretinde olduğunu anlatıyor: "Vadi halkı çay üretiminde verim düşüklüğü, dolayısıyla gelir kaybı olacağını bilerek 2012 yılında kimyasal gübre ve zirai ilaç kullanmaktan vazgeçerek ÇAYKUR’un desteği ile organik çay tarımına başladı. Kimyasal gübre kulllanımından vazgeçilmesi toprak ve su kirliliğini önleyeceği gibi vadideki tüm ürünlerin organikleştirilmesinin de yolunu açtı. Bilinçsizce yapılan  uygulamalar, yapılan  eğitimlerle giderilmeye çalışılıyor."
GELECEKLERİ İÇİN KISA VADELİ ÇIKARLARI REDDETTİLER
Vadide üretilen balların yıllarca hastalıklar için ilaç olarak görülüp kullanıldığının altını çizen Ahmet Ali Kork, Senoz balının bölgenin en değerli ballarından biri olduğunun altını çiziyor. Ancak Senoz balının bu özelliğinin bölge dışında pek bilinmediğini de ekliyor. Geçim derdiyle sürekli göç veren bölge halkı için yürütülen bu çabaların ekonomik bir değer taşımasının çok önemli olduğunun altını çizen Kork, bu nedenle öncelikle üretilen ürünlerin organik sertifikasyona sahip olması gerektiğini vurgulayarak, bölgede yürütülen çabaları; "şu anda bunun çabası içersindeyiz. Vadi halkı olağanüstü zor doğa şartlarına rağmen insanüstü bir çabayla en iyi üretimi yapıp vadilerinde yaşama tutunmaya çalışıyor. Bu örnek bir davranıştır ve anlamlıdır. Gelecek nesillerinde hakkını gözeten bir anlayışla kısa vadeli çıkarları ret edip, çalışıp üreterek yaşam mücadelesi veren bu onurlu insanları takdirle karşılıyor, çabalarını saygı değer buluyoruz ve her zaman yanlarında olacağız" sözleriyle özetliyor.
MUHTAR AKIN: 
'GEÇMİŞTE İYİ BİLDİĞİMİZ İŞLERE DÖNMÜŞ OLDUK'
Vadideki 12 köyün sözcülüğünü yapan Başköy Muhtarı Şaban Akın ise organik üretime ilişkin girişimlerin ardından bir yıl içinde 1728 çay üreticisinin organik çay üretimine başladığını söylüyor. 2013 yılında organik bal üretimi için harekete geçtiklerini anlatan Akın, "aslında geçmişte çok daha zor şartlarda yaptığımız ve çok iyi bildiğimiz işlere dönmüş oluyoruz. Gördük ki devletimizin ilgili kurumları da bu konuda bizlere destek olmaktadır. Bu anlamda başta Rize Valimiz Nurullah Çakır ve Tarım İl Müdürü Şafak Bulut olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz. Bir araya gelip ortaya koyduğumuz bu iradenin gereğini azimle, sabırla hayata geçireceğiz. Göreceksiniz belli bir zaman sonra Senoz Vadisi organik ürünleri ile ekolojik vadi olarak tescil edilecektir” diye konuştu.
KÖYLÜLERİN İRADESİNE VALİ ÇAKIR'DAN ÖNEMLİ DESTEK
Bölgede yürütülen çalışmaların ardından Senoz Vadisi'nden 30 arıcı geçtiğimiz aylarda  organik bal üretimi yapmak üzere sertifika almış. Senozluların kendi inisiyatifleri ile ortaya koyduğu bu iradenin kamu tarafından da önemli ölçüde desteklenmesi oldukça sevindirici. Rize Gıda  Tarım ve Hayvancılık  İl Müdürlüğü  kısa sürede destek projesi hazırlayıp  12 Aralık 2012 tarihinde Rize Valisi Nurullah Çakır’ın da katılımı ile Kaptanpaşa köyünde 20'şer adet boş kovan ve kışlatma tezgahları 30 arıcıya teslim edilmiş.
SENOZLU ARICILAR KIŞI EĞİTİMLE GEÇİRECEK
Senoz Vadisi’nin organikleştirilmesi kapsamında geçtiğimiz günlerde bir araya gelerek sertifikasyon kuruluşu ile anlaşan Senozlu arıcılar, kış dönemini Çayeli Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü ve Rize Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü işbirliği ile  düzenlenen arıcılık eğitimlerinde değerlendiriyor. Organik arıcılık uzmanı veteriner hekim Şeref  Demir tarafından verilen  ve  30 arıcının katıldığı   eğitimlerin  8 hafta süreceği belirtiliyor.

