10 Kasım 2009 Salı

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ
ORGANİZMALAR MI???...
Süleyman AKDEMİR (*)
Uygarlığın son yıllarda gösterdiği baş döndürücü gelişmeler, önceleri imkânsız görülen amaçların ve hedeflerin belirlenmesini, onların şekillenmesini etkilemiş, günümüz koşullarında farklı yaşam biçimlerinin insan eliyle oluşmalarına yol açmıştır.
Başka bir deyişle, insanoğlu, doğaya bir ölçüde müdahale etmeye başlamıştır. Bilimsel gelişme ve insanın doğaya müdahalesi, belki de bundan sonraki tartışmaların odak noktasını teşkil edecektir. Var olan teknolojiler ve bunların insanlığın geleceğindeki rolleri konusu ise, tüm dünyada temel tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
Son günlerde basın ve televizyon kanallarında, daha önce son derece sağlıklı görülen bir katkı maddesinin yasaklanmasına, yada, insan sağlığı adına tedavi amaçlı kullanılan farmasötik (ilaç formunda) bir ürünün sakıncalarının ortaya çıkmasına dair haberlerin ciddi anlamda yoğunlaşması dikkat çekmekte ve ürkütücü boyutları gözler önüne serilmektedir.
Yıllar boyu sağlık için tüketilen onlarca çeşitli (doğal olmayan) maddelerin yarattığı riskler, üreticileri çok da fazla üzmüş veya ticari kaygıların ağırlığı açısından, standart insanların vicdani sorumlulukları kadar bile etkilemiş gibi görünmemektedir.
Bu tavır sürmekte ve insanlar tarafından beslenme yoluyla alınan her türlü ürün için, birbirine zıt iki farklı anlayışı karşı-karşıya getirmektedir.Kabul edilmiş,yıllarca denendiği için risk değerlendirilmelerinde sorun yaşanmamış, yeni gelişmeleri ve mevcut metodolojiyi savunanlarla, belirlenen süreler için gerekli etkileşim analizlerini yaparak çok yeni atılımları öngören modern moleküler biyoteknolojiyi savunanlar, tamamen karşıt görüşler ileri sürmekte ve mücadele etmektedirler.
Mevcut teknolojileri ve doğal yöntemleri benimseyenler için, genetiği değiştirilmiş organizmalar, (GDO) onlarca yıl sonra ortaya önlenmesi, aşılması mümkün olmayan risklere ve sağlık sorunlarına neden olabilir endişesi ile zaten sıcak karşılanmamaktadır. Genetik alanında sağlanan olağanüstü gelişmeler ve bunların günlük gıdalarla sürekli tüketilir olması, bir zamanların korku filmlerine konu olan frankenstein (frankenşıtayn) türü varlıklar veya metabolizmalar oluşturması riski yüzünden genellikle reddedilmektedir.
Sigaranın kanser riski bile onlarca yıl sonra ortaya çıktığına göre, bakış açısı ile ilgili olarak, hak vermemek elde değildir. Modern moleküler biyoteknolojiyi savunanların, çeşitli kültür bitkilerinin genetik şifreleri ile oynayarak ve aslında bitkilere, bitkilerden değil de, çeşitli mikroorganizmaların genlerinden alınan molekülleri monte ederek sağladıkları avantajlar cazip görünmesine rağmen “hayvanlaşmış bitkiler” ortaya çıkmaktadır.
Süreç içinde hangi olumsuzlukların yaşanacağını tahmin etmek bile bazen çok zorlaşacaktır. Kanser tedavisi için kullanılan ilaçların tedavi etmesi gereken kanseri geliştirdiğinin tespit edilmesi, normal ve kabul edilir deneme sürelerine rağmen ortaya bu sonucun çıkması, bitki genlerine bitkisel olmayan moleküller monte edilmesine karşı çıkanların ellerini doğal olarak güçlendirmiştir.
Genetiği değiştirilmiş organizmaların gerekliliğini savunan üreticilerin savları ise, genellikle, daha yüksek verimlilik, zararlılardan etkilenmeyen veya zararlıların etkisine daha az maruz kalmış en düşük hasarlı ürün elde edilmesi, hızla artan dünya nüfusu gibi konulardan bahsedilerek desteklenmektedir.
Çeşitli ürün yelpazelerinde yapılan deneyler sonucu alınan neticeleri savunarak, bu şekilde yapılan üretimin gelecekte tek çıkış yolu olarak gösterilmesi ve bunda ısrar edilmesi gibi, belki de kabul edilebilirliğini iyice zorlaştıran bir yaklaşımla sunulması, bu ürünlerin, şüphe edenleri tatmin etmekten uzak bir görünüme bürünmesini sağlamaktadır. Dünya Sağlık Örgütü araştırmalarında hastalıkların % 72 kaynağının beslenmeye bağlanması, bu açıdan baktığınız zaman ürkütücüdür. Bilimsel gelişmeye karşı çıkmak ve çeşitli buluşları reddetmek, düşünen üreten insan için asla mümkün değildir. GDO larla ilgili çalışmalar ve onları geliştirip insanlığa sunan modern moleküler biyoteknoloji şaşırtıcı bir hızla mesafe almakta, radikal bazı değişimleri de beraberinde getirip güncelleştirmektedir.
Son derece karmaşık, kontrolü güç, hassas ve titizlik gerektiren bir dizi teknoloji uygulamalarıyla elde edilen bu ürünler esas itibarıyla ‘genlerle oynamayı’ gerektirmektedir.
Tarihe baktığınız zaman mucitlerin yaşamlarını pek zengin olmadan sürdürdüklerini, başka bir deyişle, buluşların kabul edilmesinin öyle kolay bir iş olmadığını biraz da üzülerek izlersiniz. Çünkü teknoloji ve gelişme, sıradan insanlar için, takip edilebilir veya hemen algılanabilir konular değildir. Bir yeniliği takdim edersiniz.
Onlarca yıl geçtikten sonra değeri anlaşılabilir.
Geçen süre insanlık adına kayıp hanesine yazılması gereken ve paranın satın alamadığı tek şey olarak öne sürülen zamandan başka bir şey de değildir.
Son 25 yıl içinde ortaya çıkan genetiği değiştirilmiş ürünlerin de böyle bir süreç yaşaması son derece doğaldır. Bilim adamları ile sıradan vatandaşların aynı konuya çok farklı bakmaları normaldir, mümkündür. Arada ise diğer gelişmelerden farklı bir risk faktörü vardır. Söz konusu olan materyalin etkileyeceği ve belki de geri dönülemez hasarlara yol açacağı varlık, bizzat insanını ta kendisidir.
O halde, konu tamamen insan varlığının geleceği ile ilgilidir. Yanlış beslenmenin, sadece insanların oluşturduğu çevre kirliliğinin, doğal olmayan gıdaların, doğal olup da bilinçsiz yemek hazırlama metotları ile aslında yenmeyecek duruma getirdiğimiz gıdaların ve diğerlerinin insan varlığına yönelttiği tehditler gözden geçirilirse, geleceğimiz adına, her türlü teknolojik gelişmeyi daha çok araştırıp, ince eleyip sık dokumamız gerekmektedir.
Başka bir açıdan baktığımız zaman ise durum gerçekten çok ciddidir.
Aynı konuda, bilim insanlarının bu seviyede farklı düşündükleri ve taban-tabana zıt görüşlere sahip olarak ısrarcı tutum takınmaları olağan bir durumdan çok öte, gerçekte ise acıtıcıdır.
GDO lu ürünlerin Dünya Ticaret Örgütün’ün (DTÖ) baskıları ile bu kadar yaygınlaştırılması, doğal ürünler üzerindeki riskleri, ürünlere karşı çıkanların haklı çıkmaları halinde insanlık için, belki de bir felakete neden olabilecektir.
Savunma mekanizmaları çok güçlü çeşitli hayat formlarının, bu tür ürünlere direnemeyişleri, bu ürünlerin kuşku ile karşılanmasında en büyük etkenlerden biridir. Çünkü, insan organizması, kültür bitki zararlısı diğer canlılarla kıyaslandığı zaman, daha dirençsiz, daha büyük risk altındadır.
Etkilenmesi ise onlarca yıl sonra olabilmektedir. Sürekli yüksek oranda alkol kullanan insanda görülecek olan hasarlar, bazen 40-50 yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Acaba yeni geliştirilen genetiği değiştirilmiş organizmaların etkisi kaç yıl sonra ortaya çıkacak veya insan genetiğini de etkileyerek kuşaklar arasında bir deformasyona neden olmayacağı nasıl garanti edilecektir?
Gen teknolojisi en başta, mısır, soya, patates, pamuk, kolza ve domates ürünlerini gündemine almış, yoğun olarak ülkemize girmeye başlamıştır. Son yıllarda yapılan spesifik araştırmalardan kamu oyuna bildirilen bir örneği sizlere sunmak, bir fikir vermesi açısından önemli olabilir.
Pancar şekeri tamamen doğal olan pancar bitkisinden elde edilmektedir.
Doğal yollardan, katkısız, sağlıklı şeker elde etmenin en garantili ve geçerli metodu budur. Ülkemizde kurulan fabrikalardan bazıları ise nişasta bazlı şeker üretmekte ve piyasaya sürmektedirler. Bu üretim biçiminde genellikle GDO lu mısırların yaygın olarak kullanıldığı ise çok yüksek bir ihtimaldir. Önceki yıllarda ortaya çıkan deli dana hastalığının artışı ile, insanlarda rastlanan ve hızla artan Alzheimer hastalığının büyük ölçüde GDOlu ürünlerle ilişkilendirilmesi, durumun zaman içinde yükselen bir tehdit boyutunun da olduğunu gözler önüne sermiştir.
GDOlu ürünler doğal olmayan çevre kirliliği oluşturmakta, diğer bitki formlarını etkilemekte, ekosistemi değiştirmekte ve önemli oranda sosyo-ekonomik sıkıntılar yaratmaktadır. Bir kısım ürünlerde ise baz olarak domuz geni kullanılıyor olması iddiası, işin başka yönüdür. Sağınıza solunuza baktığınız zaman rahatlıkla görebileceğiniz çeşitli allerji vakaları artışı, yine GDOlarla ilişkilendirilmektedir. Alınan toksik (zehirli) maddelerin tasfiyesi ise başlı başına sorun oluşturmakta, ortaya çıkan toksisite (zehirlilik) zor giderilebilmektedir. Antibiyotiklere direnç kazanmış patolojik (hastalık yapan) mikroplar, kanserojenik etkiler, besin değerlerinde görülen bozulmalar ve geliştiği saptanan beri-beri hastalığı da tabloyu genişletmektedir.
En çok dikkat çekmesi gereken konu ise, organik hallerindeyken hayatlarını bu ürünlerle sürdüren doğal bitki zararlıları, aynı bitkinin GDO’lu olanını ASLA YEMEMEKTEDİR.
Doğal ürünlerin öneminin arttığı günümüzde, sahip olduğu coğrafyası ile ve 12600 endemik çeşitliliği ile dünyanın önde gelen bir ülkesi olmamızın farkına varmamızın ve buna göre bir üretim modeli oluşturmamızın zamanı geldi ve geçiyor.
Kontrolsuz, denetimsiz, araştırma laboratuarları eksik ve yetersiz uygulamalarla çağın gerisinde kalarak bu tehditlerin üstesinden gelebilmenin mümkün görülmediği ülkemizde durum gün geçtikce daha vahim bir hal almaktadır.Var olan kaynaklarımızın altın değerinde fırsatlar sunduğu bu coğrafyada, risk oluşturmayan organik gıda üretiminden vazgeçerek, GDO lu ürünleri tercih etmenin, günümüz koşullarında, kendi-kendini tüketmekle eş anlamlı olduğu inancı ile, aziz milletimizin tüm insanlarına, sağlıklı, mutlu ve geleceğinden endişe duymayan bireyler olarak mutlu günler dilerim.
(*) Süleyman AKDEMİR:

