STD, SUSTAINABLE "ECOLOGICAL AGRICULTURE AND THE ENVIRONMENT" ASSOCIATION
11 Şubat 2012 Cumartesi
29 Aralık 2011 Perşembe
yeni & önemli!......
gizli düşman, GDO & hormon lâneti,
![]() |
| "Onlar ulus için çalışmıyor!.." Bilinç Üniversitesi, Galip BARAN |
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'in Veliefendi Hipodromu'nda basına yansıyan GDO’lu mısırın yemlerde kullanılmasına ilişkin “Zarar verirse hayvana verir" ve canlı hayvan ithalatı ile ilgili sözlerine hayvan hakları savunucularından tepki geldi.
Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği (HYHKD), Bakan Eker'in yorumuna ilişkin "Bakan bir taraftan çiftlik hayvanlarının refahı ile ilgili yönetmelik çıkarıyor, bir taraftan da hayvana gelecek zararın önemli olmadığını söylüyor. Bu bakış açısı, hayvana bir canlı olarak değil, her şekilde sömürülebilecek bir mal gözüyle bakıldığının göstergesidir" diyerek tepki gösterdi.
"MACARİSTAN GDO'YU DEFEDERKEN TÜRKİYE TEŞVİK EDİYOR"
Tüm dünyada Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) konusunda önlemler alındığına dikkat çeken HYHKD'den Burak Özgüner, göstermelik de olsa Türkiye'de de tedbirsel girişimlerin olduğunu belirterek "GDO, masum olarak tanımlanabilecek ya da sağlık açısından küçümsenebilecek bir mevzu değil. Geçtiğimiz ay, Macaristan hükûmeti, GDO'lu tohumların ekildiği tüm tarlaları ve ürünleri tespit ederek imha etti, GDO şirketlerinin mal varlığına el koydu. Durum ne kadar vahim ki Macaristan'da böyle bir önlem alınıyor. Türkiye'de de biyogüvenlik konusunda mevcut olan bir mevzuat ve yetkili olan Biyogüvenlik Kurulu var, ne derece işler, orası tartışılır." dedi ve Bakan Eker'i GDO yorumu nedeniyle Çernobil felaketinin ardından halka radyasyonlu çay içilmesinde sakınca olmadığını söyleyen dönemin bakanına benzetti.
İTHAL HAYVANLAR DA GDO'LU YEMLERLE BESLENİYOR
Bakan Eker'in “İthalatın başladığı Nisan 2010’dan beri kıyma fiyatı yüzde 17 düştü” sözlerini de eleştiren Özgüner, "Kilometrelerce ötedeki ülkelerden, binbir eziyetle Türkiye'ye anguslar getirildi. Bu eziyet, gizli çekimlerle belgelendi. Bu görüntüleri görünce derneğimiz de dahil olmak üzere birçok kuruluş, Bakanlığı canlı hayvan ithalatına son vermeye çağırdı. Ancak Bakanlık yazılı bir açıklama yapma tenezzülünde bile bulunmadı. O getirilen hayvanlar da GDO'lu mısırlarla, küspelerle, kimyasal yemlerle besleniyor. Mısır, yüksek protein içerdiği için besi hayvanlarına yedirilen yemlerin başında geliyor. Endüstriyel yetiştiriciliğe tabii tutulan milyonlarca hayvanın yem ihtiyacını karşılayan mısırların çoğu GDO'lu. Et fiyatı düşmüş olabilir ancak başta hayvanlara hem ithalattaki nakliyede, hem de yetiştiricilik esnasında bu kadar eziyet çektirmek, ardından da sağlık bakımından kalitesi düşük eti halka yedirmek ne derece ahlâklı?" dedi.
"HAYVANLARA LAĞIM, KAN YEDİRİLİYOR. BAKTIĞIMIZ HAYVANLARDA KANSER PATLAMASI YAŞIYORUZ"
Açıklamalarına devam eden Özgüner, "Besi hayvanlarına kimyasal yemlerin yanında lağım ve kan gibi artıkların da yedirildiğini biliyoruz. İnsanlar ne yediğini dahi bilmiyor. Önlerine gelen etin, zulümle bulanmış olması bir yana, insanlar et görünümünde başka bir şey yiyor aslında. Tüm dünyada et tüketimi, etik ve sağlık nedenlerinden dolayı düşüyor. Türkiye, et sevdasından vazgeçmezse bu sağlıksız tüketim, insanların başına bela açmaya devam edecek. Etçil oldukları için etle beslemek zorunda olduğumuz hayvanlarda son yıllarda muazzam bir kanser vakası artışı var" diye konuştu.
Özgüner, "Çiftliğinden mezbahasına hayvancılığın her sürecinde hayvanlar, sömürüye ve zulme maruz kalıyor ama şunu da sormak lazım: Türkiye'nin yerli ırk potansiyeli biterken Bakanlık neredeydi de şimdi okyanus ötesinden Türkiye'ye hayvanlara zulmederek ithalat gerçekleştiriliyor. Bakanı samimiyete davet ediyoruz" dedi ve "Hayvanlara eziyetin ve 'ucuz et' adı altında insanlara sunulan sağlıksız beslenmenin vebalini Bakan Eker ödeyebilecek mi?" diye sordu.
