| NASA’nın Fırat-Dicle Havzasına İlişkin Öngörüsü | |
| Dr. Tuğba Evrim Maden, ORSAM Su Araştırmaları Programı Uzmanı, temaden@gmail.com | |
Bölgede yeraltı suyunun mevcut su talebini karşılamada sağlayacağı katkı yüzde 52 oranında iken aktif olarak çekilen su miktarı yüzde 60’dır. Yeraltı sularının yoğun kullanımı, sınırlı kaynağın sürdürülebilirliğini olumsuz yönde etkilerken, sosyo-ekonomik olarak da olumsuzlukları söz konusudur, özellikle kıyı akiferlerinde tuzlu su girişimi gerçekleşmektedir. Aşırı çekim kirleticilerin yeraltı suyuna karışmasına ve kalite sorununa sebep olmaktadır. Yer altı suyu kullanımına ilişkin kurumsal çalışmalar düzensiz ve yetersizidir. Ülkeler yer altı suyu yönetim araçlarından ve bilgi açısından yetersizdir. Bununla birlikte bölgede halk katılımı ve duyarlılığı zayıftır. Yeraltı suyunun kullanımına ilişkin yönetim ve denetlemenin zayıf olduğu bölgede örnek olarak Birleşik Arap Emirlikleri’nin doğu bölgesinde yer alan kuyularda su tablası 1980’li yıllarda 150 metre derinliğe düşmüştür, bu değer günümüzde 400 m civarındadır. Su kıtlığı yaşanan Yemen’de kuyu açılması kanunen kısıtlanmamıştır. Tahminler göre akiferler 2500 kuyu açılmıştır. Yapılan çalışmalara göre küresel iklim değişimi sürecinde kurak bölgeler daha kurak, ılıman iklim sahibi bölgeler daha da ılıman olacaktır. Yağış ortalamalarının ve sıcaklık değerlerini etkileyen iklim değişimi, yoğun yağış periyotları ile taşkınlara neden olurken, yarı kurak-kurak iklim kuşağında yer alan Ortadoğu’da yağış oranlarının düşmesi yaşanan su sıkıntısını arttıracaktadır. Ayrıca sıcaklıkların ve sonucu buharlaşmanın artması, göller ve nehirlerin biyolojik, kimyasal ve fiziksel özelliklerini de etkileyecektir. Ayrıca, Çevre ve Kalkınma için Arap Forum’un hazırladığı rapora göre 21. Yüzyılın sonunda Arap ülkelerinin yer aldığı coğrafyada yüzey ısısının 2,5-5,5 oC arasında artacağı ve bu artışın bölge de gerçekleşen yağış ortalamasını yüzde 20 oranında düşüreceği de belirtilmiştir. NASA ile ilgili haberlerde ön plana çıkan Fırat ve Dicle havzasının yıllık ortalama su potansiyeli yaklaşık 87 milyar metreküptür. Bu rakam yaklaşık bir Nil nehri büyüklüğündedir. (Nil nehrinin yıllık potansiyeli ortalama 84 milyar metreküptür). Suriye, Irak, yüzde 10 katkısı ile İran ve Türkiye’nin de kıyıdaş ülke olduğu Fırat ve Dicle havzasının toplam yüzölçümü 879,790 km2’dir. Kaynak olarak FAO’nun istatistiklerini ele alırsak, Havzanın hidrolojeolojik yüzde 46’sı Irak, %22’si Türkiye, %11’i Suriye, %19’u İran ve geri kalan bölümü ise Suudi Arabistan topraklarında yer almaktadır. Fırat nehrinin yıllık ortalama debisi 33,7milyar metreküptür. Türkiye, Fırat nehrine 33,1 milyar metreküp (%98,5) oranında katkıda bulunurken, Suriye’nin katkısı ise 500 milyon metreküptür (%1,5). Fırat nehrine, Irak’ın