1948 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladıktan sonra A.Ü. Ziraat Fakültesinden mezun oldu. (1969) Almanya’da Goethe Enstitüsünde dil eğitimi aldı. Uzun yıllar ticaretle uğraşan Akdemir, imalât, ihracat ve gıda maddeleri bayiliği gibi çeşitli iş alanlarında faaliyette bulundu. Yurt içi ve yurt dışı araştırmalarını, mesleği gereği “Beslenme ve Koruyucu Hekimlik, Çevre Sağlığı” gibi alanlarda da sürdüren Akdemir’in; Kemalizm, Din, Sosyo-Ekonomik Sistemler ve Felsefe gibi alanlarda da yoğun araştırmaları vardır. “Tek Çare Kemalizm” Akdemir’in ilk kitabıdır.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Akçakoca’da Sürdürülebilir Tarım ve Çevre Formu Yapıldı
Akçakoca’da Sürdürülebilir Tarım ve Çevre Formu, Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Derneği, Sürdürebilir Tarımı Geliştirme Derneği, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Türkiye Tüketicileri Koruma ve Eğitim Vakfı ile İl ve İlçe Tarım Müdürlüğümüzün zengin katılımları ile gerçekleşti.
Bu konuda Akçakoca özelinde ve ülkemiz genelinde AB Tarım ve Çevre Destek Fonlarından etkin yararlanmasını sağlayacak alt yapının ön hazırlığı tartışması yapıldı ve sonuç bildirgesi yayınlandı.
AKÇAKOCA’DA SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM VE ÇEVRE FORUMU SONUÇ BİLDİRGESİ

23.MAYIS.2009 Yer : Dadalı Köyü1.Organik Tarıma, Akçakoca’da “ Ekolojik Köy Organizasyonu “ EKO ile başlanmalıdır.
2.Sürdürülebilir su yönetiminin projelendirilmesi, önerilmiştir.3.Su havzalarının yönetimi, uygun AB ülkesi ile eşleştirme ( twining ) projesi hayata geçirilmelidir.4.Sürdürülebilir toprak yönetimi, projelendirilerek uygulanmalıdır.5. Bilinçli tarımsal gıda üretimi eğitim programı hazırlanmalıdır.6.Akçakoca’da Eko turizm köylerinin oluşturulması amacıyla pilot köy dadalı köyü olarak seçilmiştir.8.Sürdürülebilinir Eko Tarım’da nitelikli insan gücü yetiştirilmesi için mesleki eğitim kursları düzenlemelidir.9.Seçilen Dadalı köyü pilot uygulaması projelendirilmeli ve bu köyde turizm hizmet sektörüne nitelikli insan gücü yetiştirilmelidir. 10.AB projelerinden etkin olarak yararlanılması amacıyla, yörede STK olarak Üretici Birliği vb.örgütlerin kurulması sağlanmalıdır. Aşkın SÜRMELİ ( STG Derneği Başkanı ) Bayram KISIKLI ( Türkiye Tüketici Vakfı Başkanı )Hamdi DAĞ ( STD Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Derneği Başkanı )Dr.Muzaffer BUMİN ( STD Yönetim Kurulu Üyesi )

***
AKÇAKOCA "EKOLOJİK
FINDIK ÜRETİCİLERİ BİRLİĞİ" KURULUYOR
23 Mayıs 2009 Tarihinde Akçekoca'da yapılan "Sürdürülebilir Tarım Forum" u'nda alınan kararlar gereğince; Bölgede ekolojik fındık üretimine geçilecek.
5200 Sayılı Yasa gereğince Akçakoca Ekolojik Fındık Üreticileri Birliği'nin kuruluş çalışmaları "Derneğimiz öncülüğünde" başlatıldı.
Akçakoca’ya Çalışma Ziyareti Gerçekleştirildi
Düzce’nin Karadeniz’e açılan kapısı olan Akçakoca, uluslararası çalışmalarla adından söz ettiriyor. Bu kapsamda, Marmara Belediyeler Birliği AB ve Uluslararası İlişkiler Merkezi tarafından Düzce Akçakoca’ya çalışma ziyareti yapıldı.
Marmara Belediyeler Birliği’nin temsilcisi İskender Güneş, Düzce’nin Akçakoca Belediyesi’ni ziyaret ederek, Belediye tarafından düzenlenen “Ulusal ve Uluslararası Parlayan Kent Akçakoca” festivaline katıldı. Düzce’nin Karadeniz’e açılan kapısı olan Akçakoca, uluslararası çalışmaları ile adından söz ettiriyor.
MBB ile ortak çalışmalar yürütmek isteyen Akçakoca Belediyesi, Avrupa Birliği projeleri ve uluslararası etkinlikler alanında işbirliği potansiyelini görüşmek üzere MBB temsilcilerini festival vesilesi ile davet etti.MBB AB ve Uluslararası İlişkiler Merkezi görevlisi İskender Güneş, Akçakoca Belediyesi’nin festivaline katılarak, yerel aktörler ile çeşitli temaslarda bulundu, bu vesileyle Akçakoca’nın yapmış olduğu AB projeleri hakkında Akçakoca Belediyesi AB Proje Merkezi Yöneticisi Emine Yüksel tarafından bilgilendirildi. Akçakoca’nın çiçeği burnunda Belediye Başkanı Fikret Albayrak ile görüşen İskender Güneş, Birlik faaliyetleri hakkında bilgi verdi.Festivalden sonra ise Akçakoca’da, Düzce Milletvekili ve TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış başkanlığında bir toplantı düzenlendi. Toplantıya; MBB’yi temsilen İskender Güneş, Akçakoca Belediyesi AB Proje Merkezi Yöneticisi Emine Yüksel, Akçakoca Belediyesi AB Proje Merkezi Uzmanı Göktürk İplikçioğlu, Akçakoca Belediyesi tarafından Avusturya Viyana Üniversitesi ile birlikte yürütülen projenin temsilcileri, Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Dağ, Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Muzaffer Bumin katıldı. Farklı kurumlardan gelen temsilcilerin görüşlerini birbiriyle paylaşma imkanı bulduğu toplantıda Milletvekili Yaşar Yakış da MBB’nin faaliyetleri hakkında bilgilendirildi ve Birliğe davet edildi.Toplantı sonrasında katılımcılar, Akçakoca’nın sahip olduğu turizm potansiyeli ve doğal güzellikleri yerinde inceleme ve fikir edinme imkanı buldu.