Ekolojik (Organik, Biyolojik) tarım yüksek girdi kullanımına dayalı endüstriyel tarımın insan sağlığı, ekonomi ve çevre açısından ortaya çıkardığı olumsuz sonuçların karşısında alternatif olarak ortaya çıkmış bir tarım sistemidir. Kaynakların en iyi şekilde kullanımına dayanarak yanlış uygulamalar sonucu bozulan doğal dengeyi korumayı amaçlayan ekolojik tarım sisteminde, sentetik kimyasal gübrelerin, ilaçların ve hormonların kullanımı yasaklanmıştır. Toprak verimliliği, hastalık ve zararlılardan korunmada uygun çeşit seçimi, ürün rotasyonu, bitki atıklarının değerlendirilmesi, yeşil gübreleme, organik atıkların kullanılması, hayvan gübresi ve biyolojik kontrol gibi yöntemler esas olarak belirlenmiştir.
Ekolojik tarım yüksek kaliteyi hedefleyen bir tarım sistemidir. Başlıca amacı toprak-bitki-hayvan ve insan arasındaki yaşam zincirinde üretim optimizasyonunu sağlıklı bir şekilde sağlayabilmektedir.
Ekolojik tarımla ilgili tüm ulusal ve uluslararası standartlar araziden rafa kadar ürünün izlediği tüm aşamaların kontrolünü ve sertifikasyonu zorunlu tutmaktadır. Sertifikasyonla, ekolojik ürün tüketerek hem sağlıklı yaşamayı hem de doğayı korumayı hedefleyen tüketicilere bir güvence verilmektedir. Ayrıca ekolojik üretim yapan üreticinin standartlara uygun üretimini belgelendirerek ispatlamasına ve ürününü hak ettiği değerde pazarlamasına imkan sağlamaktadır.
Organik Tarım Nedir?
Organik Tarım; üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular gündeme gelmiştir.
Önceleri çok çeşitli yöntemler ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde görülen temel öğe; ekolojik dengenin korunarak, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde yapılması, dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır.
Bu özelliği nedeni ile 1. ve 2. Dünya savaşları arasında popüler olan organik tarım 1950 yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin Marshall yardımı ile önemini yitirmiş, sağlanan ekonomik katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60’lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu'nun uyguladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970 de pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur.
Ancak "Yeşil Devrim" olarak adlandırılan bu tarımsal üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozduğunu gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı A.B.D.'den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş, 1980 yılından sonrada tüketicilerin baskısıyla aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır. ABD'de 0-2 yaş grubu çocuk mamalarının imalinde organik ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari boyuta katkısını belirtmek gerekir.
Organik ürünler ticarete konu olunca beraberinde kontrol ve sertifikasyona ilişkin yasal düzenlemeler gündeme gelmiştir. Avrupa'da önceleri her ülke kendine göre bazı düzenlemeler yapmış, daha sonra 24 Haziran 1991 tarihinde Avrupa Topluluğu içinde organik tarım faaliyetlerini düzenleyen 2092/91 sayılı yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Ülkemizde organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa'daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır. Önceleri ithalatçı ülkelerin bu konudaki mevzuatına uygun olarak yapılan üretim ve ihracata, 1991 yılından sonra Avrupa Topluluğunun yukarıda adı geçen Yönetmeliği doğrultusunda devam edilmiştir. Daha sonra 2092/ 91 sayılı yönetmeliğin 14 Ocak 1992 tarihinde yayımlanan 94 /92 sayılı ekinde; Avrupa Topluluğuna organik ürün ihraç edecek ülkelerin uymak zorunda olduğu hususlar ayrıntıları ile belirtilmiş ve ülkelerin kendi mevzuatlarını uygulamaya koymaları ve bu mevzuatın da dahil olduğu çeşitli teknik ve idari konuları içeren bir dosya ile Avrupa Topluluğuna başvurmaları zorunluluğu getirilmiştir.
Avrupa Topluluğu'ndaki bu gelişmelere uyum sağlamak üzere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı çeşitli kurum ve kuruluşların işbirliği ile Yönetmelik hazırlama çalışmalarına başlamış ve "Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik" 24.12. 1994 tarihli ve 22145 sayılı Resmi Gazete' de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin bazı maddelerinde uygulamada rastlanılan aksaklıkları gidermek ve organik tarım faaliyetleri sırasında yapılacak kusur ve hatalara karşı uygulanacak yaptırımların da yönetmelikte yer alması için, 29.06.1995 tarihli ve 22328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile değişiklik yapılmıştır. Daha sonra 11.07.2002 tarihli ve 24812 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir. Organik ürünlerin üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair kanun tasarısı Hükümetin acil eylem planı içerisinde yer almış ve 5262 sayılı “Organik Tarım Kanunu” 03.12.2004 tarihli ve 25659 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu Kanuna gereğince hazırlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” 10.06. 2005 tarihli ve 25841 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Organik Tarım Kanun ve Yönetmelik esaslarına göre üretilen bitkisel ve hayvansal tüm ürünler organik olarak değerlendirilir ve Yönetmelikte ayrıntıları verilen etiket ve özel organik tarım logosu ile pazarlanır.
