STD, SUSTAINABLE "ECOLOGICAL AGRICULTURE AND THE ENVIRONMENT" ASSOCIATION
Hamdi DAĞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hamdi DAĞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Ağustos 2016 Pazartesi
AB'YE UYUMDA KIRSAL KALKINMA ÖRGÜTLENMELERİ - M. Fersan DURSUN & Dr. Erhan EKMEN
7 Mayıs 2016 Cumartesi
TARIMIN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ YERİ & STD; SÜRDÜRÜLEBİLİR "EKOLOJİK TARIM VE ÇEVRE" DERNEĞİ YÖNETİM KURULU, BAŞKAN: HAMDİ DAĞ
TARIMIN TÜRKİYE
EKONOMİSİNDEKİ YERİ
Tarım ihracatımızın 2010 yılı sonunda 15 milyar USD'yi aştı,
ancak hala çok büyük potansiyelimiz var.
Türkiye'de tarım sektörü, beslenme ve iş gücüne etkisi,
milli gelire katkısı ve sanayi sektörüne sağladığı ham madde ile ekonomik,
sosyal bir sektör olma özelliğini koruyor.
Nüfusun 1/3'ü tarımsal faliyetlerle geçimini sağlamaktadır.
Çalışan her 4 kişiden biri tarımda çalışmaktadır.
Tarım üretimi yıllık 62 miyar doları aşmış durumdadır.
Türkiye'deki endüstri tesislerinin büyük bölümü tarımsal
maddeleri hammadde olarak kullanmaktadır. Bu durum, sanayinin gelişmesinde
büyük önem taşımaktadır.
Tarımsal ihracatımız 15 milyar dolar ile toplam
ihracatımızda %13,2 gibi önemli bir paya sahiptir. İhracatımızda fındık,
turunçgil, pamuk, tütün, yağ bitkileri, zeytin ve çay gibi tarım ürünleri
önemli yer tutmaktadır.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı 2023 yılında tarımsal üretimin
150 milyar dolar, ihracatın ise 30 milyar dolar olacağını öngörmektedir.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarımsal üretimin son 5 yılda
önemli miktarlarda arttığını, 2002 yılında 23,7 milyar dolar olan tarımsal
üretimin 2010 yılı itibariyle 62 milyar dolara ulaştığını açıklamıştır.
Bakanlık, bu gelişim sürecini yönetebilmek adına planlamalarını kontrol ve
kayıt sistemleri üzerine yoğunlaştırmaktadır. Bu sistemlerin yaygın kullanım
alanları ise teknolojiye entegrasyonu kolay üretim dallarıdır. Yani geleneksel
yöntemlerle tarımsal üretim yerine, yüksek kapasiteli tarımsal üretim modelleri
üzerinde durulmaktadır.
Bu koşullarda örtü altı tarım ve süt sığırcılığının söz
konusu uygulamalarda adaptasyon kabiliyeti önümüzdeki süreçte büyük önem
kazanacaktır. Her iki tarım faaliyetinin gerek yurtiçi üretimde gerekse
ihracattaki payımızı arttırmada önemli bir güç olabilecegi görülüyor.
Tüm bu uygulama ve gelişim sürecinde önemli kriter işletme
büyüklüğü olacaktır. Çünkü söz konusu yatırımlar yüksek maliyeti de beraberinde
getirecektır. Sermaye yapısı müsait olmayan küçük kapasiteli işletmeler uzun
vadede kaçınılmaz olan koşulları yerine getiremediklerı için ister istemez
sistem dışı kalacaklardır. Sonuç olarak Türkiye'de tarım, eğitimli, bilinçli,
ölçek ekonomisine özen gösteren yatırımcılara ihtiyaç duyacaktır.
Hedef 2023'de 150 milyar USD' tarım üretimi!
Tarımda kalite standatları ve gıda güvenliği önem
kazanacaktır. Bu sebeple işletme sayısı azalırken kapasite ve kalite
artacaktır. Planlanan düzenlemeler sayesinde dış pazarlarda ürünlerin
rekabet sansı artacaktır. Özellikle yaş meyve sebzeler önem kazanacaktır.
Organize hayvancılık bölgeleri oluşturulacaktır.
Sözleşmeli üretim ve organik tarım ön plana çıkacaktır.
Devletin AR-GE yatırımlarına yaptığı destek artacaktır.
Yatırımcıların büyük çoğunluğu yüksek teknolojili tarımsal
faaliyetlere yönelecektir.
10 Mart 2016 Perşembe
TOHUMCULUKTA HOLLANDA VE FRANSA MODELİ… Ali Ekber YILDIRIM
Tohumculukta
güncel gelişmeleri dün ayrıntılı olarak yazdık. O bilgiler ışığında bugün
sektörün gündemindeki yetki devri ve piyasa denetiminde Avrupa Birliği’nin
temel ilkelerini, Hollanda ve Fransa örneklerini paylaşacağız.