19 Mart 2009 Perşembe

SÜRDÜRÜLEBİLİR VE EKOLOJİK TARIM DERNEĞİ
Sürdürülebilir tarım, genetik Çeşitlilik, toprak, su, güneş ve tarım teknikleri çiftçilerin ekonomik açıdan kendi Tarımsal işletme devam edebilir gibi Tarımsal üretim kaynaklarının kullanılmasıdır.
Ülkemizde endüstriyel alanlarda gelişmeler nedeniyle, hızlı nüfus artışı ve Kentleşme sonucu için, şeklinde iç ve Bölgesel atık, sıvı ve su ve hava kirliliğine neden olan gaz katı olan ortamın temel unsurlarıdır. Hangi Doğa ve Doğadaki Canlılar, Tarımsal alanlara yayılmış tehdit bu zararlı etkileri. Ayrıca bitki üretiminde teknolojik gelişmeler, Gübreleme ve kimyasal maddeler üzerinde tarım arazileri paralel yapılmaktadır. Ancak bu Kimyasallar toprak kirliliğine neden verimliliği artırmak için kullanılır. Bu konu ile ilgili kişi dünyanın dört bir çevrenin Geliştirilmesi için ve Çevre kirliliğini önlemek için toprak verimliliği korumak için dostu tarım sistemlerinin çalışır. Bu yoğun çalışma içinde olan geleneksel tarım sistemlerine alternatif olarak toprak ve ekosisteme olumsuz etkileri vardır Sürdürülebilir ve ekolojik tarım gibi üretim sistemleri için yapılır.
Ülkemizde Tarımsal üretim sürdürmek için, yeni bilgi ve teknolojileri ile çiftçilere destek gerekiyor.
Tarım Sürdürülebilirlik hareketli bir hedef gibidir. Tarımsal üretim biyolojik, fiziksel ve aynı zamanda çiftçilere arazi üzerinde art arda çevresinde yaşayan ekonomik, sosyal ve siyasal koşulları altında yaşayan değişen kimyasal şartların etkisi altında yapılır. Sürdürülebilir Tarım sistemleri alandan diğerine farklılık ve bir sezon diğerine farklılık aslında.
Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Derneği
Yukarıdaki gerçekleri, Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım ass. (1995) Sürdürülebilir tarım sistemleri odaklanan bir Gelecekte üretim planlarında çevre dostu olan kurulmuştur itibaren yeni bilgiler ve bulgular Bilimsel Araştırma ve uygulama sonucu için.
Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım ass., Tarımsal alanlar ve Çevre ile Sürdürülebilir Tarım Ürünleri dostu teknikleri, Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Derneği yenilenebilir enerji kaynakları kullanarak arazi ve 243 60.000 hektar temiz ve sağlıklı tarım ürünleri üretmek için 10 yıldır eğitim faaliyetleri performansı ticari şirketler ile.
Derneği'nin temel amacı:
Amacýyla ve farkındalığı arttırmak için Sürdürülebilir tarım konusunda üreticileri yetiştirmek ve Yöntemleri üretim esnasında hiçbir zarar çevre dostu tarım kullanmaya teşvik etmek. Yapmak için bu amaç ile eğitim ve danışmanlık faaliyetleri doğrultusunda. Derneğin kısıtlı imkanları nedeniyle, görüntüleme ve Yayım hizmetleri yaparken süzme bir.
Derneğin Amaçları aşağıda verilmiştir.
A-ve teşvik etmek, Sürdürülebilir Tarım, Hayvancılık ve üretim teknikleri ve Türkiye'de Kalkınma için GATT ve CAP AB paralelinde Katkıda yayılmaya.
B-ve Çevreyi korumak için) Türkiye'de tarım ekolojik (organik yaymak için, (İyi Tarım Uygulamaları), gıda güvenliği ve kalite yönetim sistemi konusunda eğitim çalışmaları yapmak üzere İTÜ Teşvik (ISO 22000, HCCP ve ISO 9001) ve bu konu ile ilgili araştırmalar yapmak ve sertifika sanırlar sürdürülebilirliği sağlamak için, laboratuar, atölye ve işyeri kurmak. Üretim, İthalat ve Sertifikalı tohum ve bitki, organik gübre ve biyolojik ürünlerin Dağıtımı yapmak için.
C-AB uyum süreci çerçevesinde İyi Tarım Uygulamaları, Tarımsal Mekanizasyon, modernizasyon ve teşvik, eğitim ve uygulama gerçekleştirmek için / Danışmanlık Hizmetleri tarım teknikleri alanında yapmak gerekli İşletmeler.
D-ve üretmek için (varsa) gerekli itibaren, katılmak için yardım almak ve Vakıf ve yasanın 10. maddesi tanımlanan Kuruluşları ile ortak projeler için küçük çiftçi, üretici ve consumers.To ortak sorunlara Akılcı çözümler uygulamak için 5,253 ve 5,072 hukuk belirtildiği. Yanında Vakfı, Kooperatif, ortaklık, Üretim ve Pazarlama Kuruluşları, sosyal yardım amaçlı tesis etmeyi ve teslim Kulüpleri promosyon ve pazarlar. Eğer bu gibi vakıfların girişimi Müdürü kendi Yönetim Kurulu üyesi olması için gerekli kurulan Vakıflar katılıyorum, için.
E-sağlamak ve / veya Tarımsal üretim, hasat, taşıma, depolama, işleme, paketleme ve Değerlendirme dönemde gerekli hizmetleri girişimi için.
F-kredi, teşvik ve Fon 'programları tarım uygulamaları ve çevrenin korunması için Kamu Kuruluşları ve Uluslararası resmi kurumlar tarafından desteklenen nedeniyle veya dahil etmek ve üye olmak için üye ve Türkiye'de çiftçilerin yararına koşulları sağlamak Uluslararası Kuruluşlar ve Vakıf Federasyon ve konfederasyonlar gibi.
G-Bir Sivil Toplum Kuruluşu olarak, kuruluşların Ulusal ve Uluslararası federasyonların Tarımsal alanda kurulmuş gibi bir Müdürü Yönetim Kurulu olarak katılmak.
H-ve üyelerin angajmanları ortak görüş oluşturmak için iletişim yollarını bulun. Periyodik olmayan veya süresiz yayınlar yapmak için.
I-yiyecek, giyecek, diğer mal ve hizmetler, Kısa Vadeli Krediler gibi ihtiyaçlarını sağlamak için bir anket Dayanışma kurmak.
J-, kayıt programları ve üyelerinin çalışmaları için yöntemler geliştirmek için üyeler arasında bilgi alışverişi için.
K-, onlardan faydalanmak için en etkili yolu incelemek için yönetici, büro personeli ve diğer hizmet görevlilerinin dernek çalışan, ofis, atölye ve Laboratuvarları için eğitmek.
L-sürekli, Dernek hizmetlerini geliştirmek için üyeleri ile Tarım Ürünleri hakkında yararlı çalışmalar yapmak, teşvik etmek ve Sözleşmeli tarım ürünlerinin üretimi için üretici Örgütlenme. , Desteklemek, teşvik etmek ve Şirket Kurulması yardımcı olmak ve bu amaçla şirketlerine liderlik.
M-tur, fuar, çay, balo, Seminer, panel, konferans gibi yeni üye kazanmak için üyeler arasında dayanışmayı artırmak ve hizmetlerini tanıtmak yaymak, ulusal ve Uluslararası özellikler katılmak için Toplantılar ve tesisleri düzenlemek için Derneğin amacı.
N-araçları ve tesisleri derneğin amacı nedeniyle yapım için gerekli ekipmanları sağlamak. Dayanışma içinde Ulusal ve Uluslararası fon ve Kurumların bu sağlamak için birlikte olmak.
O-ürünleri Organik Tarım ve Türkiye'de GAP teknik uygulama teknikleri ile üretilen planlanmaktadır için standartlara sertifika AB içinde kabul edilebilir ve Uluslararası sağlamak.
P-ve kurmak için Organik Tarım ve İTÜ tesis Yönetmeliği uyarınca labarotories çalışmak.
R-vermek için kurslar düzenlemek için üretici ve organik tarım ve iyi tarım uygulamaları ve teknikleri öğretim amacýyla Dernek üyelerine ders. Ve kurslar düzenlemek için vermek eğitimlerini geliştirmek amacı çağındaki çocukların okula dersler.
S-ve yapmak için Tarımsal ürün güvenliği yaymak ve satış geliştirme çalışması için.
T-Tarımsal konularda, İhtisas komisyonları kurmak için araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmak için.
U-Türkiye temsilcisi şube veya merkez teşkilatında ek olarak diğer ülkelerde Açmak için.
Ü-Platformları hedef ve Dernek Faaliyetleri veya bu platformlarda dahil nedeniyle kurmak.
Politikalar DÜNYA izlenecektir
Gelişmiş ülkelerin başında Sürdürülebilir tarım başlamıştır 1900's. "Uluslararası Sürdürülebilir Tarım Birliği" ve "Uluslararası Organik Ürün Hareketleri Örgütü" ama birinci ve ikinci dünya savaşı nedeniyle başlamıştır, bu tesisleri durma noktasına geldi. Sonra İkinci Dünya Savaşı tesisleri yeniden başladı. Bugün "Sürdürülebilir Tarım Birliği (SAA)" ABD ve "Uluslararası Organik Ürün Hareketleri İzleme Organizasyonu (IFOAM)" Sürdürülebilir Tarım Almanya'da çalışma Tarımsal üretim, temiz üretim ve temiz ürünleri.
Türkiye 1996 Uluslararası Makarnalık olan "Sürdürülebilir Tarım Çiftçi Dayanışma Derneği" olan Türkiye, 1996 yılında bu konuda çalışma için kurulan tesis çalışmalarında görevini ve 2004 yılında "Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Derneği" yeni görev bakmakta kurulan tamamlandı AB dönem.
Amacýyla, kendi alanındaki konular hakkında bilgi üreten Çiftçiler ve Tüketiciler Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım ile ilgili farkındalığı artırmak ve yayın çalışmaları ile kendi üyeleri, Çiftçiler ve Tüketiciler hizmet, projeler üretmek ve Danışmanlık Hizmetleri vermektedir.
Politikalar TÜRKİYE izlenecektir
Özellikle 1960 sonrasında, Türkiye gelişmekte başlamış olup, Sanayileşme ve Kentleşme. Gelecekte de bu hızla devam edecektir. Haziran ayında, 1992 Çevre ve Kalkınma Konferansı BM Rio de Jeneiro, Brezilya yapıldı. Konferanstan sonra bir deklarasyon "Gündem 21" çıktı. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Türkiye Gündem 21 Ulusal Çevre Eylem Planı "olan Gündem 21" sorumluluk içinde "ve 1996 yılında bitirdi ve yayınlanan" üzerinde çalışmaya başladı.
Bu proje sonra, "hazırlanması ve Türkiye'nin Ulusal Gündem 21 projesi" yerine Çevre Bakanlığı tarafından hazırlanmıştır.
Hangi üretildiğini ve planlanan BM Ülkelere pazarlama Organik Yöntem Yönetmelikte bu faaliyetleri, TC Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı yayınlanan "Üretime" Aralık 1999 tarihinde Resmi Gazete'de sertifika paralel olarak Tarım Ürünleri ve Belgelendirme Hizmetleri tarafından ürün vermeye başlamıştır ve Türk yabancı ülkelerin şirketler. Organik Tarım Kanun ve Yönetmelikler bu 2004 Aralık ayında, "sonra Tarım Bakanlığı tarafından yayınlandı.
Türkiye biz bitkisel ürünlerin ihracatında önemli sorunları ile özellikle tarım kimyasalları gibi Karşı Karşıya. Bu etkileri türk bitkisel ürünlerin görüntü olumsuz ve zor gelişmiş Avrupa ülkelerine bahçe ürünlerini satmak için yapar.
Büyük perakendeci kuruluşlar (süper ve hipermarketler) AB ülkelerinde ürünlerin bu ülkelerde üretilen için Asgari Standartları tanımlanmış ve kendi Tüketiciler için sağlıklı tarım ürünlerinin tüketimi sağlamak olarak tarım ürünleri ithal. Protokol EUREPGAP Avrupa Perakendeci Üretici Grubu 1999 yılında hazırladığı adlandırılmış.
Bugün büyük ve süper Hipermarket zincirleri kabul edilir ve bu protokol istedi. Gelecekte yeni bir AB Ülkeleri başta olmak üzere tüm bitkisel ürünlerin ithalatında gerekli bir belge olacaktır.
Bu protokol bizim Üreticiler ve İhracatçılar hızlı tarafından onaylanması gerekiyor ve bu gelişmelere precaution.Parallel almak gereklidir, "İyi Tarım Uygulamaları Yönetmeliği" Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından 2004 Eylül ayında bir Tarımsal üretim hiç sahip yapmak amacýyla yayımlandı çevre, sağlık, zarar, insan ve hayvan , gıda güvenliği saglayan Doğal Kaynaklar, izleme ve tarımın sürdürülebilirliğini korumak.
Türk Standartları Enstitüsü "Tarımsal Ürünler Standart Ekolojik yöntemlerle onun iş programında" 1998-1999 yıllarında Üretim ve Ekolojik Tarım Ürünleri Standartları Komitesi hazırlama komisyonu kurmaya hazırlanıyor koymak onun çalışma devam etmektedir tesisinin.
Temel Faaliyetler Derneği
1-Eğitim, Araştırma, Uygulama Projesi.
2-Yayın ve Danışmanlık, tanıtma ve bilgi verme.
3-ve İyi Tarım Uygulamaları İçin Proje Hazırlama Eğitim.
4-bilinçlendirme Toplantıları ve Çiftçiler ve Tüketiciler eğitim yapma.
5-Gıda güvenliği ve Gıda 2,200 standart üzerinde çalışma.
6-kuran ve üretici birlikleri teşvik etmek için projeler.
7-Fuarı, Sempozyum, Panel ve Kongreler.
8-Ulusal ve Uluslararası Çalışmalar ve Toplantılar.
A-Yönetim Kurulu: Hamdi DAĞ, Yusuf TUNA, Özer TOPSES Necla BİLGEN Dr Muzaffer Bumin, Mustafa ÖZTÜRK
B-Kurulu Controllors sayısı: Süleyman Bagatur, Başar NACIR, Üzeyir BİLEN
C-Proje Ekibi: Prof Dr Hikmet PEKCAN, Prof Ayşe BAYSAL, Prof Selahattin Mehdi, Öznur ŞAHİN
D-Researt ve Geliştirme Grubu: Mustafa Nevruz Sınacı, Doç. Dr Nermin AKYIL, Mehmet Şimşek, Mustafa KURT
E-Pazarlama Grup: Sürmeli Tarım A.Ş. Bolu-TÜRKİYE
F-Muhasebe Grubu: Turgut ÖNDER
G-Exitention ve Propaganda: Belgin ÖZER
H-Eğitim Goroup: Ülker PAMUK, M. Aşkın Sürmeli, Gül Sürmeli, Nizamettin BEKAROĞLU
P.S. Derneğimiz bir ekolojik - Köy Projesi 450 işletmelerin Oluşan hazırlanıyor