19 Aralık 2012 Çarşamba

TARKON KURULDU

Tarım ve Gıda Konfederasyonu Kuruldu;‏
KONFEDERASYONUN KURULUŞ AMACI 
Ülkemiz Gıda, Tarım ve Çevre sektörünün geliştirilmesi, eğitilmesi, toprak, su, hayvan kaynakları, gıda-gıda güvenliği ve çevrenin korunması, verimli kullanılması amacıyla;
Ülkemizde bulunan Gıda, Tarım ve Çevre amaçlı kurulan sivil toplum kuruluşları arasında koordinasyonu sağlamak, Gıda, Tarım ve Çevre sektörüne eğitim ve eğitime bağlı olarak verimliliğin artırılmasına katkı sağlamak, Ulusal ve uluslararası tarım, gıda, çevre bilinci konularında politikalar ve stratejiler üretmek, proje üretmek, uygulamak, sorunlarla mücadele etmek, çözüm önerileri getirmek, model tesisler kurmak ve üretici üretmek, Gıda, Tarım, Çevre ve Kırsal alandaki üretici/işletmeleri ulusal, uluslar arası platformlarda temsil etmek, Tarım, Gıda ve Çevre üretimde verim ve kalite artışı için modern teknolojinin, yüksek verimli, kaliteli üretim materyallerinin kullanımının yaygınlaşması için çalışan, tarladan sofraya, sofradan çevreye, çevreden insan sağlığına duyarlı doğal kaynaklarımızın kullanımında azami gayret sarf eden, kaynakların sürdürülebilirliğini ön planda tutan, üretici-tüketici dengesini gözeten, modern, güvenilir, insan odaklı, bir kuruluş olmak amacıyla doğmuştur.
Ülkemiz ve Sektörümüz için, hayırlara vesile olmasını diliyor, Kamuoyuna ilan ediyoruz.
GENEL BAŞKAN: HAKAN YÜKSEL
 [HABER: 18 Aralık 2012, Hakan YÜKSEL-Tarım Federasyonu Genel Başkan: yuksel@tarimfederasyonu.org)