bir katkısı yoktur. Dicle nehrinin ise yıllık ortalama debisi 52,7 milyar metreküptür. Türkiye’nin Cizre ölçüm noktasında, Dicle nehrinin debisi 16,2 milyar metreküptür. Irak sınırları dahilinde Türkiye’den doğan Büyük Zap’ın katkısı ile Dicle nehrinde akım 21,3 milyar metreküpe ulaşmaktadır. Havza ülkelerinde kişi başına düşen su miktarı 2025 yılı için yapılan öngörülerde Irak ve Suriye’de sırayla yılda 1700 ve 732 metreküptür. Türkiye’de ise bu rakam DSİ’den alınan verilere göre yaklaşık 1200 metreküptür. Söz konusu rakamlar özellikle Suriye ve Türkiye’de su sıkıntısının artacağını göstermektedir. Ortadoğu genelinde ve özellikle söz konusu ülkelerde, su talebi artan nüfus, gıda güvenliği endişesi ve suyun etkin kullanılmaması, özellikle tarımda modern sulama tekniklerinin kullanılmaması büyük oranda su kayıplarına neden olmaktadır. Suyun verimli kullanımına ilişkin olarak su yönetim yapısının düzenlenmesi gerekirken, özellikle kullanıcılarda suyun tasarruflu kullanımıyla ilgili olarak eğitilmelidir. Buna ek olarak, iklim değişimi mevcut su yapılarının (hidroelektrik, taşkın kontrolü, drenaj ve sulama sistemleri) işletilmesini ve işlevlerini, su yönetimini de değiştirecektir. Yapılan çalışmalara göre şu anki su yönetimi, iklim değişiminin etkilerinin üstesinden gelebilecek güçte değildir. Su yönetimi, enerji, çevre, sağlık, doğa koruma ve gıda politikalarını da etkilemektedir. Bu sebeplerle mevcut iklim değişiminin yarattığı zafiyetlerin bilgi olarak depolanması ve su ile ilgili yönetimlerin yeni şartlara adapte edilmesi gerekmektedir. |
STD, SUSTAINABLE "ECOLOGICAL AGRICULTURE AND THE ENVIRONMENT" ASSOCIATION
15 Şubat 2013 Cuma
NASA’nın Fırat-Dicle Havzasına İlişkin Öngörüsü
23 Ocak 2013 Çarşamba
"organik devrim"
"organik devrim"
var!..
Yusuf Yavuz
Yıllardır adı HES'lerle anılan Rize'nin Çayeli ilçesi sınırlarındaki Senoz Vadisi, bugünlerde heyecan verici bir başarı öyküsüne ev sahipliği yapıyor. İTÜ'yü bitirip yıllarca bürokratlık yaptıktan sonra köyüne dönerek dedesinden öğrendiklerine bilimi de ekleyerek vadinin değerlerini yöre insanı için kalkınma aracına dönüştürmeye soyunan Ahmet Ali Kork'un çabalarına kamu kurumları da destek veriyor. Kork'un etrafında kenetlenen köylüler, ürettikleri ve yaşama biçimleriyle Senoz Vadisi'nde sessiz sedasız bir devrim gerçekleştiriyor.
Senoz Vadisi'ndeki HES Projelerine ve taş ocaklarına karşı yürüttüğü mücadeleyle tanınan TEMA Vakfı Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork öncülüğünde yürütülen çalışmalarda, Vadiyi oluşturan 12 köyden 1728 çay üreticisi organik tarıma başladı. Çay tarımını bugünlerde hızla geliştirilmeye çalışılan organik bal üretimi izliyor. Sırada; et, süt, mısır, alabalık, pekmez, sebzeler, özgün mimarisi ve yerel kültürüyle yaygınlaştırılacak eko-turizm var.