7 Ağustos 2008 Perşembe

DÜNYA DA VE TÜRKİYE'DE
SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM POLİTİKALARI
Hamdi DAĞ, Başkan
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı 1995 Rio de Jenerio’da, daha sonra adı “Dünya Ticaret Örgütü” olarak değişen Gümrük Tarifeleri Ticaret Anlaşmasını (GATT) İmzalamış ve bu anlaşma 1995 yılı Aralık ayında resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Söz konusu anlaşmanın tarım bölümünü okuyan Tarım ve Köyişleri Bakanlığında çalışam bir grup Ziraat Mühendisi, bu anlaşmanın, tarım sektöründe yaratacağı sorunları görmüş ve bu sorunların aşılabilmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bir dizi uygulama projeleri hazırlayarak sunmuşlardır.
Ancak zamanın üst yöneticileri bu anlaşmayı anlamadıkları için söz konusu projelerinde anlamamış ve kabul etmemişlerdir. Bunun üzerine bu küçük grup “ Sürdürülebilir Tarım Çiftçi Yardımlaşma Derneği” adı altında Bakanlıkta çalışan mühendisler ve Polatlılı birkaç aydın üretici ile Türkiye’de ilk defa sürdürülebilir kavramını kapsayan bir sivil toplum hareketi başlatmıştır.
GATT Anlaşmasının ile Türkiye’de tarım sektörünü mevcut üreticilerle sürdüremeyeceğini ve tarım sektöründe yeni aktörlerin yer alacağı bilindiğinden, Dernek mevcut üreticilerin varlıklarını devam ettirebilmeleri amacına yönelik olarak bu adı almıştır.
Derneğin amaçlar maddelerine bakıldığı zaman sürdürülebilirliğin tanımı ve koşullarının neler olduğu anlaşılmaktadır.
Dernek tüm canlılarda fıtraten var olan neslini devam ettirme iç güdüsünün, sosyal bir boyutu varlığından hareket etmiştir. Doğada var olan ve bildiğimiz tüm canlıların ilk ve temel görevleri kendi nesillerinin devamlılığını sağlamaktır. Darwinin önermeye çalıştığı gibi her canlı, doğada değişime uğrayarak bu günkü formlarını almıştır tezine karşılık, yaratılmış her canlı neslinin devamı için doğadaki ve yaşamdaki değişime uyabilmek, neslini devam ettirebilmek amacı ile sürekli değişim halindedir ve bu değişim devam etmektedir.
O halde sürdürülebilirlik yaşamın devamı ve devamının sağlanması olarak düşünülmelidir. Bu bir canlı olabileceği gibi, bir ülke,bir sosyal kurum, bir sektör ve bir işletme olabilir.
Tarım sektörünün sürdürülebilirliği, bu sektörün kullandığı tüm kaynaların sürdürülebilirliği ve sektör yaşayanlarının ekonomik sürdürülebilirliği ile mümkündür. Tarımın üretim kaynakları tarım toprakları, tarımsal su, güneş enerjisi, gen kaynakları, sermaye ve üreticidir.
Tarım topraklarının sürdürülebilirliği bu toprakların canlılığının, verimliliğinin korunması ve geliştirilmesi anlamını taşımaktadır. Toprağın bi zatihi kendisinin canlı olduğunu 1933 yılında Sovyet Bilim adamları tarafından ispat edilmiştir. Toprak oksijen tüketen bir canlıdır. Bu canlılık sayesindedir ki insan oğlunun işlemediği ve yaşamadığı alanlarda binlerce bitki yaşamakta ve barınmaktadır. Bilim hala toprakta var olan ve toprak alkalileri olarak sınıflandırılan Tantallar grubu elementlerin fonksiyon ve görevlerini çözememiştir.
Ancak 1848 yılında kimyasal gübrelerin tarım topraklarına atılması ile birlikte, tarım topraklarının bu canlılıkları yavaş yavaş yok edilmeye başlamıştır. Canlılar üzerinde en baskın gen tembellik genidir. Toprağa hazır olarak verilen kimyasal maddeler bu toprakta yaşayan canlılarım tembelleşmesine neden olmaktadır. Tembelleşme görev yapmadan uzaklaşmaya ve hazır besin maddelerini tüketmeye yönlendirmekte bunun sonucu olarak , hazır besin maddesi verilmemesi halinde bitkisel üründe verim alınmamasına neden olmaktadır. ABD’ de 125 yıllık çakılı deneme sonuçlarına göre, her 5 yılda bir, topraktan almakta olduğumuz verimi yakalayabilmek için kullanmakta olduğumuz kimyasalları 2 kat artırmak zorundayız. Bu bir taraftan ekonomik olarak üreticiyi zorlarken diğer taraftan da toprakların canlılığı her yıl biraz daha azaltmakta ve sonunda toprak ölmektedir. Bu gün kara alanlarında bu verimsizliğe düşen binlerce dönüm tarım toprağı vardır. Büyük ümitler bağladığımız GAP bölgesi sulama alanlarında da bu ölüm sorunu yaşanmaya başlamıştır. Aral gölü felaketi bunun en canlı misalidir.
Diğer taraftan insan oğlunun ulaşamadığı amazon ormanlarında bitki ve canlı gelişim hızı hala dünyanın en hızlı canlı gelişimidir. Ne su kültürü, ne tam otomatik atmosfer kontrollü seralarda bu bitki gelişimi bu hıza ulaşılabilinmiş değildir.
Bu veriler ışığında tarımsal üretimin ana kaynağı olan tarım topraklarımızın korunması, geliştirilmesi sürdürülebilir tarımın temel görevlerinden biridir.
İkinci temel kaynak sudur. Su tüm canlıların temel maddesi olup, bitkiler için ise ayrıca üretim aracıdır. Dünyamızda hızla tükenen en hayati değer temiz su kaynaklarıdır. Bir su küresi olan dünyamızın temiz su miktarı toplam suyun ancak %11’i dir ve bu kaynak karada yaşayan tüm canlılar tarafından paylaşılmaktadır. Bu paylaşım düşünülerek suyun doğru, yeterli ve zamanında kullanımı sürdürülebilir tarım için vazgeçilmez kurallardan biridir. Bir taraftan tarımda kullanılagelen kimyasalların toprak ve yer altı sularını kirletmesini önlemek, diğer taraftan bitki gelişimi için yeterli ve temiz suyun bitki kök bölgesinde en azından tarla kapasitesinde bulunmasını sağlamak zorunluluktur. Tarımda kullanılan bu suyun tuzluluğu ve asitliği bilinmelidir.
Bitkisel üretim bir taraftan suyu kullanmak zorunda olduğumuz bir sektör, diğer taraftan kirletilmiş suların temizlendiği doğal bir arıtma sistemidir. Bu sistem sanayi ve yanlış tarımsal uygulamalarla kirletilmiş suyun tekrar kullanılabilir suya dönüşümünü sağlamaktadır. Su temizleyen bataklık bitkileri ve bunların içinden insan tüketimine uygun çeltik, şeker kamışı tarlaları ağır metaller nedeni ile kirletilmiş suyun içindeki ağır metalleri tohum kavuzlarında tutup biriktirerek, suyun temizlenmesini sağlamaktadır. Sürdürülebilir tarımda bir taraftan suyu doğru ve rasyonel kullanmak, diğer taraftan, kirletilmiş suların temizlenerek yeniden kullanımını sağlamak gibi bir işlevi vardır.
Güneş enerjisi Dünyamızın tek enerji kaynağıdır. Bütün enerjiler bu kaynaktan türemişlerdir. Bu enerjiyi kullanarak bu enerjiden madde içinde depolanabilir enerjiyi yaratma görevi bitkilerindir. Dünyamızın güneş etrafında 365 günde bir tür atmasının yarattığı mevsimlerin bir benzerini güneş sistemi novanın etrafında 5 milyon yılda bir yapmaktadır. Etkisini bu yıllarda hissettiğimiz global ısınma önümüzdeki yıllarda daha da artacaktır. Çünkü güneş sistemimiz novaya yakınlaşan yörüngededir. BU değişim doğal olarak dünya ikliminin yer değişimine neden olacaktır. Dönenceler kuzey ve güney yarım küreye doğru ilerleyecek ve bu gün kuzey Afrika da var olan hava olayları önce Akdeniz sahillerimize sonrada kuzeye Karadeniz sahillerimize kadar çıkacaktır. Bu iklim değişikliği önce böceklerin sonra hayvanların ve en sonrada bitki örtüsünün değişimine neden olacaktır.Ekvatordan, kuzey ve güney kutbuna kadar tüm iklim koşullarında yaşayabilen tek canlı insan olduğuna göre, diğer bütün canlılar bu değişime göre yeni yaşam alanları için göç edecekler ve dünyanın yaşam alanları değişecektir. Bunu önlemek ve durdurmak mümkün olmadığına göre, sürdürülebilir tarım için değişen iklim koşullarına göre bitki pateni nin değişimine hazırlanmak zorunda olacağız.
Tarım sektörü doğada var olan gen kaynaklarını kullanarak üretim yapmaktadır. Ülkemiz bu gen kaynaklarından en önemlilerinden biridir. Ancak son yıllarda Kuran’da yaratan açıkça “Benim Yarattıklarımın Şeklini değiştirmeyin” diyerek uyarmasına rağmen, genetiği değiştirilmiş tohumların üretimi ve ticareti artmaktadır. Sürdürülebilir tarım var olan gen kaynaklarını korumayı ve geliştirmeyi temel ilke edinmiştir. Mevcut genlerin melezleri ile üretimin artırılması ve/veya dayanıklı türlerin üretilmesi ile bu karıştırılmamalıdır. Melezlik doğa da mevcuttur ve doğanın bir parçasıdır. Ancak gen transferi ve mutasyonlar doğaya aykırıdır.
Her sektörde olduğu gibi tarım sektöründe de sermaye üretimin ayrılmaz bir parçasıdır. Sermayeyi yaratmak, tüketebildiğimizden daha fazlasını üretebilmekle mümkündür. Doğal olanı da budur. Ancak başkaları tarafından yaratılmış değerleri ele geçirerek sermaye büyütmekte mümkündür. Avrupa kıtası köleliğin yasaklandığı 1930 yılına kadar en büyük sermeye birikimini, köle ticareti ve sömürge ülke kaynaklarının sömürülmesi ile elde etmiştir. Biriken bu sermaye bu gün tüm dünya ya empoze edilmeye çalışılan globalizmin, global ekonominin doğuşuna sebep olmuştur. Biriken ve harcama yeri olmayan sermaye yeni üretim kaynakları aramış ve gelişme yolunda olan ülkelerde kullanılamayan (sermaye eksikliklerinden dolayı) kaynaklarını kullanmak için 1995 yılında yapılan DTÖ Anlaşmasının yarattığı hukuk çerçevesinde bu kaynaklara ulaşmıştır.
Sürdürülebilir tarım üreticinin sermaye birikimini sağlayabilecek, maliyetleri minimize eden ve ürünün Pazar değerini artıran teknikler geliştirmektedir. Az toprak işleme, toprağı devirmeden işleme, kimyasallar yerine doğru ve doğal girdiler kullanma, hayvancılık sektörü atıklarının bitkisel üretimde, bitkisel üretim atıklarının hayvansal üretimde kullanılabilirliğini geliştirme. İz elementlerin kullanımlarını artırmakta, doğal mikroorganizmalarla toprak verimliliğini artırmak ve rasyonel ürün münavebesi ile tarımda maliyetleri düşürüp, sermaye birikimini sağlamaya yönelik çalışmalar yapmaktadır.
Bu çalışmalar ile üreticiyi toprağına ve kaynaklarına sahip çıkabilme gücü ve bilgisine ulaştırmaya çalışmaktadır. Aksi takdirde bu kaynaklar yine sermaye gücünün eline geçecek ve üretici bir zamanlar kendine ait bu topraklarda işçi olarak çalışan sıradanlığa düşecektir.
Sürdürülebilir tarımın en çok önem verdiği kaynak bizatihi üreticinin kendisidir. Üretici üretim kaynağı olarak toprağını, bilgi ve tecrübesini ve sermayesini koyarak geçimini sağlamaya çalışan bir müteşebbistir. Öyle bir müteşebbistir ki tüm kaynaklarını üstü açık bir fabrikaya yatırmakta ve tüm yaşamını bu fabrikada üreteceği, miktarı ve fiyatı belli olmayan, pazarı belirsiz üretime bağlamaktadır.
Sürdürülebilir tarım işte bu üreticileri eğitmek, bilgilendirmek, örgütlemek, belirsiz pazarı belirgin hale getirmek ve yatırıma başlamadan bu yatırımın sonunda ne kazanabileceğini bildirmek görevini üstlenmektedir.
Sürdürülebilir tarımın ulaşımı en zor hedefi budur. Bu hedefe ulaşabilmek için üreticilerde davranış değişikliği kazandırılmalıdır. Bu değişiklik bir nesille olmamaktadır. En az üç nesil bu çalışmaların devam ettirilmesi zorunludur.
Sürdürülebilir Tarım derneği kurulduğu ilk yıl “ Türkiye Sürdürülebilir Tarım Sempozyumu” yaptığında yani 1996 yılında 2005 yılında Türk tarımının içine düşeceği durumu, üreticinin çarpacağı kayayı ve Devletin desteklemelerle yapmak zorunda kalacağı düzenlemeleri bildiri ve datashow olarak sunmuştu. Ne yazık ki o gün sunulan bildiri bu gün gerçekleşmiştir. 1996 yılından beri eğitim, bilgi ve destek verdiğimiz üreticilerin çocuklarının bu çabaya devem ettiğini görmekteyiz. Bu sürdürülebilir Tarımın planlandığı gibi geliştiğini ve büyüdüğünü göstermektedir. Sabır ve heyecanla bu çalışmalar devam edecektir. Bir nesil daha bu konularda bilgilenecek ve yetişecektir.
(*) Yararlanılan kaynaklar :
1) M. Aşkın SÜRMELİ, Ziraat Yüksek Mühendisi, Bolu SYDD Başkanı
2) Dr. Muzaffer BUMİN, Ziraat Yüksek Mühendisi, STD Başkan Yardımcısı.