"Avrupa Topluluğuna Organik Ürün İhraç Eden 3.Ülkeler" listesinde yer almak üzere de gerekli bilgileri içeren bir "Teknik Dosya" hazırlanarak öngörülen süre içinde Dışişleri Bakanlığı kanalıyla resmi başvuru yapılmıştır.
Organik Tarım
Ekolojik tarım yüksek kaliteyi hedefleyen bir tarım sistemidir. Başlıca amacı toprak-bitki-hayvan ve insan arasındaki yaşam zincirinde üretim optimizasyonunu sağlıklı bir şekilde sağlayabilmektedir.
Ekolojik tarımla ilgili tüm ulusal ve uluslararası standartlar araziden rafa kadar ürünün izlediği tüm aşamaların kontrolünü ve sertifikasyonu zorunlu tutmaktadır. Sertifikasyonla, ekolojik ürün tüketerek hem sağlıklı yaşamayı hem de doğayı korumayı hedefleyen tüketicilere bir güvence verilmektedir. Ayrıca ekolojik üretim yapan üreticinin standartlara uygun üretimini belgelendirerek ispatlamasına ve ürününü hak ettiği değerde pazarlamasına imkan sağlamaktadır.
Organik Tarım Nedir?
Organik Tarım; üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular gündeme gelmiştir.
Önceleri çok çeşitli yöntemler ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde görülen temel öğe; ekolojik dengenin korunarak, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde yapılması, dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır.
Bu özelliği nedeni ile 1. ve 2. Dünya savaşları arasında popüler olan organik tarım 1950 yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin Marshall yardımı ile önemini yitirmiş, sağlanan ekonomik katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60’lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu'nun uyguladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970 de pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur.
Ancak "Yeşil Devrim" olarak adlandırılan bu tarımsal üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozduğunu gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı A.B.D.'den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş, 1980 yılından sonrada tüketicilerin baskısıyla aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır. ABD'de 0-2 yaş grubu çocuk mamalarının imalinde organik ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari boyuta katkısını belirtmek gerekir.
Organik ürünler ticarete konu olunca beraberinde kontrol ve sertifikasyona ilişkin yasal düzenlemeler gündeme gelmiştir. Avrupa'da önceleri her ülke kendine göre bazı düzenlemeler yapmış, daha sonra 24 Haziran 1991 tarihinde Avrupa Topluluğu içinde organik tarım faaliyetlerini düzenleyen 2092/91 sayılı yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Ülkemizde organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa'daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır. Önceleri ithalatçı ülkelerin bu konudaki mevzuatına uygun olarak yapılan üretim ve ihracata, 1991 yılından sonra Avrupa Topluluğunun yukarıda adı geçen Yönetmeliği doğrultusunda devam edilmiştir. Daha sonra 2092/ 91 sayılı yönetmeliğin 14 Ocak 1992 tarihinde yayımlanan 94 /92 sayılı ekinde; Avrupa Topluluğuna organik ürün ihraç edecek ülkelerin uymak zorunda olduğu hususlar ayrıntıları ile belirtilmiş ve ülkelerin kendi mevzuatlarını uygulamaya koymaları ve bu mevzuatın da dahil olduğu çeşitli teknik ve idari konuları içeren bir dosya ile Avrupa Topluluğuna başvurmaları zorunluluğu getirilmiştir.
Avrupa Topluluğu'ndaki bu gelişmelere uyum sağlamak üzere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı çeşitli kurum ve kuruluşların işbirliği ile Yönetmelik hazırlama çalışmalarına başlamış ve "Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik" 24.12. 1994 tarihli ve 22145 sayılı Resmi Gazete' de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin bazı maddelerinde uygulamada rastlanılan aksaklıkları gidermek ve organik tarım faaliyetleri sırasında yapılacak kusur ve hatalara karşı uygulanacak yaptırımların da yönetmelikte yer alması için, 29.06.1995 tarihli ve 22328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile değişiklik yapılmıştır. Daha sonra 11.07.2002 tarihli ve 24812 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir. Organik ürünlerin üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair kanun tasarısı Hükümetin acil eylem planı içerisinde yer almış ve 5262 sayılı “Organik Tarım Kanunu” 03.12.2004 tarihli ve 25659 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu Kanuna gereğince hazırlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” 10.06. 2005 tarihli ve 25841 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Organik Tarım Kanun ve Yönetmelik esaslarına göre üretilen bitkisel ve hayvansal tüm ürünler organik olarak değerlendirilir ve Yönetmelikte ayrıntıları verilen etiket ve özel organik tarım logosu ile pazarlanır.
"Avrupa Topluluğuna Organik Ürün İhraç Eden 3.Ülkeler" listesinde yer almak üzere de gerekli bilgileri içeren bir "Teknik Dosya" hazırlanarak öngörülen süre içinde Dışişleri Bakanlığı kanalıyla resmi başvuru yapılmıştır.