SENOZLULARIN ALKIŞLANACAK YAŞAM MÜCADELESİ
Karadeniz sahil yolu için açılan taş ocakları ve yapılmak istenen HES projelerine tepki gösteren yöre halkı, bölgedeki yıkım projelerine karşı yürüttükleri hukuki mücadeleyle bugüne kadar açılan 10 ayrı davayı da kazanmış. Ancak yaşadıkları bütün sıkıntılara ve yoksulluğa rağmen vadilerinin SİT alanı ilan edilmesi için yürüttükleri mücadeleden vazgeçmeyen Senoz halkının kendi insiyatifi ile başlattığı organik devrime kamu kuruluşları da destek veriyor.
Senoz Vadisi'ndeki çalışmalara öncülük eden TEMA Vakfı Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork, yıllarca ÇAYKUR'da üst düzey bürokratlık yapmış bir yöre insanı. İçinde bulunduğu sektörün ve bölgenin sorunlarına yakından tanıklık eden Kork, bölgede organik bir dönüşüm başlatmak için kolları sıvayarak işe koyulmuş. Vadi halkının, toprağına, suyuna, ormanına, tarihine, kültürüne ve emeğine sahip çıkma adına ortaya koyduğu iradenin takdire şayan olduğunu söyleyen Kork, yanlış gördüğü uygulamalara karşı çıkan vadi halkının doğru uygulamaları hayata geçirme gayretinde olduğunu anlatıyor: "Vadi halkı çay üretiminde verim düşüklüğü, dolayısıyla gelir kaybı olacağını bilerek 2012 yılında kimyasal gübre ve zirai ilaç kullanmaktan vazgeçerek ÇAYKUR’un desteği ile organik çay tarımına başladı. Kimyasal gübre kulllanımından vazgeçilmesi toprak ve su kirliliğini önleyeceği gibi vadideki tüm ürünlerin organikleştirilmesinin de yolunu açtı. Bilinçsizce yapılan uygulamalar, yapılan eğitimlerle giderilmeye çalışılıyor."
GELECEKLERİ İÇİN KISA VADELİ ÇIKARLARI REDDETTİLER
Vadide üretilen balların yıllarca hastalıklar için ilaç olarak görülüp kullanıldığının altını çizen Ahmet Ali Kork, Senoz balının bölgenin en değerli ballarından biri olduğunun altını çiziyor. Ancak Senoz balının bu özelliğinin bölge dışında pek bilinmediğini de ekliyor. Geçim derdiyle sürekli göç veren bölge halkı için yürütülen bu çabaların ekonomik bir değer taşımasının çok önemli olduğunun altını çizen Kork, bu nedenle öncelikle üretilen ürünlerin organik sertifikasyona sahip olması gerektiğini vurgulayarak, bölgede yürütülen çabaları; "şu anda bunun çabası içersindeyiz. Vadi halkı olağanüstü zor doğa şartlarına rağmen insanüstü bir çabayla en iyi üretimi yapıp vadilerinde yaşama tutunmaya çalışıyor. Bu örnek bir davranıştır ve anlamlıdır. Gelecek nesillerinde hakkını gözeten bir anlayışla kısa vadeli çıkarları ret edip, çalışıp üreterek yaşam mücadelesi veren bu onurlu insanları takdirle karşılıyor, çabalarını saygı değer buluyoruz ve her zaman yanlarında olacağız" sözleriyle özetliyor.
MUHTAR AKIN:
'GEÇMİŞTE İYİ BİLDİĞİMİZ İŞLERE DÖNMÜŞ OLDUK'
'GEÇMİŞTE İYİ BİLDİĞİMİZ İŞLERE DÖNMÜŞ OLDUK'
Vadideki 12 köyün sözcülüğünü yapan Başköy Muhtarı Şaban Akın ise organik üretime ilişkin girişimlerin ardından bir yıl içinde 1728 çay üreticisinin organik çay üretimine başladığını söylüyor. 2013 yılında organik bal üretimi için harekete geçtiklerini anlatan Akın, "aslında geçmişte çok daha zor şartlarda yaptığımız ve çok iyi bildiğimiz işlere dönmüş oluyoruz. Gördük ki devletimizin ilgili kurumları da bu konuda bizlere destek olmaktadır. Bu anlamda başta Rize Valimiz Nurullah Çakır ve Tarım İl Müdürü Şafak Bulut olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz. Bir araya gelip ortaya koyduğumuz bu iradenin gereğini azimle, sabırla hayata geçireceğiz. Göreceksiniz belli bir zaman sonra Senoz Vadisi organik ürünleri ile ekolojik vadi olarak tescil edilecektir” diye konuştu.