29 Temmuz 2008 Salı

SÜRDÜRÜLEBİLİR VE EKOLOJİK TARIM DERNEĞİ
Sürdürülebilir tarım, genetik çeşitlilik, toprak, su, güneş gibi tarımsal üretim kaynaklarının kullanımı ve çiftçilerin ekonomik olarak tarımsal işletmesini devam ettirebileceği bir tarım tekniğidir
Ülkemizde endüstriyel alandaki gelişmelere bağlı olarak, hızlı nüfus artışı ve kentleşme sonucu katı, sıvı ve gaz halinde oluşan sanayi ve evsel atıkları toprak, su ve hava gibi çevrenin temel unsurlarının kirlenmesine neden olmaktadır. Doğayı ve doğadaki tüm canlıların geleceğini tehdit eden bu zararlı etkiler tarım yapılan alanlara da sıçramıştır. Ayrıca bitkisel üretimdeki teknolojik gelişmelere paralel olarak tarım topraklarına aşırı gübreleme ve ilaçlama yapılmaktadır. Ancak verimliliği artırmak için yoğun olarak kullanılan bu kimyasallar toprak kirliliğine neden olmaktadır. Çevre kirliliğini önlemek ve tarım topraklarının verimliğini korumak için tüm Dünyada bu konu ile ilgili çevreler, çevre dostu tarım sistemlerinin geliştirilmesi için çalışmaktadırlar. Bu amaçla geleneksel tarım sistemlerine alternatif olarak toprak ve ekosisteme olumsuz etkileri olmayan sürdürülebilir ve ekolojik tarım gibi üretim sistemleri üzerinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Ülkemizde tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak, çiftçilerimizi yeni bilgi ve teknolojilerle mutlaka desteklenmesi gerekmektedir.
Tarımda sürdürebilirlik hareket eden bir hedef gibidir. Tarımsal üretim arazide biyolojik, fiziksel, kimyasal etkilerin altında yapılmakta ve tarımla uğraşanlar da sürekli değişen ekonomik, sosyal ve politik koşulların bulunduğu bir çevrede yaşamaktadırlar. Gerçekte sürdürülebilir tarım sistemleri tarladan tarlaya ve bir mevsimden diğerine farklılık göstermektedir.
Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Derneği
İşte yukarıda sözü edilen gerçeklerden yola çıkarak, geleceğe dönük olarak tarımsal üretim planlamalarında çevre dostu olan sürdürebilir tarım sistemleri üzerinde durulması, bilimsel araştırma ve uygulamalar sonucu elde edilen yeni bilgi ve bulguların, pratikte üreticiler tarafından uygulanabilirlik, sürdürülebilirlik prensipleri çerçevesinde uygulamaya aktarılması olanaklarının ortaya konulması noktasından hareketle Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Der.(1995) kurulmuştur.
Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Derneği, tarım alanlarında yenilenebilir enerji kaynakları ve dönüştürülebilir tarımsal girdi kullanımıyla çevre dostu tekniklerle, temiz ve sağlıklı tarımsal ürün üretimini sağlayan eğitim çalışmalarını yaklaşık yirmi bin hektar alan ve iki yüz kırk üç işletmede on yıldan beri uygulamaktadır.
Derneğin temel amacı:

Ülkemizde çevre dostu tarımı teşvik etmek amacıyla üreticileri sürdürülebilir tarım konusunda eğitmek, bilinçlendirmek ve üretim yaparken çevreye zarar vermeyen yöntemleri kullanmasını ve tüketecilere zarar vermeyecek üretim yapmasını sağlamak. Bu amaçları doğrultusunda eğitim ve danışmanlık çalışmaları yapmaktır.
Dernek kısıtlı olanakları nedeniyle bu çalışmalarını, görüntüleme ve yayma hizmetlerini yerine getirmekte zorlanmaktadır.
Derneğin amaçları aşağıda verilmiştir.
a-Türkiye’de sürdürülebilir tarım ve hayvancılık ve üretim tekniklerini yaymak, yaygınlaştırmak ve kalkınmaya katkı sağlamak,
b-Tarımsal üretim sürecinde çevreyi korumak ve ekolojik (organik tarımı) Türkiye’de yaygınlaştırmak, İTU (İyi Tarım Uygulamaları) nı, hayata geçirmek, Gıda Güvenliği konularında İSO 22000,HCCP ve ISO 9001, Kalite yönetim Sistemi konularında eğitim çalışmalarında bulunmak ve bu konularda belgelendirme çalışmaları yapmak, sertifika vermek ve sürdürülebilirliğini sağlamak , bu konularda ilgili lâboratuarlar, atölyeler ve tesisler kurmak ve kurdurmak. Sertifikalı tohum, fide ve fidan, organik gübre ve biyolojik mücadele ürünlerinin imal, üretim, ithal ve dağıtımını yapmak.
c-AB uyum sürecinde ITU (İyi Tarım Uygulamaları); Tarımsal mekanizasyon, modernizasyon ve Tarım Teknikleri alanında teşvik, eğitim ve uygulama/danışmanlık hizmetlerini yerine getirmek ve gerekli teşebbüsleri yapmak.
d-Küçük çiftçi, üretici ve tüketicilerin ortak problemleri için rasyonel çözümler üretmek, uygulamak ve uygulatmak. 5253 Sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde tanımlanan ve 5072 Sayılı Kanunla öngörülen kurum ve kuruluşlardan gerektiğinde yardım almak, iştirak ve işbirliğinde bulunmak, ortak projeler oluşturmak; Ayrıca, Vakıf, Kooperatif, ortaklık, üretim ve pazarlama organizasyonları, sosyal amaçlı ürün temin, tanıtım ve dağıtım kulüpleri, marketler kurulmasını sağlamak. Kurulu olanlara katılmak, gerektiğinde teşebbüs halindeki benzer kuruluşlarda “kurucu” sıfatıyla yer almak.
e-Tarımsal üretim, hasat, toplama, nakil-taşıma, depolama, muhafaza, ambalajlama ve değerlendirme sürecinde gerekli hizmetlerin yerine getirilmesini temin etmek ve/veya teşebbüslerde bulunmak,
f-Kamu kurum ve kuruluşlarınca, Uluslararası Resmi Kurum ve Kuruluşlarla hükümet dışı organizasyonların Tarımsal uygulamalara ve çevre korunmasına ilişkin Kredi Teşvik ve Fon’ların destekleme programları çerçevesinde, üyelerin ve Türk çiftçilerinin menfaatlerini kollayıcı şartları yaratmak, yaymak, Federasyon ve Konfederasyon gibi ulusal ve uluslar arası üst ve eş tarım kuruluşları ve organizasyonlara üye olmak ve katılmak.
g-Sivil toplum kuruluşu olarak tarımsal alanda kurulu Ulusal ve Uluslar arası üst Federasyon gibi organizasyonlara katılmak. Kurulu değilse, kurucu sıfatıyla teşebbüslerde bulunmak.
h-Üyelerle ilgili uğraşlar hakkında ortak görüşleri oluşturabilmek ve iletişim yolları bulmak. Süreli veya süresiz yayınlar yapmak.
i-Üyelerinin yiyecek, giyecek gibi zaruri ihtiyaç maddelerini ve diğer mal ve hizmetlerle kısa vadeli kredi ihtiyaçlarını karşılamak için ‘yardımlaşma ve dayanışma amaçlı’ sandık kurmak. Lokal açmak.
j-Üyelerin işletmeleri için muhasebe kayıt program ve metotları geliştirmek, üyeler arasında bilgi alışverişinde bulunmak,
k-Dernek, büro, atölye ve laboratuvarlarda çalışan yönetici, büro personeli ve diğer hizmet görevlilerinin eğitimlerini yapmak ve/veya yaptırmak, bunlardan en verimli şekilde istifade etmenin yollarını araştırmak,
l-Dernek hizmetlerini sürekli geliştirmek, üyeler ile tarım sektörüne faydalı çalışmalar yapmak, Sözleşmeli tarım ürünleri yetiştirmek, üreticileri teşvik ve organize etmek. Bu amaçla teşkil edilecek şirket ve kooperatiflerin kurulmasını desteklemek, teşvik etmek, yardımcı olmak. Bu tür kurum, kuruluş ve organizasyonlara öncülük ve önderlik yapmak.
m-Dernek üyeleri arasında dayanışmayı artırmak ve yeni üyeler kazanmak, hizmetlerini tanıtmak, yaymak amacı ile yemek, gezi, fuar, çay, balo, seminer, panel, konferans gibi toplantılar ve etkinlikler düzenlemek, dernek amaçlarına uygun ulusal ve uluslararası etkinliklere katılmak,
n-Dernek amacına uygun faaliyetleri yürütebilmek için ihtiyaç duyulan taşıt, araç, gereç, eşya, ekipman ve donanımı sağlamak. Bunların temin ve tedariki konusunda ulusal ve uluslar arası özel ve resmi fon, kurum ve kuruluşlar ile yardımlaşma ve dayanışma içinde olmak.
o-Türkiye’de organik Tarım ve İTU Tekniği uygulamaları ile üretilmesi planlanan ürünlere AB ve uluslararası standarda uygun sertifika verilmesini sağlamak, bunun için gerekli izni almak ve uygulamak,
p-Organik tarım ve İTU Yönetmeliğine uygun tesis, laboratuvar kurmak ve işletmek,
r-Üreticilere ve Dernek üyesi çiftçilere Organik Tarım (OT) ve İyi Tarım Uygulamaları (İTU) tekniklerini öğretmek amacı ile kurslar düzenlemek, ders vermek, derslikler kurmak. Okul çağındaki çocuklarının eğitimlerinin geliştirilmesi ve yetiştirilmesi amacı ile kurslar düzenlemek, ders vermek ve derslikler kurmak,
s-Tarımsal ürün sigortalarını yapmak/yaptırmak, yaymak ve sigortacılığı geliştirmek için çalışmalarda bulunmak.
t-Tarımsal Konularda araştırma ve geliştirme (AR-GE) çalışmaları yapmak, yaptırmak, ihtisas komisyonları kurmak,
u-Dernek merkezi haricinde yurt içinde veya yurt dışında temsilcilikler açmak.
ü-Dernek amaç ve faaliyetleri doğrultusunda plâtformlar oluşturmak veya kurulu plâtformlara katılmak.
Dünyada İzlenen Politikalar