2006’da çıkarılan Tohumculuk Yasası’nın yetki devrini düzenleyen 15.maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından 2011’de kısmen iptal edildi. Yerine yeni bir düzenleme de konulmadı. Hollanda ve Fransa modeli bu çerçevede değerlendirilmeli.
Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Hukuk Müşaviri Dr. Ayşe Saadet Arıkan, 3.Uluslararası Tohumculuk Çalıştayı’nda Hollanda ve Fransa’da yaptıkları incelemeler sonucunda yetki devri ve piyasa denetimi konusunda özetle şu bilgileri verdi:
Yetki devri, kanunla bir makama veya kişiye verilen hukuki tasarruf ve işlem yapma yetkisinin diğer bir makam/kişiye aktarılmasıdır. Yetkilendirme ise, yetkili makam tarafından bir işlemi yapmaya mezun edilme, izin verilmesidir.
Temel kural olarak, yetki devri Kanunda açıkça öngörülmüş olması, yazılı olması ve kısmi olması gerekir.
Kolluk faaliyeti içinde yer alan yetkiler devredilemez. Zorunlu denetim hizmeti, idarî para cezası, uyarma, geçici durdurma ve iptal şeklinde idarî müeyyideler uygulamaya ilişkin görev ve faaliyetler genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olup, idarenin aslî ve sürekli görevlerindendir.
Anayasa’nın 128. maddesine göre, kolluk faaliyetleri arasında yer alan bu tür kamu hizmetlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi zorunludur. Bu yetkiler devredilemez yetkiler arasındadır.
Bu çerçeveden bakılınca Hollanda’da bitki üretme/çoğaltım materyallerinin piyasaya sunulmasında önce yetkili merciler tarafından kalite kontrolüne tabi tutulması, kamu denetimi altında işlev gören meslek kuruluşları tarafından yapılmaktadır. Bu konuda çalışma ve yönetimleri bir ölçüde özerk olan ve Kanun ile oluşturulmuş durumda olan belirli muayene ve kontrol kuruluşları görev yapıyor. Hollanda’da dünyaca bilinen 3 organizasyon var. Sebze ve meyve konusunda NAKTUINBOUW, patates ve tarla bitkileri konusunda NAK ve çiçek soğanları konusunda BKD faaliyet gösteriyor. Bu kurumlar Tarım Bakanlığı tarafından denetleniyor.
NAKTUINBOUW, bağ-bahçe sektöründen gelen temsilcilerden oluşan bir İdare Meclisi’ne sahip. Bağımsız bir statüye sahip olmasına rağmen, yasa ile kendisine verilmiş görevleri yaparken yasal ve idari bakımdan Bakanlık ile “ilişkili” bir konumdadır. Yaptığı başlıca iş ve işlemler kısaca şöyle; Bitki çoğaltım materyallerinde kalite kontrolü, ithalat ve ihracat amaçlı muayene ve kontroller, Kalite-Plus sistemleri uygulaması, virüsten ari materyal üretimi, çimlenme testleri, eğitim programı ve uluslararası projeler.
Kurum, muayene ve kontrol, laboratuvarlar, çeşit ve denemeler olmak üzere 3 bölümden oluşuyor.
Hollanda’da yetki devredilen kuruluşların kararlarına ve ödeme emirlerine karşı kurum içinden itiraz edilebileceği gibi, idari ve yargı mahkemesinde dava açılması, ayrıca ombudsman kurumuna başvuru hakkı var.
Fransa modeli
Fransa’da tohumluk ve bitki çoğaltım materyalleri konusunda faaliyet gösteren tüm meslek kuruluşları faaliyetlerini Fransız Tarım Bakanlığı’nın denetim ve koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştiriyor.
Fransa sisteminde konu ile bağlantılı 2 kurum var:
1-Tohumluk ve fide konusunda bir üst meslek birliği konumunda olan (aynı zamanda sertifikalı tohumlukların test ve kontrollerinin yapıldığı teknik birim SOC’u da içeren) GNIS.
2-Çeşit kayıtlarının, FYD denemelerinin bazı laboratuvar analizlerinin yapıldığı sui generis bir kamu kurumu yapısı olan GEVES.
GNIS’in amacı, tohumluklarda kaliteyi teminat altına almak, yetki alanına giren konularda kamu kurumları ile farklı menfaatleri olan paydaşları bir araya getirerek karşılıklı danışmaların yapılabileceği bir ortam oluşturmak, tohumluk sektöründe üretimin arttırılması konusunda çalışmalar yapmak, hem Fransa’da, hem de dünyada tohum piyasası ile ilgili verileri derlemek, bunların analizlerini yapmak.