Organik Tarım
3 Haziran 2011 Cuma
Dr. Muzaffer Bumin & Aşkın Sürmeli, radyo programı
![]() |
| Soldan sağa: Hamdi Dağ, Yaşar YAKIŞ ve Dr. Muzaffer BUMİN |
Sık İşlenen Toprak
Zenginleşmez, Çoraklaşır
Sürdürülebilir Tarım Derneği Başkanı, Ziraat Yüksek Mühendisi Sürmeli, Sürdürülebilir Tarım Teknikleri ile Organik Ürün Üretimi panelinde, Toprağı işlemeden, uygun gübreleme ile su, tohum ve güneşle zenginleştirmek gerekir dedi.
Yüksek Ziraat Mühendisi Aşkın Sürmeli, yanlış uygulamalar nedeniyle tahrip olan toprağın verimsizleştiğini vurguladı; "Yanlış gübre kullanımı, toprağın sık işlenmesi ve bilinçsiz kentleşme toprağın değer kaybetmesine neden oluyor. Sık işlenen toprakta mikroorganizmalar üreyemiyor, toprak çoraklaşıyor" dedi.
![]() |
| Aşkın SÜRMELİ |
Sürmeli, "Toprak işlenmeden, su, tohum ve güneşle zenginleşir" diye konuştu.
Sürdürülebilir tarım için yeni anlayışlar
Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi, "tarımsal öğretimin başlamasının 157. yıldönümü" nedeniyle "Sürdürülebilir Tarım Teknikleri ile Organik Ürün Üretimi" paneli düzenledi.
Ziraat Yüksek Mühendisi Aşkın Sürmeli ve Ziraat Yüksek Mühendisi Dr. Muzaffer Bumin konuşmacı olarak katıldı.
Mersin Vali Yardımcısı Reşat Özdemir, Tarım İl Müdürü Zafer Nergiz, çiftçiler, ziraat mühendisleri, tarım sektörü temsilcilerinin izlediği panelin açılış konuşmasını, Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı İbrahim Yalın yaptı.
Yalın: Radikal önlemler şart
Yalın, "ekonomik sıkıntılar, yanlış politikalar ve uygulamalar nedeniyle güç duruma düşen tarım sektörünün ancak radikal önlemlerle kalkınabileceğini" söyledi.
Sektörün sorunlarını "tarımda kulaktan dolma bilgiler ve geleneksel üretim tarzı, tarımsal desteklerin Uluslar arası Para Fonu (IMF) direktifleriyle kaldırılması, ihtiyaçtan fazla ziraat fakültesi açılması" ile özetleyen Yalın, "Türk tarımı modern tarım politikaları, reel destek, çiftçinin bilinçlendirilmesi, yeni tarım tekniklerinin yaygınlaştırılması ve tüm bu çalışmaların ziraat mühendislerinin katkısıyla yapılması durumunda eski günlerine dönebilir" dedi.
Sürmeli: "Yanlış tarımsal üretim tahrip eder"
Yanlış tarım uygulamaları nedeniyle tarımsal üretimin doğayı tahrip ettiğini vurgulayan Sürmeli, "toprağı işlemeden üretim yapmak gerektiğini" söyledi.
"Dünyadaki karaların yalnızca yüzde 11.5'i tarıma uygun. Onun da her yıl yüzde 1.5'ini kentleşme nedeniyle kaybediyoruz" diyen Sürmeli, "toprağı işleyerek üretim yapmanın toprağın tarımsal özelliğini kaybetmesine neden olduğunu" vurguladı.
Sürmeli, şöyle konuştu:
* Kötü tarım uygulamaları hem toprağı tahrip ediyor hem de çevreyi. Küresel ısınma da kötü tarım uygulamalarından kaynaklanıyor.
* Ankara'da Ocak ayında 5 dereceyi geçmeyen sıcaklıklar, geçtiğimiz hafta 14-17 dereceye ulaştı. Marmara'dan başlayarak Balkanlar'daki iğne yapraklı ormanlar kuruyor. Dünya Ormancılık Teşkilatı kurumanın nedenini araştırıyor. Akdeniz'de bugüne kadar görülmeyen böcek ve zararlılar hastalıklara neden oluyor.
Yanlış gübre uygulamaları
* Sürdürülebilir tarımın üç faktörü toprak, tohum ve güneştir.
* Türkiye'de ilk gübre 1939'da kullanıldı, o günden sonra da yanlış gübre kullanımı nedeniyle verim kaybı yaşanmaya başladı.
* Üretici, ürünün parlak görünmesi için bol bol azotlu gübre veriyor. Bu çok yanlış. Yeni çıkan ürüne azotlu gübre verildiğinde, bitki bunun ancak yüzde 30'unu alıyor, geri kalanı topraktan yer altı sularına geçiyor, yer altı suları kirleniyor.