KÖYLÜLERİN İRADESİNE VALİ ÇAKIR'DAN ÖNEMLİ DESTEK
Bölgede yürütülen çalışmaların ardından Senoz Vadisi'nden 30 arıcı geçtiğimiz aylarda organik bal üretimi yapmak üzere sertifika almış. Senozluların kendi inisiyatifleri ile ortaya koyduğu bu iradenin kamu tarafından da önemli ölçüde desteklenmesi oldukça sevindirici. Rize Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü kısa sürede destek projesi hazırlayıp 12 Aralık 2012 tarihinde Rize Valisi Nurullah Çakır’ın da katılımı ile Kaptanpaşa köyünde 20'şer adet boş kovan ve kışlatma tezgahları 30 arıcıya teslim edilmiş.
SENOZLU ARICILAR KIŞI EĞİTİMLE GEÇİRECEK
Senoz Vadisi’nin organikleştirilmesi kapsamında geçtiğimiz günlerde bir araya gelerek sertifikasyon kuruluşu ile anlaşan Senozlu arıcılar, kış dönemini Çayeli Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü ve Rize Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü işbirliği ile düzenlenen arıcılık eğitimlerinde değerlendiriyor. Organik arıcılık uzmanı veteriner hekim Şeref Demir tarafından verilen ve 30 arıcının katıldığı eğitimlerin 8 hafta süreceği belirtiliyor.
19 Aralık 2012 Çarşamba
TARKON KURULDU
Tarım ve Gıda Konfederasyonu Kuruldu;
KONFEDERASYONUN KURULUŞ AMACI
Ülkemiz Gıda, Tarım ve Çevre sektörünün geliştirilmesi,
eğitilmesi, toprak, su, hayvan kaynakları, gıda-gıda güvenliği ve çevrenin
korunması, verimli kullanılması amacıyla;
Ülkemizde bulunan Gıda, Tarım ve Çevre amaçlı kurulan sivil
toplum kuruluşları arasında koordinasyonu sağlamak, Gıda, Tarım ve Çevre
sektörüne eğitim ve eğitime bağlı olarak verimliliğin artırılmasına katkı
sağlamak, Ulusal ve uluslararası tarım, gıda, çevre bilinci konularında
politikalar ve stratejiler üretmek, proje üretmek, uygulamak, sorunlarla
mücadele etmek, çözüm önerileri getirmek, model tesisler kurmak ve üretici
üretmek, Gıda, Tarım, Çevre ve Kırsal alandaki üretici/işletmeleri ulusal,
uluslar arası platformlarda temsil etmek, Tarım, Gıda ve Çevre üretimde
verim ve kalite artışı için modern teknolojinin, yüksek verimli, kaliteli
üretim materyallerinin kullanımının yaygınlaşması için çalışan, tarladan
sofraya, sofradan çevreye, çevreden insan sağlığına duyarlı doğal kaynaklarımızın
kullanımında azami gayret sarf eden, kaynakların sürdürülebilirliğini ön planda
tutan, üretici-tüketici dengesini gözeten, modern, güvenilir, insan odaklı, bir
kuruluş olmak amacıyla doğmuştur.
Ülkemiz ve Sektörümüz için, hayırlara vesile olmasını
diliyor, Kamuoyuna ilan ediyoruz.