tarım bakanı şövalye oldu

Eniştemiz Fransa Türkiye’yi Niçin Öptü? 
(Bakanlık Bilgi Notu)
Hani bir söz vardır: Düğün değil bayram değil eniştem beni niye öptü?
Tarım Alanında Şövalye Liyakat Nişanı (Chevalier dans I'Ordre du Merite Agricole), bu yıl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’e verildiği haberleri basında geçince konu; tarım basın ve yazarları ‘’Eniştemiz Fransa Türkiye’yi Niçin Öptü, Bakanımız Nasıl Şövalye Oldu, Niçin Şövalyelik Nişanı Verildi’’ gibi başlıklarda yer aldı. Yazılarda Türkiye’nin canlı hayvan ve et ithalatında Avrupa Birliği ülkelerinin birinci, Fransa için Avrupa Birliği içerisinde Türkiye’ye en çok hayvancılık ürünü satışta yine birinci sırada yer aldığı bu yüzden Bakana şövalyelik nişanı verildiği yorumları gerçekleşti.
Türkiye’nin 250 milyon TL’lik hayvan ithalatından memnun olan Fransa’nın memnuniyetini hayvancılığımızı Türkler kurtardı şeklinde dile getirdiği, verilen şövalyelik nişanının Fransa’nın bu sevincinin ifadesi olabilir mi soruları basınımızda yer aldı. GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker’in şövalyelik nişanı aldığı haberleri ve bu haberler ile ilgili makalelerin yayınlandığı facebook, yahoo, google’daki  gıda , tarım ve hayvancılık sitelerinde besi, çiğ süt-damızlık üreticilerinin devam eden ithalata tepkilerini dile getirdikleri görüldü.
2011 yılında Türkiye Amerika Birleşik Devletlerinden en çok canlı hayvan ithal eden unvanına sahip olduğu bizzat bu yılın başlarında ABD’li yetkililerce açıklanmıştı. Amerika’dan canlı hayvan ithalatı yapan ülkeler arasında Türkiye ABD’den 210 milyon dolarlık canlı hayvan ithalatı yaparken ikincilik 96 milyon dolar ile Rusya’ya aitti.
2011 yılında Türkiye ABD, AB ve Uruguay’dan canlı hayvan ithal etti. Türkiye’ye canlı hayvan, karkas et satmada birincilik AB ülkelerine, ikincilik ise ABD’ye ait idi.
İşte canlı hayvan, kesilmiş et ithalatının 2011 yılının perspektifindeki  ön görünüşü bu. Ön görünüşte hayvan ithalatı popülist bir tavırla eti ucuzlatmak yapılıyor. Perspektifin sağ görünüşünde çelişkilik yaratan sübvansiyonlu besi, damızlık üretiminin kredilendirilmesi devam ediyor. Sol görünüşte ise ithal canlı hayvan et fiyatlarının yerli üretimini sekteye uğratıyor. Diğer görünüşlerin her birinde; hayvancılıkta küçük çiftlikler işi bırakıyor, büyük ölçekli yatırım ve işletme sayıları artıyor. Büyük ölçekli yatırımcıların kaba yem tedarikindeki acemilikleri samanı yetmez hale getiriyor. Büyüyen hayvan varlığı (2010 yılına göre kıyasla 2011 yılında  %8)gerçekte geçen yıla kadar verilen sıfır faizli borçlanmanın eseri olduğu görülüyor.  Hayvancılık sektörünün ürettiği çiğ sütü satın alan endüstriyel süt sektörü ise 2011 yılında kendi kazanç sermayesi ile % 20 oranında büyüdüğü görülüyor. Hayvancılık sektöründe reel büyüme gerçekleşmez iken Endüstriyel süt sektöründe %20’lik büyümenin çiğ sütte piyasa düzensizliği, çiğ süt fiyatlarının olması gereken seviyelerde değil düşük tutulması, ambalajlı ürünlerde ise serbest bırakılması, bir nevi tarımsal üretimdeki çiğ süt gelirlerinin sanayicilere sermaye transferini yaratıyor.
2008 yılında başlayan hayvancılık sektörünün devam eden ithalat ile  fetret devrinin halen kapanmayışı ve yukarıdaki perspektifin mevcudiyetinin tepkisi GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker’e yöneliyor. ‘’Yiğidi öldür ama hakkını inkar etme ‘’deyimi var.  Canlı hayvan, et ithalatının konuşulmaya başlandığı 2010 yılı Mart’ına kadar Sayın Bakan et, canlı hayvan ithalat tüccarlarının yaygaralarına karşı durup yapacağı toplantıya önceden ‘’ hayvan ithalatını isteyenler gelmesin ‘’ demiş olarak sonuna kadar ithalata karşı çıkmıştı. İthalat şalterini Sayın Başbakan indirince Sayın Bakan ‘’çaresiz’’ kalıp başlatmıştı. Dolayısı ile hayvancılık politikasını bir bakıma GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker değil iktidar yürütüyor. Et tüketiminin getireceği yüksek fiyat, iktidar tarafından tüketicilerin değişebilecek siyasi tercihleri gögüslenemiyeceği endişesi ile ithalat devam ettiriliyor.