Gelişmiş ülkeler sürdürülebilir tarım konusuna 1900'lü yılların başında başlamış, "Uluslararası Sürdürülebilir Tarım Birliği" ve "Uluslararası Organik Ürün Hareketleri Organizasyonu" hareketleri başlamış Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının araya girmesi üzerine bu başlayan hareketler sekteye uğramıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle hareket tekrar başlamıştır. Günümüzde merkezi ABD'de olan "Sürdürülebilir Tarım Birliği (SAA)" ve Merkezi Almanya'da olan "Uluslararası Organik Ürün Hareketleri İzleme Organizasyonu (IFOAM)" tarımsal üretimde Sürdürülebilir Tarım, temiz üretim ve temiz ürün çalışmalarını sivil toplum örgütleri olarak yapmaktadırlar. Türkiye'de 1996 yılında bu konuda çalışmak üzere Uluslararası Statüde kurulmuş olan "Sürdürülebilir Tarım Çiftçi Yardımlaşma Derneği" misyonunu tamamlamış ve 2004 tarinde misyonunu yenilemek üzere kendini fesh etmiş ve hemen akabinde yeni açılımlara olanak verecek şekilde AB sürecini de göz önünde bulundurarak Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım Derneği olarak yeni misyonla hayatını sürdürmektedir.. Derneğimiz, sürüdürlebir ve ekolojik tarım konularında çiftçi ve tüketiciyi bilinçlendirmek amacıyla tüzüğünde belirtilen konularında bilgi üretmekte ve yayım çalışmalarıylada başta üyelerine, çiftçi ve tüketicilere hizmet vermekte olup projeler üretmekte,danışmanlık hizmetleri sunmaktayız..
Türkiye'de İzlenen Politikalar
Türkiye, özellikle 1960 yılından itibaren hızla gelişmekte, sanayileşmekte ve kentleşmektedir. Bu süreç önümüzdeki dönemlerde de hızlanarak devam edecektir. 1992 yılı Haziran ayında Brezilya’ nın Rio de Jeneiro kentinde BM. Çevre ve Gelişme Konferansı yapılmıştır. Konferans sonunda deklere edilen bir eylem planı yani "Gündem 21" ortaya çıkmıştır. DPT Gündem 21 'in getirdiği yükümlülüklerden biri olan "Türkiye Gündem 21" Ulusal Çevre Eylem Planı çalışmalarına başlamış ve 1996 yılında çalışma tamamlanarak yayınlanmıştır. Bu çalışmanın akabinde Çevre Bakanlığı tarafından "Türkiye Ulusal Gündem 21 Hazırlanması ve Uygulanması Projesi" hazırlanmıştır.
Bütün bu çalışmalara paralel olarak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Türkiye'de üretilen ve AB. Ülkelerine pazarlaması planlanan tarım ürünlerinin sertifikalandırılması için "Organik Yöntemle Üretilmiş Ürün Yönetmeliği"ni Aralık 1994 de Resmi Gazete' de yayımlanmış ve Ürün Sertifikalama hizmetleri Türk ve Yabancı Ülke Firmalarınca verilmeye başlanmıştır. Daha sonra Tarım Bakanlığınca Aralık 2004 tarihinde Organik Tarım Kanunu ve yönetmeliği Çıkarılmıştır.
Ülkemiz son yıllarda bahçe ürünleri ihracatında özellikle tarımsal ilaç kalıntıları bakımından önemli sorunlar ile karşılaşmaktadır. Bu durum, Türk bahçe ürünlerinin imajını olumsuz bir şekilde etkilemekte ve ülkemizin gelişmiş Avrupa ülkelerine bahçe ürünleri satabilmesini zorlaştırmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerindeki büyük perakendeci kuruluşlar (süper ve hipermarketler) kendi toplumlarının sağlıklı tarımsal ürünler tüketimini temin etmek için bu ülkelerde yetiştirilen ve dışarıdan ithal edilen tarımsal ürünlerde aranan minimum standartları yeni bir düzenleme yaparak belirlemişlerdir.
EUREPGAP adı verilen bu protokol Avrupa Gıda Perakendecileri (The Euro Retailer Producer Group) tarafından 1999 yılında hazırlanmıştır. Bu protokol, bugün belli başlı süper ve hipermarket zincirleri tarafından kabul edilmekte ve istenmekte olup yakın gelecekte özellikle Avrupa Birliği ülkelerine ithal edilecek tüm bahçe ürünlerinde uyulması gerekli bir ön koşul haline getirilecektir. Bu protokolün hızlı bir şekilde üreticilerimiz ve ihracatçılarımız tarafından benimsenerek gerekli önlemlerin acilen alınması gerekmektedir.
Bu gelişmelere paralel olarak Tarım Bakanlığınca Eylül 2004 tarihinde çevre insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyen bir tarımsal üretimin yapılması, doğal kaynakların korunması, tarımda izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik ile gıda güvenliğinin sağlanması amacıyla ‘İyi Tarım Uygulamaları Yönetmeliği yayınlanmıştır.
Türk Standartlar Enstitüsü 1998-1999 yılı iş programına "Ekolojik Yöntemlerle Üretilmiş Tarım Ürünleri Standardı Hazırlanması" etkinliğini koymuş ve bunun için Ekolojik Tarım Ürünleri Hazırlık Standartları Daima Komitesini kurmuştur. Komite çalışmalarına devam etmektedir
.
Derneğin Temel Faaliyetleri
1-Eğitim,Araştırma,Uygulama ve proje Çalışmaları
2-Yayım Çalışmaları ve Danışmanlık,tanıtım ve bilgilendirme
3-İyi Tarım Uygulamaları,Organik Tarım,projeleri ve eğitimleri
4-Çiftçi ve Tüketici Bilinçlendirme toplantıları ve eğitimleri 5-Gıda Güvenliği ve ,Gıda 22000 standardı Çalışmaları
6-Üretici Birliklerinin kurulması ve Yaygınlaştırılması.Projeleri
7-Fuar,Sempozyum, Panel ve Kongreler
8-Ulusal ve uluslar arası çalışmalar ve toplantılar
Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA: "Tarımımız Uluslarüstü Sermayenin Büyük Tehdidi Altındadır..."
STD&USİAD (29.07.2008)
Türkiye tarımının güçlü ve zayıf yanları nelerdir?Kırsal alanda kullanılmayan geniş bir iş gücü söz konusu. Tarımsal araştırıcılar da sayı ve nitelikçe zengin. Su kaynaklarının zenginliği; çok değişik agroekolojik bölgelerin varlığı, çok sayıda ürün yetiştirme olanağı yaratıyor. Bazı bölgelerde endüstriyel girdi kullanımının düşüklüğü, organik ve sürdürülebilir tarım potansiyelini arttırıyor. Ayrıca dünyadaki önemli zengin tüketici kütlelerine yakınlık gibi tüm bu etkenler Türkiye tarımının güçlü yanlarını oluşturuyor.Türkiye tarımının zayıf yanlarını ise; kooperatifçilik başta olmak üzere örgütlenmenin geri oluşu; küçük ve parçalı işletmelerinin çoğunluğu oluşturması; buna karşın başta hayvancılık olmak üzere bazı üretim alanlarında maliyetin yüksek ve verimin düşük olması; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kamu hizmetlerindeki bütçe darlığı; pazarlama sisteminde tekellerin varlığı ve bu tekellerde yabancıların ağırlığının giderek arması olarak sıralayabiliriz.Bugün Türkiye tarımı ne tür fırsatlarla ve tehditlerle karşı karşıya?Türkiye tarımındaki fırsatlar, yakın pazarlara sebze meyve ihracatının artırılabilmesi olanağı; sulanan alanları hızla artırabilecek olmamız; endüstriyel tarımın gelişmediği yerler başta olmak üzere organik ve sürdürülebilir tarım seçeneklerini hızla artırabilecek olmamız; geniş araştırıcı varlığını harekete geçirerek tarım teknolojilerinde hızlı gelişmeleri sağlayabilme kapasitemizdir.Tehditleri şöyle sıralayabiliriz: Küreselleşmenin dayatmaları ile hayvancılık başta bazı üretim dallarının çöküşü; piyasayı çoğu yabancı gıda, tarım ve girdi sanayisi tekellerinin ele geçirmesi; endüstriyel tarımın hakimiyeti ele geçirerek çevreyi ve ürünleri kirletmesi ve çiftçiler ve tüketiciler üzerinde hegemonya oluşturması; orman yangınları, aşırı otlatma vb. yollarla orman ve meralarda tahribat ve erozyonun şiddetlenmesi; tarım topraklarının konut ve sanayi tarafından ele geçirilmesi; kentlere aşırı göçün yoğunlaşması.1999 yılında uygulanmaya başlayan “Tarım Reformu”nun sonuçları ne oldu?1980 sonrası gelişmiş batılı ülkeler büyük miktarlarda stok oluşturdukları tarım ürünlerini ihraç etmek için kendi aralarında rekabet yaptılar; bazen tarım ürünlerini politik silah olarak kullandılar. En sonunda üretimi kısmak ve düşen ihraç fiyatlarından kurtulmak istediler. İşte bu istek Dünya Ticaret Örgütü’nün, IMF’nin ve Dünya Bankası’nın harekete geçmesine yol açtı. Bizim gibi borçlu ülkelere tarım üretimini kısacak tarım politikaları önermeye başladılar. Nitekim Türkiye’de 2000’li yıllardan itibaren adı “Tarım Reformu Uygulama Projesi” olan ancak Tarım Bakanlığı bürokratlarının ve akademisyenlerin İngilizce kısaltması olan ARIP (Agricultural Reform Implementation Project) diye söz ettikleri bir tarım politikası uygulanmaktadır. Bunun asla reform olmayıp temel amacının tarım üretimimizi kısmak olduğu açıktır.Bu projenin dört ayağından biri olan “Doğrudan Gelir Desteği” denilen (Kısaca DGD deniyor) uygulama, üreticiye dekar başına bir ödenti yapılmasını öngörmektedir. Ürünlerin ticaretini yapan dışa bağımlı firmalar bundan çok memnundur çünkü düşük fiyatlardan almak mümkün olmaktadır. Gelişmiş batılı ülkelerdeki tarım tekelleri memnundur, böylelikle bu ürünleri bize ihraç edebilmektedirler. Bunun sonucu ürün fiyatları desteklenmediğinden üretim gerilemektedir. Bu gerilemeyi Dünya Bankası’nın kendi raporları bile kabul etmektedir. Dünya Bankası’nın “Türkiye Tarım Reformu (1999-2002) Sonuçları Değerlendirmesi” adlı raporunda verilen bilgilere göre Türkiye’de 1999-2002 aralığında tarımsal GSMH 27 milyar dolardan 22 milyar dolara düşmüştür ve hektar başına üretim değeri ( dolar olarak) yüzde 28 azalmıştır.Bütün bu sonuçlara rağmen Türkiye’ye nerede ise tek politika olarak DGD’yi dayatan gelişmiş ülkelerin kendileri fiyat desteklemelerine devam etmektedirler. Nitekim ABD sadece pamukta üreticilerine 4 milyar dolar destek yapmaktadır. ABD 1998–2000 ortalaması olarak yılda 50,88 milyar dolar üretici desteği yapmıştır.Dünya Ticaret Örgütü’nün kararları da Türkiye tarafından kabul edildi. Uygulamaya baktığınızda DTÖ kararlarının sonuçları için neler söyleyeceksiniz?Dünya’da ve Türkiye’de kırsal kesim ve tarım; neo-liberalizmin büyük tehdidi altında. Türkiye köylülerinin büyük bir kısmının kentlerde iş bulamayacağı bilindiği halde, tarımı bırakması isteniyor. Buğday, et, süt üreticileri başta olmak üzere birçok köylü, düşük verimler nedeniyle bu tehdidin merkezinde. Dünya’da var olduğu iddia edilen “serbest ticaretin” bütün sorunlarımıza çözüm bulacağı, buğday, et, süt ithal edilerek, meyve, sebze ihraç edilerek küreselleşmeye uyum sağlayabileceğimiz iddia edilmekte.Neo-liberalizm ve şirket küreselleşmesi sadece çiftçileri veya tarım işçilerini değil bütün tüketicileri tehdit etmektedir. Öncelikle gerçekte olmayan “serbest rekabet” değil “besin egemenliği” (food sovereignty) temel ilke kabul edilmelidir. Dünya Bankası veya Avrupa Birliği’nin dayatmaları kabul edilmemeli, her ülkenin -bu arada Türkiye’nin de- tarımsal sistemlerini korumak ve kendi gıda ihtiyacını karşılamak hakkına sahip olduğu kabul edilmelidir. Bu kabul edilmediği, gümrüklerimiz açıldığı takdirde örneğin Doğu Anadolu’da ve Güneydoğu Anadolu’da toprak sahibi olan çiftçiler AB rekabeti ile hayvan besleyemez, buğday üretemez hale geleceklerdir. Besin egemenliği, içine kapanma, otarşi değildir. Uluslararası ticaret herkese yarar getirecek şekilde yapılmalıdır. Ancak her ülke kendi tarım sistemini yıkımdan koruma hakkına sahip olmalıdır. Besin egemenliği bireylerin, toplulukların ve ülkelerin kendi besinlerini üretebilmeleri ve tarım politikalarını belirleyebilme hakkı olduğunu kabul eden bir düşüncedir. Bu göreli olarak yeni bir kavramdır ve yerel topluluk ve devletlerin işletme ve besin politikaları üzerinde daha çok kontrollerini öngörür. Besin egemenliği kavramı 1996–2002 yılları arasında Dünya Besin Zirvesi’nde aktif olan bazı sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına dayanmaktadır. Kendisini köylü kuruluşlarının uluslararası hareketi olarak tanımlayan Via Campesina dampinglere karşıdır ve Tarımsal Ticaret Enstitüsü gibi ABD merkezli sivil toplum kuruluşları ile birlikte kavramı tarımsal ticaretin liberalleşmesine karşı bir duruş olarak koymuştur. Besin egemenliği küçük ölçekli sürdürülebilir tarımı korumaya olan ihtiyacı vurgular. Bunu ulusal besin pazarlarını; dampingler gibi yolları kullanan adil olmayan ticaretten