Avrupa Birliği ilkeleri
Hem Hollanda, hem de Fransa modelinde olduğu gibi Avrupa Birliği’nde tohumculukta sertifikasyon konusunda temel ilke, sertifikasyonun ya kamusal bir sertifika mercii tarafından yapılması ya da ticari bir işletmeye sertifikasyona esas olan işlemleri yapma yetkisi verilmişse bu işlemlerin muhakkak yetkili sertifika merciinin gözetim/kontrol ve denetimine tabii olmasıdır.
Avrupa Birliği’nde yetki devredilen kuruluşların organizasyon yapılarında Tarım Bakanlığı’nın temsilcileri var. Yapılan düzenlemeler, bakanın onayını gerektiriyor. Kullanılan yetkilerin -Tarım Bakanlığı adına kullanılıyor olduğu hususu- kanun maddelerinde açıkça ifade ediliyor. Kontrolör atamalarında Tarım Bakanı’nın doğrudan yetkisi var. Yetki devredilen kurum mutlaka Tarım Bakanlığı’nın denetimi altındadır.
Sonuç olarak, Türkiye tohumculukta yetki devri ve piyasa denetimi konusunda karar aşamasında. Hollanda ve Fransa modellerinden birini uygulayacak.
2006’da çıkarılan Tohumculuk Yasası’nın yetki devrini düzenleyen 15.maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından 2011’de kısmen iptal edildi. Yerine yeni bir düzenleme de konulmadı. Hollanda ve Fransa modeli bu çerçevede değerlendirilmeli.
Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Hukuk Müşaviri Dr. Ayşe Saadet Arıkan, 3.Uluslararası Tohumculuk Çalıştayı’nda Hollanda ve Fransa’da yaptıkları incelemeler sonucunda yetki devri ve piyasa denetimi konusunda özetle şu bilgileri verdi:
Yetki devri, kanunla bir makama veya kişiye verilen hukuki tasarruf ve işlem yapma yetkisinin diğer bir makam/kişiye aktarılmasıdır. Yetkilendirme ise, yetkili makam tarafından bir işlemi yapmaya mezun edilme, izin verilmesidir.
Temel kural olarak, yetki devri Kanunda açıkça öngörülmüş olması, yazılı olması ve kısmi olması gerekir.
Kolluk faaliyeti içinde yer alan yetkiler devredilemez. Zorunlu denetim hizmeti, idarî para cezası, uyarma, geçici durdurma ve iptal şeklinde idarî müeyyideler uygulamaya ilişkin görev ve faaliyetler genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olup, idarenin aslî ve sürekli görevlerindendir.
Anayasa’nın 128. maddesine göre, kolluk faaliyetleri arasında yer alan bu tür kamu hizmetlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi zorunludur. Bu yetkiler devredilemez yetkiler arasındadır.
Bu çerçeveden bakılınca Hollanda’da bitki üretme/çoğaltım materyallerinin piyasaya sunulmasında önce yetkili merciler tarafından kalite kontrolüne tabi tutulması, kamu denetimi altında işlev gören meslek kuruluşları tarafından yapılmaktadır. Bu konuda çalışma ve yönetimleri bir ölçüde özerk olan ve Kanun ile oluşturulmuş durumda olan belirli muayene ve kontrol kuruluşları görev yapıyor. Hollanda’da dünyaca bilinen 3 organizasyon var. Sebze ve meyve konusunda NAKTUINBOUW, patates ve tarla bitkileri konusunda NAK ve çiçek soğanları konusunda BKD faaliyet gösteriyor. Bu kurumlar Tarım Bakanlığı tarafından denetleniyor.
NAKTUINBOUW, bağ-bahçe sektöründen gelen temsilcilerden oluşan bir İdare Meclisi’ne sahip. Bağımsız bir statüye sahip olmasına rağmen, yasa ile kendisine verilmiş görevleri yaparken yasal ve idari bakımdan Bakanlık ile “ilişkili” bir konumdadır. Yaptığı başlıca iş ve işlemler kısaca şöyle; Bitki çoğaltım materyallerinde kalite kontrolü, ithalat ve ihracat amaçlı muayene ve kontroller, Kalite-Plus sistemleri uygulaması, virüsten ari materyal üretimi, çimlenme testleri, eğitim programı ve uluslararası projeler.
Kurum, muayene ve kontrol, laboratuvarlar, çeşit ve denemeler olmak üzere 3 bölümden oluşuyor.
Hollanda’da yetki devredilen kuruluşların kararlarına ve ödeme emirlerine karşı kurum içinden itiraz edilebileceği gibi, idari ve yargı mahkemesinde dava açılması, ayrıca ombudsman kurumuna başvuru hakkı var.