GENEL BAŞKAN: HAKAN YÜKSEL
[HABER: 
18
Aralık 2012,
Hakan
YÜKSEL-Tarım Federasyonu Genel Başkan: yuksel@tarimfederasyonu.org)
tarım bakanı şövalye oldu
Eniştemiz Fransa Türkiye’yi Niçin Öptü?
(Bakanlık Bilgi Notu)
Hani bir söz vardır: Düğün değil bayram değil eniştem beni
niye öptü?
Tarım Alanında Şövalye Liyakat Nişanı (Chevalier dans
I'Ordre du Merite Agricole), bu yıl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi
Eker’e verildiği haberleri basında geçince konu; tarım basın ve yazarları ‘’Eniştemiz
Fransa Türkiye’yi Niçin Öptü, Bakanımız Nasıl Şövalye Oldu, Niçin Şövalyelik
Nişanı Verildi’’ gibi başlıklarda yer aldı. Yazılarda Türkiye’nin canlı hayvan
ve et ithalatında Avrupa Birliği ülkelerinin birinci, Fransa için Avrupa
Birliği içerisinde Türkiye’ye en çok hayvancılık ürünü satışta yine birinci
sırada yer aldığı bu yüzden Bakana şövalyelik nişanı verildiği yorumları
gerçekleşti.
Türkiye’nin 250 milyon TL’lik hayvan ithalatından memnun
olan Fransa’nın memnuniyetini hayvancılığımızı Türkler kurtardı şeklinde dile
getirdiği, verilen şövalyelik nişanının Fransa’nın bu sevincinin ifadesi
olabilir mi soruları basınımızda yer aldı. GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker’in şövalyelik
nişanı aldığı haberleri ve bu haberler ile ilgili makalelerin yayınlandığı
facebook, yahoo, google’daki gıda , tarım ve hayvancılık sitelerinde
besi, çiğ süt-damızlık üreticilerinin devam eden ithalata tepkilerini dile
getirdikleri görüldü.
2011 yılında Türkiye Amerika Birleşik Devletlerinden en çok
canlı hayvan ithal eden unvanına sahip olduğu bizzat bu yılın başlarında ABD’li
yetkililerce açıklanmıştı. Amerika’dan canlı hayvan ithalatı yapan ülkeler
arasında Türkiye ABD’den 210 milyon dolarlık canlı hayvan ithalatı yaparken
ikincilik 96 milyon dolar ile Rusya’ya aitti.
2011 yılında Türkiye ABD, AB ve Uruguay’dan canlı hayvan
ithal etti. Türkiye’ye canlı hayvan, karkas et satmada birincilik AB
ülkelerine, ikincilik ise ABD’ye ait idi.
İşte canlı hayvan, kesilmiş et ithalatının 2011 yılının
perspektifindeki ön görünüşü bu. Ön görünüşte hayvan ithalatı popülist
bir tavırla eti ucuzlatmak yapılıyor. Perspektifin sağ görünüşünde çelişkilik
yaratan sübvansiyonlu besi, damızlık üretiminin kredilendirilmesi devam ediyor.
Sol görünüşte ise ithal canlı hayvan et fiyatlarının yerli üretimini sekteye
uğratıyor. Diğer görünüşlerin her birinde; hayvancılıkta küçük çiftlikler işi
bırakıyor, büyük ölçekli yatırım ve işletme sayıları artıyor. Büyük ölçekli
yatırımcıların kaba yem tedarikindeki acemilikleri samanı yetmez hale
getiriyor. Büyüyen hayvan varlığı (2010 yılına göre kıyasla 2011 yılında
%8)gerçekte geçen yıla kadar verilen sıfır faizli borçlanmanın eseri olduğu
görülüyor. Hayvancılık sektörünün ürettiği çiğ sütü satın alan
endüstriyel süt sektörü ise 2011 yılında kendi kazanç sermayesi ile % 20
oranında büyüdüğü görülüyor. Hayvancılık sektöründe reel büyüme gerçekleşmez
iken Endüstriyel süt sektöründe %20’lik büyümenin çiğ sütte piyasa
düzensizliği, çiğ süt fiyatlarının olması gereken seviyelerde değil düşük
tutulması, ambalajlı ürünlerde ise serbest bırakılması, bir nevi tarımsal
üretimdeki çiğ süt gelirlerinin sanayicilere sermaye transferini yaratıyor.