koruyarak, çiftçilerin toprak ve kredi gibi kaynaklara sahip olmasını geliştirerek, genetik, toprak ve su kaynakları üzerindeki haklarını, şirketlerin haklarına karşı koruyarak yapar.AB ile ilişkilerimizde tarım konusu gündeme getirilmiyor oysa AB üyesi ülkeler arasında da tarım konusu önemli bir yer tutuyor...Avrupa Birliği hem ABD ile yarışan bir bölge gücüdür. Hem de Türkiye’den bölgedeki çıkabilecek çatışmalarda yaralanabilmek amacıyla tamamıyla vazgeçememektedir. Gümrük Birliği ile nerede ise Türkiye’den alabileceğinin azamisini almış bulunan AB Türkiye’nin bu süreç içinde daha birçok ekonomik ve politik tavizler vereceği beklentisi içindedir. Örneğin Türkiye’nin AB’ne katılımına ilişkin olarak AB tarafından hazırlanmış etki raporunda “Orta Doğu’da su, gelecek yıllarda artan bir şekilde stratejik bir konu olacaktır. Türkiye’nin katılımı ile su kaynaklarının ve altyapıların (Fırat ve Dicle su havzalarındaki barajlar ve sulama sistemlerinde, İsrail ve komşu ülkelerde sınır ötesi bir su işbirliği) uluslararası yönetiminin olması Avrupa Birliği için önemli bir konu olacağı beklenmektedir” denmektedir. Bunun işaretleri çoktandır görülmektedir. Sulama sistemlerinin aralarında AB su tekelleri de olmak üzere ulus-aşırı firmalarca ileri de özelleştirilmesi için şimdiden hazırlıklar gözlerden kaçmamaktadır. Sistemi tümüyle krize götürebilecek bir gelişmeyi önleyebilmek amacıyla AB ABD ile çoğu zaman Türkiye’nin aleyhine de işbirliği de yapmaktadır.AB Türkiye’den istekleri şu anda AB’de uygulanan tarım politikasına uyum değil, Türkiye’nin istedikleri gibi bir yapı kazanması için gerekenlerdir. Bu nedenle AB şu andaki büyük ölçüde fiyat desteklerine dayalı politikası yerine IMF önerilerine uymaya devam etmemizi salık vermektedir.Gelişmiş ülkelerde çiftçiliğin nitelik değiştirerek tarımsal faaliyetlerin büyük işletmeler tarafından yürütüldüğünü görüyoruz. Türkiye’nin koşulları büyük tarım işletmeleri için elverişli mi?Son on yıllarda elektronik başta olmak üzere öncü bazı üretim ve hizmet dallarındaki hızlı ve bütün yaşamı etkileyen değişimler bütün dünyada işsizlik oranlarının artmasına yol açmıştır. İşsizlik sorununun zaten hiç gündemden düşmediği ülkemizde bu gelişmeler nedeniyle tarım dışı sektörlerin istihdam yaratma kapasitesi haylice daralmıştır. Tarımdaki fazla nüfusun nereye gönderileceği ciddi bir sorun olmuştur. Geçtiğimiz 50 yıl içinde Batılı ülkeler yoğun emeğe ihtiyaç gösteren sanayileşme ile kırdan kente büyük bir nüfus göçünü gerçekleştirmişler; hatta bu da yetmemiş, Türkiye de dahil gelişmekte olan ülkelerden işgücü talep etmişlerdir. Bütün bu süreç bir daha dönmemek üzere bitmiştir. Bu süreci kaçıran Türkiye’nin, bugünün koşullarında aynı şeyi tekrar etmesi hayli zorlaşmıştır. Kentlerde işsizlik oranları haylice yüksektir. Uzunca bir süre kırdan kente göçeceklerin iş bulması çok zor olacaktır. Kentlerde bir kişiyi istihdam edebilmek için gereken yatırım hacmi hızla yükselmektedir. Kente göçenler için kamunun yapacağı kentsel altyapı yatırımları; buna ek olarak, göçenlerin konut için yapacağı harcamalar da büyük boyutlar tutmaktadır.Uzun dönemde tarımda küçük işletmeleri sayısal olarak aynen koruyan bir politika şüphesiz benimsenemez. Ancak Tayvan gibi bazı ülkelerde de başarılı bir şekilde gerçekleştirildiği gibi toprak reformu, yeni ürünleri geliştirme, kırda tarım dışı işleri geliştirme gibi yollarla küçük işletmeler desteklenerek kırdan göç yavaşlatılabilir, küçük üreticilerin refahı arttırılabilir ve bir süre sonra da gerekli koşullar oluştuğunda küçük işletmeler sayıca azaltılarak daha büyük birimler oluşturulabilir.Tarım kesiminde bireysel üreticilerin yalnızca kendi çabaları ile ve yatırımları ile kırsal kesimin modernleşmesini devam ettirebileceğini düşünmek gerçekçi değildir. Tarımda işletme sayısı çok fazladır ve özellikleri tarım dışı kesimlerden çok farklıdır. Tarımda gelişme büyük ölçüde sulama, toplulaştırma, elektrifikasyon gibi; bireysel işletmenin istese de gerçekleştiremeyeceği kolektif yatırımlara bağlıdır. Bunları hemen her ülkede ancak devlet yapabilir. Türkiye’de son kırk yılda tarımda meydana gelen modernleşme atılımları bu sayede olabilmiştir. Bu çabaların ancak artarak devam etmesi halinde Batılı ülkelerde görüldüğü gibi sermaye/ toprak oranı yükselmiş, olağanüstü verim artışlarını gerçekleştirmiş bir tarımsal yapıya kavuşabileceğiz. İnsanları köylerini terk etmeye zorlamadan ve kentlerde hem kendileri hem de başkaları için dev sorunlar yaratmadan istihdam etmenin yolu tarım dışı işleri kırlarda yaratmaktır. Gelişmekte olan ülkelerde bölüşümü iyileştirecek bir büyüme sürecinin tarım ile sanayii bütünleştirmekle sağlanabileceği, bunun aynı zamanda dış denge, tasarruf, yatırım, istihdam yaratma ve verimlilik açısından da olumlu etkiler yaratabileceği bazı iktisatçılarca ekonometrik modellerle gösterilmiştir. Kırsal sanayinin kurulmasında kooperatifler gene güçlü araçlar olarak kullanılabilirler. Örneğin İsrail Kibbutzlarında gelirin yarıdan çoğu tarım dışı yatırımlardan gelmektedir. Birçok Kibbutzda plastik sanayii, elektrikli aletler sanayii gibi kentlere özgü sayılan dallar bile bulunmaktadır. Kırda sanayi ve hizmetlerin geliştirilmesi ile birlikte insanların yeni meslekler edinebilmeleri için eğitim çalışmaları yoğunlaştırılmalıdır. Ancak, kırda, sanayi ve hizmetleri yaratmadan yapılacak eğitim çalışmalarının en yeteneklilerin kırı terk etmesi sonucunu doğuracağı da unutulmamalıdır.Topraksızlar için kırda tarım dışı işlerin yaratılması özellikle daha büyük bir önem kazanmaktadır. Topraksızların bir bölümü kiralama yoluyla işletme sahibi durumundadırlar. Bunlardan da isteyenlerin toprak sahibi olmaları desteklenmelidir.Belli bir süre sonunda ülke ekonomisi belli bir gelişme düzeyine kavuşup kentlerde ve kırsal alanlarda işsizlik azaltıldığı takdirde çok küçük işletmelerin tasfiye edilerek ortalama işletme büyüklüklerinin arttırılması yönünde ciddi bir politika uygulanabilir.Yapmamız gereken kırın kentlileşmesidir. Türkiye çağdaş, ileri bir tarımsal yapıyı; bugünkü küçük üreticilere ve topraksızlara sırtını dönerek, onları atalet içinde bırakarak gerçekleştiremez.Köylü işletmeleri korunmalıdır. Bu işletmeler tarıma sadece bir kar amacıyla bakmayarak doğanın da koruyucusu olurlar. Avrupa ve ABD’de kırsal alanların boşalması olgusu özlenen bir gelişme değildir.
***
dikkat!.. STD&SAA (Yayınlayan: HAMDİ DAĞ, Başkan)
TOHUM ŞİRKETLERİ TOHUMLARIMIZA GÖZ DİKTİ
Masum görünen bir tohum yarışması… Ve !...
Prof. Dr. Tayfun Özkaya’nın analizi:
Geçen hafta Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde ilan panolarında öğrencilere yönelik bir afiş gözüme çarptı. Bir İsrail firması olan Hazera Tohumculuk ve Antalya Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi işbirliği yaparak bir tohumculuk proje yarışması başlatmış. Konu; kaybolmakta olan yerel sebze çeşitlerinin yetiştirilmesi veya özelliklerinin belirlenmesi. Şirket daha önce de öğrencilere yönelik eğitim çalışmaları yapmış. Akdeniz Ziraat Fakültesi’nin dekanı da bunları çeşitli yerlerde açıklıyor. Birinci olana dizüstü bilgisayar verilecek, her fakültenin birincileri ve danışmanı olan hocaları (hocalar da öğrencilerin danışmanı oluyor) Antalya’da beş yıldızlı bir otelde bir hafta ağırlanacak.
Hazera Tohumculuk firması aslen İsrail kökenli. Domates tohumları üzerinde ihtisası var. Hazera İbrani dilinde tohum demekmiş. Bu Hazera şirketi 1998’de Fransız Vilmorin tohum firması ile stratejik bir ortaklık oluşturuyor. Hisselerinin yüzde 12’sini Vilmorin’e veriyor. Vilmorin de aslında piyasanın dev tohum firmalarından Groupe Limagrain’in bir parçası. Limagrain dünyanın dördüncü büyük tohum firması. Yıl 2003 olduğunda Vilmorin’in Hazera’daki payı yüzde 55’e çıkıyor. Hazera’nın genel merkezi İsrail. Ayrıca hatırlayalım; Vilmorin geçenlerde Türkiye’nin büyükçe bir tohum firmasının tamamını satın almıştı.
Olay son derece açıktır. Kimse anlaşılmaz, gizemli komplo teorilerine sapmasın. Ayrıca gene kimse Yahudi düşmanlığından söz etmesin. İşte gerçek ortada. Büyük şirketler düzeyinde ne din, ne milliyet önemli değildir. Fransız, İsrail, Türk şirketleri el ele vermişler. Birbirlerinin hissesini almışlar. Bunların zarar verdikleri, Türk, Fransız, Amerikalı vb. her ulustan ve dinden çiftçilerdir, tüketicilerdir.
Gene kimse bu firmaların yerel çeşitliliği korumak peşinde olduklarını söylemesin. Özel şirketlerin kâr dışında bir şeyi hedeflediklerini düşünenler ya çok saftır ya da bilinçli olarak böyle söylüyordur. Hazera’nın domateste önemli bir payı var. Amacı yerel çeşitlerdeki değerli genleri kendi çeşitlerine katmak. Gördüğümüz kadarı ile bunu bir bilgisayarla ve 20-30 kişinin otel parası ile tereyağından kıl çeker gibi
ucuzca, tehlikesizce ve bir de biyoçeşitliliğimizi koruyormuş gibi görünerek gerçekleştirecekler.
Yarışmanın duyurularında ‘tohum toplanmayacak’ deniyor. Bu, eleştirileri önlemek için düşünülmüş sanırım. Ancak tohum toplamak hemen şart değil. Önemli olan bilgidir. Tohum toplama işi sonra yapılacak olan kolay bir iş olacaktır. Yerel çeşitlerdeki bazı özellikler örneğin bazı hastalıklara dayanıklılık genleri şirketlerin çeşitlerine aktarılınca şirket amacına ulaşmış olacaktır. Şüphesiz bu şirket çeşitlerinin sayısı çok az olacaktır ve bunlar gene de ilaçsız ve gübresiz yetiştirilemeyecektir. Ayrıca UPOV denilen Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Birliğine Türkiye’nin geçenlerde girdiğini hatırlayalım. Genlerimizden yararlanarak geliştirilecek olan şirket tohumlarının bir süre sonra bizim yerli çeşitlerimizden değil, bizim çeşitlerimizin onların çeşitlerinden yararlandığı bile iddia edilebilecektir. Hatta gümrüklerde domateslerimize el konulabilecektir. Çünkü onların çeşitleri patentlenecek veya tohumda geçerli fikri mülkiyet hakları ile korunacaktır. Tohum yasasının yerel tohumları saklanacak ve biyokorsanlığa açık olacak, ancak asla satılamayacak hale getirdiğini tekrar hatırlayalım. Küresel tohum şirketlerinin sevdiği UPOV’u kendi elimizle muhalefetsiz kabul etmiştik. Yerel çeşitlerimizden aktarılan yeni özellikler birkaç yıl sonra hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü şirket çeşitleri biyoçeşitliliğe karşı olmak zorundadır. Az sayıda çeşit, şirketler için kaçınılmazdır. Yoksa kârın en çoğa çıkarılması gerçekleşemez. Biyoçeşitliliğin olmamasının sonucu ise bu şirket çeşitlerinin kısa bir süre içinde hastalık ve zararlılara dayanıksız hale gelmesidir. Şirket çeşitleri ve endüstriyel tarım nedeniyle ABD’de sebze ve meyve çeşitleri yüzde 90’lar düzeyinde yok olmuştur. Gerek ABD gerekse İngiltere’de yapılan araştırmalar şirket tohumlarıyla üretilen sebze ve meyvelerin vitamin, mineral madde gibi antioksidantlar açısından 50 yıl önceki yerel çeşitlerden çok fakir olduğunu göstermektedir.
Ziraat Fakülteleri niye bu işe alet oluyor? Bence ilanlar derhal indirilmeli, destek çekilmelidir. Daha önemlisi artık fakülteler ve Tarım Bakanlığı yerel çeşitleri koruyucu çalışmalara girmeli, katılımcı ıslah denilen köylü ve bilim insanlarının en başından el ele çalıştığı yaklaşımlarla araştırmalara başlamalıdırlar. Katılımcı ıslah dünyada 20 yıldır biliniyor. Bizim küreselci tarım çevrelerine soralım bakalım, katılımcı ıslahı doğru tarif edebilecekler mi?
Yerel çeşitlerin yağmalanmasına son verelim. Sonra çok geç olacak. Ay yıldızlı rozetleri sadece dekor olarak takanlar: Yeni bir sınav önünüzde. Hadi bakalım.
Prof. Dr. Tayfun Özkaya
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü

10 Temmuz 2008 Perşembe

ANKARA'DA 'ORGANİK' PAZAR AÇILDI

Ankara'nın Tamamıyla Organik Ürünler Satan İlk Pazarı Ayrancı'da Çankaya Belediyesi Trafından Açıldı. Pazar Günleri Müşterilerine Hizmet Verecek Olan Pazarda, Çeşitli İllerden Getirilen ve Yetiştirilme Süreçlerinde Herhangi Bir Kimyasal Madde Kullanılmayan Tarım Ürünleri ile Organik Pamuktan Üretilen Tekstil Ürünleri Yer Alıyor.
Ankara'nın tamamıyla organik ürünler satan ilk pazarı Ayrancı'da Çankaya Belediyesi trafından açıldı. Pazar günleri müşterilerine hizmet verecek olan pazarda, çeşitli illerden getirilen ve yetiştirilme süreçlerinde herhangi bir kimyasal madde kullanılmayan tarım ürünleri ile organik pamuktan üretilen tekstil ürünleri yer alıyor.
Organik pazarın açılışını Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz yaptı. Muzaffer Eryılmaz, tüm Ankaralıları Ayrancı Pazarı'na davet etti. Siyasette olduğu gibi tarım ürünlerinde de kirlilik olduğunu söyleyen Eryılmaz, "Çankaya Belediyesi olarak yurttaşların sağlığı bizler için vazgeçilmez önemde ve değerdedir. Sağlığı korumanın en önemli yolu ise sağlıklı gıdaların tüketimidir. Biz şimdi bu koşulları halkımıza sağlıyoruz" dedi.
Pazarda organik tekstil ürünleri satışı yapan Melda Şerefoğlu, organik giysilerin faydalı olduğunu, insan sağlığını tehdit etmediğini, insan sağlığı açısından son derece yararlı olduğunu söyledi. (Cihan Haber Ajansı) 29.06.2008 15:21 [1422761]
DERNEK BAŞKANIMIZIN KONUYLA İLGİLİ YORUMU:
HAMDİ DAĞ (30 Haziran 2008 Pazartesi 14:44:00)Bu alanda kurulu (1995) ve çalışan ilk ve tek stk olarak çevre ile dost vede insan sağlığı için elzem olan ekolojik tarımın ,organik ürünlerin üretiminin,gıdalarının bütün insanlarımıza sunulması ile duyurulması için çaba gösteren ve fırsatlar sunan çankaya belediye başkanımız prof.dr.Muzaffer Eryılmaz ve ekibine teşekkürler ederiz.Gelişmelere sürdürülebilir desteklerimizi esirgemeyeceğimizi de bildirir saygılar sunar başarılarının devamını dileriz.
HAMDİ DAĞ
SÜRDÜRÜLEBİLİR VE EKOLOJİK TARIM DERNEĞİ BAŞKANI
MİTHATPAŞA CAD.N0.52 kat 7 kızılay/ANKARA Tel-Faks: 03124337065