Fransa modeli
Fransa’da tohumluk ve bitki çoğaltım materyalleri konusunda faaliyet gösteren tüm meslek kuruluşları faaliyetlerini Fransız Tarım Bakanlığı’nın denetim ve koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştiriyor.
Fransa sisteminde konu ile bağlantılı 2 kurum var:
1-Tohumluk ve fide konusunda bir üst meslek birliği konumunda olan (aynı zamanda sertifikalı tohumlukların test ve kontrollerinin yapıldığı teknik birim SOC’u da içeren) GNIS.
2-Çeşit kayıtlarının, FYD denemelerinin bazı laboratuvar analizlerinin yapıldığı sui generis bir kamu kurumu yapısı olan GEVES.
GNIS’in amacı, tohumluklarda kaliteyi teminat altına almak, yetki alanına giren konularda kamu kurumları ile farklı menfaatleri olan paydaşları bir araya getirerek karşılıklı danışmaların yapılabileceği bir ortam oluşturmak, tohumluk sektöründe üretimin arttırılması konusunda çalışmalar yapmak, hem Fransa’da, hem de dünyada tohum piyasası ile ilgili verileri derlemek, bunların analizlerini yapmak.
Avrupa Birliği ilkeleri
Hem Hollanda, hem de Fransa modelinde olduğu gibi Avrupa Birliği’nde tohumculukta sertifikasyon konusunda temel ilke, sertifikasyonun ya kamusal bir sertifika mercii tarafından yapılması ya da ticari bir işletmeye sertifikasyona esas olan işlemleri yapma yetkisi verilmişse bu işlemlerin muhakkak yetkili sertifika merciinin gözetim/kontrol ve denetimine tabii olmasıdır.
Avrupa Birliği’nde yetki devredilen kuruluşların organizasyon yapılarında Tarım Bakanlığı’nın temsilcileri var. Yapılan düzenlemeler, bakanın onayını gerektiriyor. Kullanılan yetkilerin -Tarım Bakanlığı adına kullanılıyor olduğu hususu- kanun maddelerinde açıkça ifade ediliyor. Kontrolör atamalarında Tarım Bakanı’nın doğrudan yetkisi var. Yetki devredilen kurum mutlaka Tarım Bakanlığı’nın denetimi altındadır.
Sonuç olarak, Türkiye tohumculukta yetki devri ve piyasa denetimi konusunda karar aşamasında. Hollanda ve Fransa modellerinden birini uygulayacak.
Ali Ekber YILDIRIM
7 Ağustos 2015 Cuma
ZEYTİNİME DOKUNMA... TAMER UYSAL
ZEYTİNİME DOKUNMA...
TAMER UYSAL
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından. (Nazım Hikmet)
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından. (Nazım Hikmet)
Bursa coğrafi konumu dolayısıyla doğal ve tarihsel
kaynakları oldukça zengin bir kent.. Bunu son yıllarda kent kozmopolit bir yapı
kazandıkça daha iyi idrak edebiliyorum. Ancak bir çok kentte varsıl olmamanın sonucu
olarak insanımız bilhassa yoksul insanlarımız farkına varmıyor varamıyor. Nasıl
varsın ki ülkede 10-12 yıldır egemen olan zihniyet insanların bilhassa
mütedeyyin insanların alışılmış araçlarla dikkatini celp etmeyi ya da başka
yerlere çekmeyi dağıtmayı çok iyi beceriyordu. Zaten okumayan tek tipliliği
yadsımayan bir toplumda farklı bir netice de beklemek abesle iştigaldi. Şundan
varıyorum bu sonuca Bursada yaşayıp da Yeşil Türbede gömülü Osmanlı padişahının
kim olduğunu bilmeyen yarıdan çok fazla insan var Uludağ ı görmeyen o kadar çok
insan.. Tıpkı İstanbul da dizi dibindeki boğazı görmeyen İnsanları var olması
gibi. Bunu uydurmuyorum bunlar yakın tarihte yapılan anket araştırmalarında
çıkan sonuçlardır. İsterseniz deneyiniz, daha zor bir sual olacak belki ama
hergün binlerce insanın geçtiği Timurtaş paşa türbesi önünde yapın bu testi:
Kaç kişi şehrin kesinlikle en canlı bu muhitinde yatan zatın adını bile
zikredemez. Adım gibi eminim.