Sayın Bakanın Fransa’dan şövalye nişanı aldığı haberleri, yorum ve değerlendirmeler basında yer alınca biz de merak edip araştırmaya başlarken önce diplomatlara soralım dedik. Şövalye nişanı verilmesi ile ilgili bakanlık dışından sivil diplomatik çevrelerce bize bildirilen yorumda Ermeni Tasarısı ile gerginleşen Türkiye-Fransa ilişkilerini yumuşatma amacının olabilirliği de var sayılıyor.
Sonra bakanlığa yöneldik. GTHB Basın Müşavirliği ve Müsteşar Yardımcısı Nihat Pakdil’in yönlendirmesi ile G 20 toplantısına Sayın Mehdi Eker ile katılan o zamanki GTHB Müsteşar yardımcısı şimdiki Rehberlik Ve Teftiş Başkanı Sayın Erdal Sumaytaoğlu’na sorduk:
Geçtiğimiz günlerde GTH Bakanımız Sayın Mehdi Eker’e Fransa Şövalyelik Nişanı verdi. Bununla ilgili olarak basın bildirisinde Sayın Bakana şövalyelik nişanının ‘’2011 yılında düzenlenen G20 Bakanlar Toplantısı'nda önemli kararların alınmasında oynadığı etkin rol nedeniyle layık görüldüğü’’bildirildi.  Buna  göre;
‘’Sayın Bakana Fransa’nın şövalye nişanı verilmesine layık gördüğü 2011 yılında yapılan  G20 bakanlar toplantısında Türkiye veya Sayın Bakanın etkin rol aldığı önemli kararlar nedir? ‘’sorumuza Bakanlığın Basın Müşavirliği ,basın müşaviri Sayın Gürbüz bey ve Müsteşar Yardımcısı Sayın Nihat Pakdil’in sekreteryaları aracılığı ile  kendilerinin sorumuz ile ilgili ellerinde doküman olmadığını bize bildirdiler.
Sayın Bakan Mehdi Eker ile birlikte sizin de o zaman müsteşar yardımcısı sıfatı ile 2011 yılında yapılan G 20 bakanlar toplantısına katıldığınızı öğrenmiş bulunuyoruz. Ve bundan dolayı sorumu size yöneltmek durumundayım:
‘’Sayın Bakana Fransa’nın şövalye nişanı verilmesine layık gördüğü 2011 yılında yapılan G20 bakanlar toplantısında Türkiye veya Sayın Bakanın etkin rol aldığı önemli kararlar nedir, veya sayın Bakanın G20 toplantısında sunduğu ve kabul edilen teklifleri nelerdir?
GTH Bakanlığı Rehberlik Ve Teftiş Başkanı Sayın Erdal Sumaytaoğlu’nun açıklaması:
Fransa Tarım Bakanlığı tarafından Sayın Bakanımıza Tarım Şövalyesi Liyakat Nişanı Verilmesine ilişkin Bilgi Notu
2008 yılında yaşanan Gıda Krizinden bu yana tarım sektörü yeniden uluslararası toplumun gündemine girmiştir. G-20 gündemine ise Fransa’nın 2011 yılındaki G-20 Dönem Başkanlığı sırasında Fransa’nın isteğiyle alınmıştır. Fransa Dönem Başkanlığı, 2011 yılında “Tarımsal Ürün Fiyat Dalgalanmaları” konusunu görüşmek üzere bir Tarım Bakanları Toplantısı düzenlemeyi kararlaştırmıştır. Anılan toplantı, 22-23 Haziran 2011 tarihlerinde Paris’te gerçekleştirilmiştir.
 Bu Toplantıya hazırlık amacıyla toplam 4 toplantı düzenlenmiştir. Bunlar;
Berlin Toplantısı 21 Ocak 2011:
Fransa’nın Berlin Büyükelçiliğinde 21 Ocak 2011 günü düzenlenmiştir.
Toplantıda, Fransız tarafı, üye ülkeler konuya ilişkin bir Sualname gönderilmesini ve 8 uluslararası kuruluştan (FAO, IFAD, IMF, OECD, UNCTAD, WFP, the World Bank and WTO) fiyat dalgalanmaları konusunda bir rapor hazırlamasını istemiştir. Bu öneri üye ülkeler tarafından da kabul görmüştür.
Toplantıda alınan kararlar;
Şeffaflık ve tarımsal üretim konusunda daha fazla çalışma yapılması gerektiği,
Mevcut komiteler (FAO ve Gıda Güvenliği Komitesi gibi) çerçevesinde uluslararası koordinasyonun iyileştirilmesi gerektiği,
Gelişmekte olan ülkelere uygun risk yönetimi araçlarına olan ilgiden bahsedilmiştir,
Ticaret konularının da gündemde yer alması gerektiği,
Türev marketlerin düzenlenmesi konusu Ekonomi Sherpaları tarafından görüşülecek olmakla birlikte, Tarım Sherpaları tarafından onlara tarımsal piyasaların çalışmasına yönelik bilgi verilebileceği konularıdır.
*
2. Paris Toplantısı 23-24 Mart 2011
Toplantıda,
Sualnameye verilen cevaplar,