2008 yılında başlayan hayvancılık sektörünün devam eden
ithalat ile fetret devrinin halen kapanmayışı ve yukarıdaki perspektifin
mevcudiyetinin tepkisi GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker’e yöneliyor. ‘’Yiğidi öldür
ama hakkını inkar etme ‘’deyimi var. Canlı hayvan, et ithalatının
konuşulmaya başlandığı 2010 yılı Mart’ına kadar Sayın Bakan et, canlı hayvan
ithalat tüccarlarının yaygaralarına karşı durup yapacağı toplantıya önceden ‘’
hayvan ithalatını isteyenler gelmesin ‘’ demiş olarak sonuna kadar ithalata
karşı çıkmıştı. İthalat şalterini Sayın Başbakan indirince Sayın Bakan
‘’çaresiz’’ kalıp başlatmıştı. Dolayısı ile hayvancılık politikasını bir bakıma
GTH Bakanı Sayın Mehdi Eker değil iktidar yürütüyor. Et tüketiminin getireceği
yüksek fiyat, iktidar tarafından tüketicilerin değişebilecek siyasi tercihleri
gögüslenemiyeceği endişesi ile ithalat devam ettiriliyor.
Sayın Bakanın Fransa’dan şövalye nişanı aldığı haberleri,
yorum ve değerlendirmeler basında yer alınca biz de merak edip araştırmaya
başlarken önce diplomatlara soralım dedik. Şövalye nişanı verilmesi ile
ilgili bakanlık dışından sivil diplomatik çevrelerce bize bildirilen yorumda
Ermeni Tasarısı ile gerginleşen Türkiye-Fransa ilişkilerini yumuşatma amacının
olabilirliği de var sayılıyor.
Sonra bakanlığa yöneldik. GTHB Basın Müşavirliği ve
Müsteşar Yardımcısı Nihat Pakdil’in yönlendirmesi ile G 20 toplantısına Sayın
Mehdi Eker ile katılan o zamanki GTHB Müsteşar yardımcısı şimdiki Rehberlik
Ve Teftiş Başkanı Sayın Erdal Sumaytaoğlu’na sorduk:
Geçtiğimiz günlerde GTH Bakanımız Sayın Mehdi Eker’e Fransa
Şövalyelik Nişanı verdi. Bununla ilgili olarak basın bildirisinde Sayın Bakana
şövalyelik nişanının ‘’2011 yılında düzenlenen G20 Bakanlar Toplantısı'nda
önemli kararların alınmasında oynadığı etkin rol nedeniyle layık
görüldüğü’’bildirildi. Buna göre;
‘’Sayın Bakana Fransa’nın şövalye nişanı verilmesine layık
gördüğü 2011 yılında yapılan G20 bakanlar toplantısında Türkiye veya
Sayın Bakanın etkin rol aldığı önemli kararlar nedir? ‘’sorumuza Bakanlığın
Basın Müşavirliği ,basın müşaviri Sayın Gürbüz bey ve Müsteşar Yardımcısı Sayın
Nihat Pakdil’in sekreteryaları aracılığı ile kendilerinin sorumuz ile
ilgili ellerinde doküman olmadığını bize bildirdiler.
Sayın Bakan Mehdi Eker ile birlikte sizin de o zaman
müsteşar yardımcısı sıfatı ile 2011 yılında yapılan G 20 bakanlar toplantısına
katıldığınızı öğrenmiş bulunuyoruz. Ve bundan dolayı sorumu size yöneltmek
durumundayım:
‘’Sayın Bakana Fransa’nın şövalye nişanı verilmesine layık
gördüğü 2011 yılında yapılan G20 bakanlar toplantısında Türkiye veya Sayın
Bakanın etkin rol aldığı önemli kararlar nedir, veya sayın Bakanın G20
toplantısında sunduğu ve kabul edilen teklifleri nelerdir?