Peki bu bir eksiklik mi elbette değil. Her mezarın başında
bir yazıt var ve oradan bilgi edinebiliyorsunuz. Eksiklik olarak görülen ne
olabilir peki. Elbette tarih yazımı konusundaki eksiklik. Ne diyordu Mehmet
Akif;
“Kıssadan Hisse” şiirinde:
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
'Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
Bursa’nın simgelerini içeren çok yerinde bir yazı kaleme
almıştı Ramis Dara. "Türkiye ve Dünya Ormanında Bursa’nın Simgesi
Nedir!" diye soruyordu. Yıllar önceki bir yazı. Sanırım Bursa Defteri adlı
bir dergide yayınlandı. Şunları sıralamış. Uludağ, teleferik, Prusuias-Osman
Gazi-Orhan Gazi ve türbeleri, Erguvan, Çınar, Yeşil Türbe, Ulucami, Karagöz,
Cumalıkızık Evleri, Hanlar, İznik çinileri ve Kılıç kalkan.
Yazarın seçtiklerine katılmamam mümkün değil. Hele surları
dahil etmemesiyle ilgili yorumuna katılmamak hiç mümkün değil... Bugün
kaybettiğimiz bir çok değer var. Bunlardan hiç birisini haklı olarak adaylar
arasına koymamış. Koyamamiş. Çünkü yitip giden kaybolan değerler bunlar.
Saydıkları hakkında ise hemfikirim.
Geçtiğiz yıllarda bir anıt-mezar bulunmuştu Bursa’da 2 bin
yıl öncesine tarihlenen. Sonra o mezarın talan edildiği yazıldı Anıt mezarda
ilk bilimsel araştırmaya girişen Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi. Prof. Dr.
Mustafa Şahin hem de Belediyenin kendi bastırdığı dergide “arkeolojik park”
olarak değerlendirilmesini salık vermesine rağmen dinleyen olmadı. Bu bölgede
hiçbir ciddi çalışma yapmadılar. Çevresini tel örgüyle çevirip toprakla
örtmekle yetinildi. Mezarda rastlanan bronz bir obol (sikke) den yola çıkıp
hakkında bilgiler net olmamasına karşın kral mezarı deyip çıktılar. Velakin
Bitinya kralı kimin umrunda. Bu binlerce yıllık buluntu üstü kapatılıp unutuldu
gitti. Yani Bursa’yı kuran ya da ünlü komutan Hannibal'a kurdurduğu rivayet
edilen Prusias ve anıtı hakkında bir şey bilen var mı? Doğma büyüme bu
kentteyim bu konu hakkında yazıp çizen bilmem.
Simgelerden biri de Karagözmüş. Hacivat ve Karagöz de Bursa
denilince akla gelen isimlerden. Onlardan geriye kalan geleneksel bir sanata
dönüşen “gölge oyunu” Günümüzde pek yer bulamasa da hala bayram ve ramazanın
yegane eğlencelerinden birisi. Onlarla da ilgili kesin bir bilgi yok elimizde.
Güya Orhan ya da Yıldırım zamanında yaşamışlar ve cami yapım esnasında
çalışanları nüktedanlıklarıyla oyalandıkları için ölümle cezalandırılmışlar.
Ezel Akay ile Levent Kazak bu konuya farklı yorum getirmişlerdi. Hacivat ve
Karagöz Neden Öldürüldü filmiyle. Senaristlere göre öldürülmeleri o kadar basit
nedenden değildi. Devlet yönetiminde bazı isimleri rahatsız etmişlerdi.
Bunlardan birisi olan Vezir Pervane (Güven Kıraç) kolay kolay unutulmayacak bir
söz etmişti, “ Mizah bir yumruktur kime vuracağı belli olmaz” diye…
"Bu, dünyaya örnektür. Bu ruhun ışığıdur. Bu da, ete
kemiğe bürünmüşlüğün, ademin vücudun halidir. Bu ruh ışığu artlarından
aydunlattıkça cisimler ve vücutlar bu dünyada görünür olurlar. Işık sönünce
vücut kaybolur gider, geriye bomboş bir dünya kalır..." Filmde bahsi geçen
bu sözler Hacivat ve Karagöz oyununun yaratıcısı olduğu rivayet edilen Şeyh
Küşteri'ye ait olduğu iddia ediliyor. Şeyh Küşteri, padişahın Hacivat ve
Karagöz'ü canlandırmasını buyurduğu kişi olarak bilinir mezarı kayıptır. Bir
zamanlar Tayyare Kültür Merkezi'nin oralarda olduğu söylenirdi. Mezarın buradan
kaldırılıp anıt mezara taşındığı söylenir.