İşlenen toprak, özelliklerini yitirir
* Toprağın işlenmesi yanlış bir inanıştır. 1. Dünya Savaşı sonrasında işsiz kalan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) silah fabrikaları, hükümet desteğiyle tarım makineleri üretmeye başladı, bu makineleri pazarlayacak alana ihtiyaç duydu. Ondan sonra da "toprağın işlenmesi gereklidir" görüşünü ortaya attı. Bu Amerika'da bir doğa faciasına neden oldu. ABD'de toz bulutları yaşandı, alt üst edilip un gibi inceltilen toprak tahrip oldu.
* Bir santimetre toprakta 2 milyar mikroorganizma yaşar. Toprağın en üst katında en genç organizmalar bulunur. Oksijene ihtiyaçları vardır ama, güneşten etkilenmezler. Orta tabakada kısmen genç organizmalar vardır. En altta ise nem isteyen yaşlı organizmalar. Toprağı devirdiğinizde bu düzeni alt üst ediyorsunuz. Düzenin yeniden oluşması için 3 ay gerekli. Toprağı devirme işlemini sık sık yapınca düzen tamamen bozuluyor, mikroorganizmalar üreyemiyor ve toprak çoraklaşıyor.(NK)
STD Arşivi, Recep YILDIRIM & Mersin - Radyo metropol (17 Ocak 2003, Cuma)
23 Mayıs 2011 Pazartesi
| |||
5 Mayıs 2011 Perşembe
çalışma grupları
![]() |
| Özer TOPSES, Gnl. Sekreter |
STD
SÜRDÜRÜLEBİLİR VE EKOLOJİK TARIM DERNEĞİ ÇALIŞMA GRUPLARI
Yönetim Kurulumuz, 30 Nisan 2011 tarihli toplantısında aşağıdaki çalışma gruplarının tespitini yaparak onaylamış ve oluşturulan gönüllü çalışma grubu uzmanlarının CV / özgeçmişlerinin alınmasını ilgili kurum ve kuruluşlara bildirilmesine, derneğimizin web sitesinde yayınlanmasına karar vermiştir.
1. Proje Çalışma Grubu:
Özer Topses; Grup Sorumlusu Genel Sekreter / Ziraat Mühendisi
Prof. Dr. Ata Utku Akçil Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi
Prof. Dr. Bülent Gülçubuk Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Doç. Dr. Cem Özkan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Prof. Dr. Ayşe Baysal Hacettepe Üniversitesi
Prof. Dr. Hikmet Pekcan Hacettepe Üniversitesi
Doç. Dr. Emine Didem Evci Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
Dr. Muzaffer Bumin Ziraat Yüksek Mühendisi
Aşkın Sürmeli Ziraat Yüksek Mühendisi
Öznur Şahin Öğretim Görevlisi
Başar Nacır Turizm ve Çevre Danışmanı / Uzman
2. Eğitim Çalışma Grubu:
Dr. Nermin Akyıl Ziraat Yüksek Mühendisi
Gül Sürmeli Ziraat Yüksek Mühendisi
Nizamettin Bekaroğlu Öğretim Görevlisi
Aşkın Sürmeli Ziraat Yüksek Mühendisi
Dr. Muzaffer Bumin Ziraat Yüksek Mühendisi
3. Tanıtım ve Propoganda Grubu:
Mustafa Nevruz Sınacı Araştırmacı / Gazeteci – Yazar
Belgin Özer Bolu Fidan Üreticileri Birliği Başkanı
4. Mali Koordinatör:
Turgut Önder Finansal Yatırım Uzmanı
5. Marketing – Pazarlama Koordinatörü:
Sürmeli Tarım A.Ş. – (Weesorb) Duran Bozkurt
30 Nisan 2011 Cumartesi
Sıfır Faizli Hayvancılık Faciası!..
Bir yatırım yapılmaya başlanmadan önce fizibilite (olabilirlik) raporu hazırlanır. Hayvancılık yatırımında fizibilite hazırlanabilmesi için inşaat mühendisine, mimara, zeotekniste, endüstri veya makine mühendisi, elektrik mühendisi, veteriner hekime ve ekonomiste veya tarım ekonomistine ihtiyaç var.
Mimar, kurulması öngörülen yatırımın arazisine mimari planı çizerek oturtur. İnşaat mühendisi, cinsine göre beslenecek hayvan kapasitesine göre inşaatın maliyetini hesaplar, planını çizer, bu plana göre makine mühendisi veya endüstri mühendisi makine ve ekipmanın yerleşim planını çizer. Veteriner Hekim bir yıllık veteriner hizmet bedelini hesaplar. Zooteknist, hayvan cins ve yaşlarına, hayvanın niteliğine göre yıllık yem tüketimini, elde edilecek canlı ağırlık et ve çiğ süt miktarını hesaplar.
Hayvancılık yatırımında işin can alıcı kısmı ekonomist veya tarım ekonomistinindir. Yukarıdaki tüm teknik elemanlardan hesaplamalar geldikten sonra ekonomist hayvan canlı ağırlık fiyat rayiçlerini piyasadan elde eder. Yani ekonomik kesim ağırlığına gelen hayvanların canlı ağırlık fiyatlarını piyasadan öğrenir.