Uluslar arası kuruluşlar tarafından fiyat dalgalanmaları konusunda hazırlanan rapor,
Piyasalarda şeffaflık ve bilgi,
Uluslararası koordinasyon,
Risk yönetimi,
Uzun vadede tarımsal üretim konuları görüşülmüştür.
**
3. Paris Toplantısı 11-12 Mayıs 2011
Toplantıda, çeşitli uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından, AMIS (Agricultural Market Information System), JODI (Joint Oil Data Initiative), Biyoyakıtlar, Tarımsal üretim gibi konularda sunumlar yapılmıştır. Toplantıda ağırlıklı olarak, G-20 Tarım Bakanları tarafından imzalanması öngörülen “Eylem Planı” konusunda tartışmalar yapılmıştır. Ülkelerin Plan üzerindeki değişiklik önerileri kaydedilmiştir.
4. Paris Toplantısı 23 Haziran 2011
23 Haziran 2011 günü gerçekleştirilen G-20 Tarım Bakanları Toplantısında “Eylem Planı” kabul edilmiştir.
Tarım Şövalye Liyakat Nişanı Fransa Tarım Bakanlığı tarafından ilk kez 1883 yılında verilmeye başlanmıştır. Tarım sektörünün gelişmesine katkı sağlayan kişilere verilmektedir.
Sayın Bakanımıza verilmesinin nedeni de G-20 toplantıları sırasında bakanlığımız temsilcilerinin aktif katılımını sağlamasıdır.
Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı Rehberlik Ve Teftiş Başkanı Sayın Erdal Sumaytaoğlu’na açıklamaları için, bakanlığın diğer personeline sorumu soracak doğru adresi bulmam da yardımları için teşekkür ederiz.
Biz bu yazımızı yayına hazırlar iken GTH Bakanlığını TBMM’deki bütçe görüşmelerinde kendisine verilen şövalyelik nişanı ile ilgili yazılanlara, yorumlara GTHB Sayın Mehdi Eker’in cevabı basına şöyle yansıyordu:
Bakan Eker, Fransa’nın, tarımsal başarılarından dolayı ve dünya gıda güvenliğiyle ilgili Türkiye’nin yapıcı kararları nedeniyle kendisine tarım alanında şövalye liyakat nişanı verdiğini anlattı. “Başarı bu” diyen Eker, ‘Türkiye, Fransa’dan çok ithalat yaptığı için bunun verildiğinin” söylendiğini belirtti. Eker, bunun da yalan olduğunu ifade ederek, “Fransa, sizin iktidarınızda 2002′de dünyanın 5., Avrupa’nın 1. büyük tarım ekonomisiydi. Bizim iktidarımızda Türkiye, Fransa’nın önüne geçti Avrupa’nın birincisi dünyanın 7′si oldu. Fransa bunu biliyor, Fransa bunun için veriyor” dedi.  
Fransa, Sayın Bakana şövalyelik nişanını ‘’gerçekte ‘’ niçin verirse versin hayvancılık sektörünün aynası olan tarım medyası ‘’ hayvancılığımızın yorumu’’ nu sunuyor. O yorumlar bakanın tekzip ettiği gibi ‘’ yalan ‘’ olsa da ithalat rakamları gerçek. 
Hayvancılık ürünleri ithalatı devam ettiği müddetçe ithal edilen ülkelerden bakana verilecek her ödül de ister istemez önce o ülkeden ithalat veya o ülkenin ihraç ettiği rakamlar akla gelecektir.
Türkiye’ye 2011 yılında en çok canlı hayvanı satan ABD’de dileriz ki Sayın Bakana bir ödül vermesin..!
Bu konu ile ilgili yorum ve değerlendirmeleri üreticilere, okuyuculara da bırakır iken Türkiye’de hayvancılık ile uğraşan bir milyon ailenin oluşturduğu dört-beş milyon kişi, hayvancılık sektörü canlı hayvan ithalatının durdurulması için ilgili gümrük vergilerinin eskiden olduğu gibi % 135 seviyesine getirilmesini bekliyor.
Gıda tarım ve hayvancılıkta tarım ve hayvancılık gıdayı üretiyor. Gıdanın iki ayağı olduğu görülüyor ve bu ayaklardan hayvancılık ayağı kırık. Bu kırık ayağın düzeltilmesinin başlangıcı olacak ithalatın durdurulmasında mecliste grubu bulunan muhalif siyasi partilere de görev düşüyor: İthalatın durdurulmasını iktidardan ciddi bir şekilde istemektir. İthalatın durdurulması ile oluşacak et tüketimindeki geçici fiyat yükselişlerinin de siyasi istismar konusu yapılmayacağını deklare etmektir. Üreticiler muhalefetten de bunu bekliyor.

5 Kasım 2012 Pazartesi

domates ağacı!...

Evet, sonunda bu da oldu!....... 


Çin'in doğusudaki Shandong eyaleti Shouguang düzenlenen uluslararası sebzecilik bilim-teknik fuarında yılda 3 ton ürün veren domates ağacı tanıtıldı. Evet yanlış okumadınız.. İşte yukarıda "domates ağacı"...