GTH Bakanlığı Rehberlik Ve Teftiş Başkanı Sayın Erdal
Sumaytaoğlu’nun açıklaması:
Fransa Tarım Bakanlığı tarafından Sayın Bakanımıza Tarım
Şövalyesi Liyakat Nişanı Verilmesine ilişkin Bilgi Notu
2008 yılında yaşanan Gıda Krizinden bu yana tarım sektörü
yeniden uluslararası toplumun gündemine girmiştir. G-20 gündemine ise
Fransa’nın 2011 yılındaki G-20 Dönem Başkanlığı sırasında Fransa’nın isteğiyle
alınmıştır. Fransa Dönem Başkanlığı, 2011 yılında “Tarımsal Ürün Fiyat
Dalgalanmaları” konusunu görüşmek üzere bir Tarım Bakanları Toplantısı
düzenlemeyi kararlaştırmıştır. Anılan toplantı, 22-23 Haziran 2011 tarihlerinde
Paris’te gerçekleştirilmiştir.
Bu Toplantıya hazırlık amacıyla toplam 4 toplantı
düzenlenmiştir. Bunlar;
Berlin Toplantısı 21 Ocak 2011:
Fransa’nın Berlin Büyükelçiliğinde 21 Ocak 2011 günü
düzenlenmiştir.
Toplantıda, Fransız tarafı, üye ülkeler konuya ilişkin bir
Sualname gönderilmesini ve 8 uluslararası kuruluştan (FAO, IFAD, IMF, OECD,
UNCTAD, WFP, the World Bank and WTO) fiyat dalgalanmaları konusunda bir rapor
hazırlamasını istemiştir. Bu öneri üye ülkeler tarafından da kabul görmüştür.
Toplantıda alınan kararlar;
Şeffaflık ve tarımsal üretim konusunda daha fazla çalışma
yapılması gerektiği,
Mevcut komiteler (FAO ve Gıda Güvenliği Komitesi gibi)
çerçevesinde uluslararası koordinasyonun iyileştirilmesi gerektiği,
Gelişmekte olan ülkelere uygun risk yönetimi araçlarına olan
ilgiden bahsedilmiştir,
Ticaret konularının da gündemde yer alması gerektiği,
Türev marketlerin düzenlenmesi konusu Ekonomi Sherpaları
tarafından görüşülecek olmakla birlikte, Tarım Sherpaları tarafından onlara
tarımsal piyasaların çalışmasına yönelik bilgi verilebileceği konularıdır.
*
2. Paris Toplantısı 23-24 Mart 2011
Toplantıda,
Sualnameye verilen cevaplar,
Uluslar arası kuruluşlar tarafından fiyat dalgalanmaları
konusunda hazırlanan rapor,
Piyasalarda şeffaflık ve bilgi,
Uluslararası koordinasyon,
Risk yönetimi,
Uzun vadede tarımsal üretim konuları görüşülmüştür.
**
3. Paris Toplantısı 11-12 Mayıs 2011
Toplantıda, çeşitli uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum
kuruluşları tarafından, AMIS (Agricultural Market Information System), JODI
(Joint Oil Data Initiative), Biyoyakıtlar, Tarımsal üretim gibi konularda
sunumlar yapılmıştır. Toplantıda ağırlıklı olarak, G-20 Tarım Bakanları
tarafından imzalanması öngörülen “Eylem Planı” konusunda tartışmalar
yapılmıştır. Ülkelerin Plan üzerindeki değişiklik önerileri kaydedilmiştir.
4. Paris Toplantısı 23 Haziran 2011
23 Haziran 2011 günü gerçekleştirilen G-20 Tarım Bakanları
Toplantısında “Eylem Planı” kabul edilmiştir.