Aylık elektrik, su , işçilik, yem giderlerini hesaplar. Bulduğu aylık giderleri hayvanların çiğ süt üretecek zamana kadar toplar. Diyelim ki işletmeye 2-3 aylık gebe düve alınmış olacak ise 6 ay gelir olmaksızın devamlı olacak gideri hesaplar. Bu arada çiğ süt satın alım fiyatını da 70 kuruş olarak elde etmiştir.
Yatırım bitip hayvanlar işletmeye konulduktan sonraki 6 aylık süreklilik arz edecek giderlerin toplamını da hesaplar.
Artık, sıra, gelirlere gelmiştir. Ekonomistimiz, veya tarım ekonomistimiz her hayvanın (holştain olsun diyelim) gelirini hesaplarken holştain hayvanın literatürdeki laktasyon (doğum başlangıcı ve bu başlangıcı takip eden 300 gün) verimi kabul edilen 6000 litre çiğ süt kabulü ile çiğ sütün 70 kuruşunu çarpar. Buluğu sonuç 4200 TL’yi işletmedeki toplam hayvan sayısı ile çarpar. Her yıl için bir buzağı elde edileceğini ve bu buzağılarının % 60’ının erkek olacağı var sayımı ile 22-24 ay sonra kesime geleceği var sayımı ile şimdiki canlı hayvan fiyatlarından hesaplama yaparak kasaplık canlı hayvan gelirini bulur. Buzağıların % 40’ının dişi olacağı var sayımı ile dişi buzağılardan oluşacak gebe damızlık düve gelirinin ne kadar ve hangi yılda veya kaçıncı aylarda gerçekleşeceğini hesaplar.
Gelir gider tabloları 0 (sıfır ) faizli kredinin miktarı milyon TL de olsa 2 yılı ödemesiz 5 yıl vadeli banka kredisini oluşacak kasaplık hayvan ve gebe damızlık düve geliri güya ödeyecektir.
Böyle hazırlanan hayvancılık fizibilite kredisinin Ziraat Bankası taliplilerine açmaktadır.
Böyle hazırlanan fizibilitede yazılmayan gerçekleri de Ziraat Bankası’nın kredi uzmanları maalesef onay vermelerinin sebebi ziraat bankasının bir devlet kuruluşu olması dolayısı ile iktidardan emir almasındandır.
Bu fizibilitede bir değil birkaç facia gizlenmektedir. Birincisi,O da bankacılık ölçütlerine göre satışa konu olan emtialardaki (çiğ süt-et) istikrarın olmayışıdır. Çiğ süt satın alım fiyatlarının 70 kuruş olma sürekliliğini sağlayacak bir serbest piyasa ekonomisinin veya çiğ süt satın alımlarında gerçekçi bir fiyat istikrar düzenin olmayışıdır. Bu düzeni serbest piyasanın değil tek satın alıcı konumunda olan süt sanayicileridir.
Bu fizibilitelerde ikinci facia ise holştain cinsi süt ineklerinde laktasyon ortalamasının reel anlamda 6000 litre olmayıp gerçekçi bir holştain laktasyon ortalamasının ülkemizde bulunmayışıdır. Ülkemizde cins ayırımı yapılmaksızın süt ineği başına yıllık verim ortalaması 1700 litredir. (Tarım Bakanlığı verileri)
Bu fizibilitede üçüncü facia yeni kurulacak işletmelere gebe düve nakillerinde buzağı düşüklüğü, erken doğan buzağı ölümlerinin, hatta nakliyede sakatlanma oranlarının ortaya konulmayışıdır. Nakillerde buzağı düşüklüklerini, nakil sonrasında da buzağı düşüklükleri ve ölümlerini Tarsim sigortası işletme sahibine tazmin ediyor ise de bunların işletme için zaman kayıpları olduğu gerçeği unutulmaktadır. Tarsim ölen süt ineğinin, gebe düvenin kendisinin bedelini tazmin ediyor olsa da süt ineğinin, gebe düvenin olası gelirini ödemiyor olması ve bunun gelir risklerinin fizibilitede olmaması işletme sahibi için bir faciadır.
İşte çiğ süt fiyatları 2010 Aralık ayında 70 kuruş iken 50 kuruşa süt sanayicileri tarafından 2011 Ocak ayında düşürüldü
Ziraat Bankası 0 (sıfır ) faizli hayvancılık kredilerinde ‘’ sektörde tecrübeli’’ olanları tercih ediyormuş.
Ziraat Bankası’nda 1985-1990 yılları arasında hayvancılık kredisi kullandıran uzmanlar halen çalışıyor olsalardı ‘’ biz bu filmi gördük ‘’ diyeceklerdi.
İktidarın hayvancılık politikalarında et, canlı hayvan ithalatı, çiğ süt satın alımlarında süt sanayicilerine teslimiyetçilik sürdürüldüğü takdirde;
Şimdi sıfır faizle kurulan hayvancılık işletmeleri kredi borçlarını ödeyemez duruma gelip ziraat bankasının haciz uygulaması ile yapılabilinecek satışta hiç kimse alıcı olmayacağından bu işletmeler ziraat bankasının uhdesine % 40 değerinden geçecektir. İşletme sahibi de işletme değerinin % 60’ı kadar bir meblağı bankaya borçlu kalacaktır. Yıllarca Ziraat Bankası kendi uhdesine geçecek bu işletmeleri korumak için bekçi parası verecektir.