Hacivat'ın evi
Köşede ufaraktan
Bir tüfek atımı duraktan
Kapı pencere elekten
Döşemeler zemberekten
Dökülmekten
Sökülmekten
İncelmiş süprülmekten
Köşede ufaraktan
Bir tüfek atımı duraktan
Kapı pencere elekten
Döşemeler zemberekten
Dökülmekten
Sökülmekten
İncelmiş süprülmekten
Turgut Uyar böyle diyor Hacivat'ın Evi isimli şiirinde. Edip
Cansever’in en sevdiği on şiir diye not almışım. Oyunun aslı kökeni hakkında
çeşitli iddialar ileri sürülse de Bugün Karagöz ve Hacivat adına 1982 yılında
yapılmış bir anıt mezar bulunuyor Çekirge (Plai) olarak anlan semtte. Arkasında
Karagöz’ün mezarı varmış. Gönül Akıncı isimli seramik sanatçısı tarafından
yaratılan tasvirler de anıtı süslüyor. Çekirge deyince meşhur Bursa
kaplıcalarından söz edilmemesi herhalde günümüzde tıbbi ticari alana peşkeş
çekilmesinden dolayısıyla olsa gerek.
Dara, surların ise orijinale uygun olarak restore edilemeyeceği
için -ki öyledir birkaç Osmanlı tarihçisinin yazdıklarından ya da temel
buluntularından yola çıkarak- önerilenler arasına sokulamayacağını
belirtmektedir.
Bugün Bursa’da varolan surların hali pür i perişandır.
Restorasyon tatbik edilip icra edilenlerin neticesi ise daha daha büyük
felakettir. Ancak onların şu an ortaya çıktığı şekilde yıkılıp dekor yani
canlandırmaktan öte gitmemiştir. Bey Sarayı hakkında yazılanlar da rivayetten
öte değildir Ya sarayın içine bile girmemiş batılı gezginler ya da Osmanlı
devlet ulemasının (Aşıkpaşazade, Lami Çelebi vs.) yazdıkları teferruattır.
Bugün İznik çinileri mass production yani seri üretime yenik
düşmüştür. Tek tük atölyelerde seramik sanatçıları İznik çiniciliğini yaşatmaya
çalışıyorlar. Çini tıpkı Bursa’nın nebatatları gibi yokolup gitmiş. Kestane,
şeftali hatta dut diye bir şeyden söz etmek mümkün mü? İpek böceği de onla
beraber uçup gitmiş... Bursa’nın, padişah saraylarını süsleyen, atlas, seraser,
çuha, diba, hatayi, kemha, çatma, kadife, canfes, sereng, gezi, zerbaft, kutnu,
aba, sof, selimiye'si... Bu kumaşları üreten ipekhaneler kaybolup gitmiş.
Dokuma evlerinden de öyle pek eser kalmış sayılmaz. Bunda kuşkusuz Halil
İnalcık’a göre Osmanlı'nın güttüğü ticari politikayı da göz ardı edemeyiz.İpek
de dokuma endüstrisine feda edilmiş olarak tabii vasfını kaybedip başka ellere
teslim edilmiş.
Erguvan ve Çınar adından ne kadar söz edildiyse bence
Zeytinden de o kadar söz edilmesi gerekti. Bunu bir eksiklik olarak mı görüyorum
. Tabii ki evet. Yazar bildiğim kadarıyla bu şehrin nebatatına benim kadar
düşkün birisidir. Zeytinin aklına gelemeyeceğini düşünmüyorum .Ama Bursa’da en
az çınarlar ve erguvanlar kadar büyük bir simge de zeytin olmalıydı. Zeytin
Akdenize (bilhassa Ege kıyılarına) özgü bir bitkidir. Maki denen bitki
örtüsünün içinde erguvanlar kadar zeytin de sayılmalıdır. Çınardan daha uzun
ömürlüdür. Ne soğuktan azzeder ne de fazla sıcağı sever. Bilhassa önem
bakımından çok eski zamanlardan beri İznik (Nikea) ve Gemlik (Cius) Bursa’dan
çok çok ileride gelirler. İznik bir devlet komuta üssü iken Bursa sönük bir
tekfurluktur ve doğrudan İznik’e bağlıdır. Tabi ki bir de Mudanya (Myrlea). Ve
bugün zeytin her iki ilçenin logosunu süslemektedir. Yazar deniz hinterlandına
yani dar arkada kalan bölgesinde olmasını seçimlerini yaparken göz önünde
bulundurmuş da olabilir...
Bursa Senfoni orkestrası Uludağ Üniversitesi'nin önayak
olmasıyla oda orkestrası olarak kurulmuş. Belediye desteğiyle çalıştıktan bir
süre sonra ilk bölge senfoni orkestrası olarak Kültür Bakanlığı'na bağlanmıştı.