Tarım Şövalye Liyakat Nişanı Fransa Tarım Bakanlığı
tarafından ilk kez 1883 yılında verilmeye başlanmıştır. Tarım sektörünün
gelişmesine katkı sağlayan kişilere verilmektedir.
Sayın Bakanımıza verilmesinin nedeni de G-20 toplantıları
sırasında bakanlığımız temsilcilerinin aktif katılımını sağlamasıdır.
Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı Rehberlik Ve Teftiş Başkanı
Sayın Erdal Sumaytaoğlu’na açıklamaları için, bakanlığın diğer personeline
sorumu soracak doğru adresi bulmam da yardımları için teşekkür ederiz.
Biz bu yazımızı yayına hazırlar iken GTH Bakanlığını
TBMM’deki bütçe görüşmelerinde kendisine verilen şövalyelik nişanı ile ilgili
yazılanlara, yorumlara GTHB Sayın Mehdi Eker’in cevabı basına şöyle yansıyordu:
Bakan Eker, Fransa’nın, tarımsal başarılarından dolayı ve
dünya gıda güvenliğiyle ilgili Türkiye’nin yapıcı kararları nedeniyle kendisine
tarım alanında şövalye liyakat nişanı verdiğini anlattı. “Başarı bu” diyen
Eker, ‘Türkiye, Fransa’dan çok ithalat yaptığı için bunun verildiğinin”
söylendiğini belirtti. Eker, bunun da yalan olduğunu ifade ederek, “Fransa,
sizin iktidarınızda 2002′de dünyanın 5., Avrupa’nın 1. büyük tarım
ekonomisiydi. Bizim iktidarımızda Türkiye, Fransa’nın önüne geçti Avrupa’nın
birincisi dünyanın 7′si oldu. Fransa bunu biliyor, Fransa bunun için veriyor”
dedi.
Fransa, Sayın Bakana şövalyelik nişanını ‘’gerçekte ‘’ niçin
verirse versin hayvancılık sektörünün aynası olan tarım medyası ‘’
hayvancılığımızın yorumu’’ nu sunuyor. O yorumlar bakanın tekzip ettiği gibi ‘’
yalan ‘’ olsa da ithalat rakamları gerçek.
Hayvancılık ürünleri ithalatı devam ettiği müddetçe ithal
edilen ülkelerden bakana verilecek her ödül de ister istemez önce o ülkeden
ithalat veya o ülkenin ihraç ettiği rakamlar akla gelecektir.
Türkiye’ye 2011 yılında en çok canlı hayvanı satan ABD’de
dileriz ki Sayın Bakana bir ödül vermesin..!
Bu konu ile ilgili yorum ve değerlendirmeleri üreticilere,
okuyuculara da bırakır iken Türkiye’de hayvancılık ile uğraşan bir milyon
ailenin oluşturduğu dört-beş milyon kişi, hayvancılık sektörü canlı hayvan
ithalatının durdurulması için ilgili gümrük vergilerinin eskiden olduğu gibi %
135 seviyesine getirilmesini bekliyor.
Gıda tarım ve hayvancılıkta tarım ve hayvancılık gıdayı üretiyor.
Gıdanın iki ayağı olduğu görülüyor ve bu ayaklardan hayvancılık ayağı kırık. Bu
kırık ayağın düzeltilmesinin başlangıcı olacak ithalatın durdurulmasında
mecliste grubu bulunan muhalif siyasi partilere de görev düşüyor: İthalatın
durdurulmasını iktidardan ciddi bir şekilde istemektir. İthalatın
durdurulması ile oluşacak et tüketimindeki geçici fiyat yükselişlerinin de
siyasi istismar konusu yapılmayacağını deklare etmektir. Üreticiler
muhalefetten de bunu bekliyor.5 Kasım 2012 Pazartesi
1 Kasım 2012 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