Sahi 1985-1990 yılları arasında Ziraat Bankası’nın teşvikli hayvancılık kredilerinin ne kadarı geri döndü, ne kadarı battı. Biz bu rakamları bilmiyoruz. Bildiğimiz: Sadece Ankara’ da toplam 50 bin başlık işletmelerin, işletmeciliği sürdüremeden Ziraat Bankasının haciz takibine uğrayarak boş kaldığıdır, ziraat bankasının alacağını tahsil edemediğidir. Hazine parasının batırıldığıdır.
Şimdi de hem hayvancılığımız hem de milletin paraları batırılıyor.
Biz bu filmi görmüştük!
Mesleğimiz gereği tekrar seyrediyor ve zarar ettiriliyoruz!
20 Nisan 2011 Çarşamba
III.Olağan Genel Kurulumuz ifa ve icra edildi.
STD
SÜRDÜRÜLEBİLİR VE EKOLOJİK TARIM DERNEĞİ 3. OLAĞAN GENEL KURULU TOPLANTISI DİVAN TUTANAĞI
31.03.2011 / Perşembe
Saat: 16:00
Saat: 16:00
Derneğin 3. seçimli olağan genel kurul toplantısı için (ikinci toplantı) 31 Mart 2011 tarihinde ve saat 16:00’da dernek merkezi Bayındır sok. No: 37 / 10 Kızılay / ANKARA adresinde yapılmaya davet edilen üyelerden 23’ünün katılımıyla başlandı. Açılışı yapmak üzere Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Dağ söz aldı. Derneğin kurulduğu tarihten bugüne kadar gerek ülkemizin, gerekse derneğin tarım politikaları çalışmaları konusunda bilgiler ve görüşler sunarak günümüzde sivil toplum hareketinin önemini anlattı. Maddi ve manevi sıkıntılarla bugüne gelindiğini fakat toplumun bilinç düzeyinin gelişmesine ve kamuoyunun bilgilendirilmesini arzu ettiklerini, sosyal sorumluluk da duyarak derneğimizin önderliğini devam ettirmesinin faydalı olacağını ifade etti. Buna rağmen siz kıymetli üyelerin desteğiyle SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM hareketinin devam edeceği ve etmesi gerektiğini vurgulayarak başta üyelerimize, topluma, resmi kurum ve kuruluşlar ile tüketici ve üreticilere teşekkür etti. Bürokratik, klasik sivil toplumculuğun pek faydalı olmadığı kanaatiyle çok fazla üyeye sahip olalım, büyük gözükelim gibi düşünceler taşımadığımızı ve dolayısıyla teori – pratikte uzmanlaşarak; modern yeni teknikleri, bilgileri yerel ve evrensel ölçüde Türk toplumunun her kesimine sunulması gerektiğini bildirerek bu genel kurulda alınacak kararlarda bilhassa derneğin yaşamasının devamına karar verilmesi yönünde olacağını ümit ediyorum dedi ve toplantıya geçildi.
Gündemin birinci maddesi: Toplantı divanı oluşturulması için üyelere soruldu.
Gösterilen adaylar arasından Turgut Önder divan başkanlığına, Emin Öğüt başkan yardımcılığına, İbrahim Sarıer ve Abdulvahap Karataş ise yazman üyeliğe oybirliğiyle seçildiler.
Gösterilen adaylar arasından Turgut Önder divan başkanlığına, Emin Öğüt başkan yardımcılığına, İbrahim Sarıer ve Abdulvahap Karataş ise yazman üyeliğe oybirliğiyle seçildiler.
Gündemin ikinci maddesi: Gereği saygı duruşu yapıldı.
Gündemin üçüncü maddesi: Yönetim kurulu dönem faaliyet raporu Genel Sekreter Özer Topses tarafından okunarak üyelere dağıtıldı. Divan başkanı rapor ile 2008 – 2010 dönemine ait gelir – gider hesaplarını ve bilançoları müzakereye açtı. Hesaplar arasında aşırı fark olmadığı görüldü. Mali durum ve faaliyet raporu konusunda derneğin kurulduğu tarihten 31.12.2010 tarihine kadar geçen süreçte toplam gelirlerin 7406.00 TL., giderlerin ise 7301.54 TL. olduğu 2011 yılına 104.46 TL. müspet devirle girildiği görülerek üyeler de bu duruma memnuniyetlerini bildirdiler.
Gündemin dördüncü maddesi: Denetim kurulu dönem faaliyet raporu üyelerden Üzeyir Bilen tarafından okundu. Üyelerce müzakere edildi. 2008 – 2009 dönemi gelir ve gider hesapları ile döneme ait bilançolar genel kurulun bilgisine sunuldu.
Gündemin beşinci maddesi: Yönetim ve denetim kurulu raporları, 2008 – 2010 dönemine ait gelir ve gider hesapları ile döneme ait yıllık bilançolar ve raporlar yapılan müzakerelerden sonra toplantı divanı başkanı tarafından genel kurulun ibrasına ayrı ayrı sunularak oybirliğiyle ibra ve kabul edildi.