Ya Bursa türkülerinin hikayesi... Ben de Halil Bedii
Yönetken - Mustafa Sarısözen tarafından derlenmiş, "Ben yemenimi al
isterim” türküsünün yeri başka. Al ve yeşili sevdiğimden midir mi bilmem bu
türküyü seviyorum... Ama zeytinden söz açılmışken “Zeytinyağlı Yiyemem”
türküsünün hakkında son yıllarda tekrar gündeme gelen rivayetlerden de
bahsetmeden geçemem.Bu türküyü Yunanlıların ünlü laiko şarkıcısı Glykeria
Kotsula ve bizden de Zara icra etmişlerdi. Hatta popüler hale sokulan bu
türküyü Candan Erçetin de repertuvarına almıştı. İlginç olan Bursa Güvende yani
Bursa yöresine özgü halk oyunlarında seslendirilen türkülerden biri olarak
Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin Orhan Şallıel şefliğinde Orkestra tarafından
icra edilen Bursa Köy Güvendeleri adıyla yayınladığı albümde de yeralmıştır...
Bilhassa zeytine ve zeytin ağacına nereden mi geldim. Zeytin
ağaçlarının her geçen gün Bursa'nın varolan simgelerini bir bir kaybetmesi,
kısa bir süre önce Manisa'nın Soma ilçesi, Yırcalı Mahallesi'nde termik santral
yapılacak bölgedeki zeytin ağaçlarının kesilmesi ve köylülerin dövülmesi
olayının bana anımsattıklarından elbette. Bu türkünün hikayesi de bu ve benzer
olayların kökenine ışık tutuyordu. Her ne kadar iddia olduğu ileri sürülse de
adından dinsel kitaplarda ve efsanelerde de bolluk ve ölümsüzlük simgesi olarak
söz edilmesi ve bu ağacın tanrısallık ifade etmesi yanında faydalarının ise
binlerce yıldır bilinip de insan istifadesine sunulmasına rağmen nedense bu
sözüedilen türküde gözden düşürülmeye çalışılması yani bir manada
kötülenmesiydi.
Zeytin neden simge olmalıdır. Anımsadıklarımdan birisi de
Türk-Yunan dostluk nişanesi olarak Karagöz Parkına zeytin fidanı dikim
töreni'dir. 17 Aralık 1999 diye not düşmüşüm. Büyük depremin acılı günleri...
Acımızı paylaşan Yunan halkı adına bu günlerde fidanı Helsinki Zirvesinde
Başbakan K.Simitis Ecevit'e armağan etmişti. Karagöz Parkı'ndaki dikim
töreninde Başkonsolos Fitsos Hidas da bulunmuştu. Her şeyden önemlisi barışın
ve Ege'nin iki yakasındaki halklarının kardeşliğine simge olan bu ağaç Bursa'da
Çekirge semtinde Karagöz parkına da dikilerek tarihi bir olayın da baş
kahramanı iken, büyüklerimin hatta anneannemden anımsadığım kadar sık sık şifa
niyetine içerek vücuduna da sürdüğü ve faidesinden hiçbir zaman imtina etmediği
zeytinyağı hakkındaki bu iddialar neden kaynaklanıyordu. Kaz dağlarının altını
üstünü oyan siyanürlü altıncılar için ne demişti Ahmet Uysal,
Aslında o günlerden bugünler arasında pek fark yok. Canlı
için adeta yaşam iksiri yerine geçen usaresi ile ilgili dönen dolaplar bana
Ortadoğu'da dönen dolapları akla getiriyor. Ortadoğu petrolü için niye bunca
kavga veriliyor. Çünkü buradaki petrol dünyanın en nitelikli maliyeti en düşük
petrolü. Tıpkı Z.Yağı da öyle. Dünyanın en yararlı bitkilerinden. Hatta belki
de en iyisi. Yüzyıllardır. Kaynaklara göre onbinlerce senedir. Antik kalıtlarda
bilhassa anforalarla taşınan yegane metanın yani ticaret malının altın sıvı,
zeytinyağı olması bunu göstermiyor muydu? Kısaca özetleyecek olursak sen
şişirme mısırı kullan diye sana reva görülen mısır yağı margarin in tıpkı
petrolde olduğu gibi bazı çuşlar kanalıyla (çok uluslu şirketler) el oğluna
taşınmasından ibarettir. Süttozuna razı edip Kore'ye itelendiğimiz günlerin
hikayesi… Bir Akdeniz ağacı olan zeytinin yağından mevcut bakımdan hallice
olmayan ABD Mısır yağını dolara dönüştürmek için ya kendi kullanacak ya da sana
satacaktı İkincisini tercih etti. Bugün ABD tohumculuk ve tahıl tekelleri NBŞ
(Nişasta bazlı şeker) üretimi yaparak da petroldeki siyaseti tarıma da
bulaştırmış görünüyorlar. En açık örneği Ukrayna olaylarıdır. Buradaki
hadiselerin de bu ülkedeki hükümetin tahıl üretimine koyduğu kotadan
kaynaklandığı sanılmaktadır.