Gündemin altıncı maddesi: Derneğin yaşamına devam edip etmemesi konusu müzakereye açıldı. Ofis kirası, iletişim ve ulaşım faaliyet giderleri ile diğer masraflarının karşılanmasında zorluklar ve sıkıntılar olmakta olduğundan bahisle zor da olsa şimdilik belli bir süre daha yaşamasına ve devamına üyelerin oybirliğiyle karar verildi.
Gündemin yedinci maddesi: 2011 – 2013 dönemi tahmini bütçe taslağının 2011 yılına ait olanı (Genel giderler 800 TL., ulaşım giderleri 700 TL., temsil giderleri 400 TL., haberleşme 500 TL., kırtasiye giderleri 300 TL., diğer giderler 100 TL., toplam 2800 TL.) olarak oybirliğiyle kabul edildi. Buna göre 2011 yılına ait gelir tahmini bütçesi de 2800 TL. olarak oybirliğiyle kabul edildi. 2012 – 2013 dönemine ait tahmini bütçeler yönetim kurulunca yapılması uygun görülerek oybirliğiyle kabul edildi.
Gündemin sekizinci maddesi: Divan başkanlığına verilen önergeyle yönetim ve denetim kurulu seçimlerinin açık oylama ile yapılması önerildi. Divan başkanı önergeyi genel kurulun oyuna sundu. Yapılan oylama sonucunda oybirliğiyle önerge kabul edildi. Yönetim ve denetim kurulu asil ve yedek üyelerinin seçimlerine geçilerek adaylar soruldu.
Gösterilen adaylar arasında çarşaf liste yapılması oybirliğiyle kabul edildi.
Yapılan çarşaf listeye göre oylama yapıldı ve oybirliğiyle kabul edildi.
Buna göre yönetim kurulu asil üyeliklerine:
Hamdi Dağ, Özer Topses, Abdulvahap Karataş, Başar Nacır, Yusuf Tuna, Necla Bilgen, Dr. Muzaffer Bumin oybirliğiyle seçildiler.
Yönetim Kurulu yedek üyeliklerine, sırasıyla:
Emin Öğüt, Turgut Önder, Ülker Pamuk, Aşkın Sürmeli, Süleyman Bagatur oybirliğiyle seçildiler.
Denetleme Kurulu asil üyeliklerine:
Üzeyir Bilen, Mustafa Öztürk, Salih Arık seçildiler.
Denetleme Kurulu yedek üyeliklerine, sırasıyla:
Sami Demirkıran, İbrahim Şimşek, Mehmet Şimşek, oybirliğiyle seçildiler.
Gündemin dokuzuncu maddesi: Üyeler dilek ve görüşlerini anlattılar. Bazı üyeler ise derneğin yaşamasının idealimiz, sosyal sorumluluğumuz ile ülkemize ve toplumumuza karşı faydalar sağlaması açısından devamının sağlanmasında gönüllülük ve fedakarlık yapan yönetim kuruluna teşekkür ettiler. Divan başkanı aleyhte görüşlerin olup olmadığını sordu. Aleyhte görüşler olmayınca toplantıyı sonlandırmak üzere teşekkür etti ve oturumu kapattı.
Gösterilen adaylar arasında çarşaf liste yapılması oybirliğiyle kabul edildi.
Yapılan çarşaf listeye göre oylama yapıldı ve oybirliğiyle kabul edildi.
Buna göre yönetim kurulu asil üyeliklerine:
Hamdi Dağ, Özer Topses, Abdulvahap Karataş, Başar Nacır, Yusuf Tuna, Necla Bilgen, Dr. Muzaffer Bumin oybirliğiyle seçildiler.
Yönetim Kurulu yedek üyeliklerine, sırasıyla:
Emin Öğüt, Turgut Önder, Ülker Pamuk, Aşkın Sürmeli, Süleyman Bagatur oybirliğiyle seçildiler.
Denetleme Kurulu asil üyeliklerine:
Üzeyir Bilen, Mustafa Öztürk, Salih Arık seçildiler.
Denetleme Kurulu yedek üyeliklerine, sırasıyla:
Sami Demirkıran, İbrahim Şimşek, Mehmet Şimşek, oybirliğiyle seçildiler.
Gündemin dokuzuncu maddesi: Üyeler dilek ve görüşlerini anlattılar. Bazı üyeler ise derneğin yaşamasının idealimiz, sosyal sorumluluğumuz ile ülkemize ve toplumumuza karşı faydalar sağlaması açısından devamının sağlanmasında gönüllülük ve fedakarlık yapan yönetim kuruluna teşekkür ettiler. Divan başkanı aleyhte görüşlerin olup olmadığını sordu. Aleyhte görüşler olmayınca toplantıyı sonlandırmak üzere teşekkür etti ve oturumu kapattı.
(31.03.2011 / Saat 18:00)
Turgut Önder Emin Öğüt İbrahim Sarıer Abdulvahap Karataş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