Daha dün Yırcalı'da yaşananların arkasında yatan görüntü
bana devrim arabaları hadisesini de çok yakından anımsatıyor. Hani şu benzin
yüzünden yolda kalan 4 arabanın hikayesi. O da bir yutturmacaydı. Elbette “Adı
devrim olan bir arabanın sokaklarda dolaşmasına zaten izin vermezlerdi”vermeyeceklerdi.
Yoksa bugün memleketin müsrifliğinin bir nolu dış masraf kaleminin otomobil ve
yakıtı olmaması hiçten bile değildi….
Bir yazar zeytin için, "tarihin tanığıdır, bir
hikayedir, şiirdir, ağıttır, acıdır, hüzündür ve mutluluktur." demişti.
Tıpkı Roni Marguiles şiirinde olduğu gibi:
Her geçtiğimde yanından bir zeytin ağacının
sormak gelir içimden: Anlatsana ihtiyar,
küçükken daha sen nasıldı bu topraklar,
kimler geçer yanından, kimler giderdi?
sormak gelir içimden: Anlatsana ihtiyar,
küçükken daha sen nasıldı bu topraklar,
kimler geçer yanından, kimler giderdi?
Fenikeliler getirmiş diyorlar buralara seni.
Tuzlu muydu Akdeniz’in suları o zaman da?
Yakıcı mıydı böyle yine öğle güneşi?
Neye benzer, neler düşünürdü Fenikeliler?
Tuzlu muydu Akdeniz’in suları o zaman da?
Yakıcı mıydı böyle yine öğle güneşi?
Neye benzer, neler düşünürdü Fenikeliler?
Uzun yaşamak kolay. Ya hatırlamak her şeyi?
Sallayıp gövdeni zeytin toplayan insanların
değiştiğini görmek yaklaşık otuz yılda bir,
babadan oğula, izledikçe nesiller birbirini?
Sallayıp gövdeni zeytin toplayan insanların
değiştiğini görmek yaklaşık otuz yılda bir,
babadan oğula, izledikçe nesiller birbirini?
Her geçtiğimde yanından bir zeytin ağacının,
düşünmeden edemem: yaslanıp yaşlı gövdesine
kimler dinlenmiş, kimler uyuklamıştır acaba
ılık bir yel eserken yapraklarının altında?
düşünmeden edemem: yaslanıp yaşlı gövdesine
kimler dinlenmiş, kimler uyuklamıştır acaba
ılık bir yel eserken yapraklarının altında?
Sorasım gelir her defasında: Anlatsana ihtiyar,
neler gördün, neler kaldı yüzyıllardan aklında?
Nasıl insanlardı Haçlılar? Eski Yunanlılar?
Korkunç muydu Aksak Timur denildiği kadar?
neler gördün, neler kaldı yüzyıllardan aklında?
Nasıl insanlardı Haçlılar? Eski Yunanlılar?
Korkunç muydu Aksak Timur denildiği kadar?
Evet, diye fısıldar yemyeşil yapraklar adeta:
“Koca koca ordularıyla geçtiler önümden hepsi,
gümüş kakmalı kılıçları, ipek takımlı atlarıyla.
Geçtiler… ve gittiler ama işte, yoklar artık hiçbiri.
Buradayım ben hâlâ
“Koca koca ordularıyla geçtiler önümden hepsi,
gümüş kakmalı kılıçları, ipek takımlı atlarıyla.
Geçtiler… ve gittiler ama işte, yoklar artık hiçbiri.
Buradayım ben hâlâ
Ve tıpkı devrim arabaları aslında unutulan devrim gibi
zeytinin şanlı hikayesi de dışa hibe edildi…Zeytinler türküdeki gibi derdest
edilirken Bursa'nın, Türkiye'nin hatta Dünya'nın en incancıl en dostane duygusu
olarak barış ve simgesi de çıkarlara feda edildi…
6 Haziran 2015 Cumartesi
Ekoloji & Bölüm III: Gezegenimizi kim kurtaracak? Doğa için 10 kuruluş
"5 HAZİRAN" DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ
Ekoloji: Gezegenimizi kim kurtaracak? Doğa için 10 kuruluş; Doğanın savunucuları
1) Uluslararası Doğa Koruma Birliği, IUCN
Dünya Koruma Birliği adıyla da bilinen kuruluş, 1948 yılında
hükümetlerden bireylere kadar, doğanın korunmasıyla ilgilenen herkesin
katılabileceği bir forum olarak kuruldu. IUCN, Birleşmiş Milletler Genel
Kurulu'nda gözlemci statüsüne sahip tek çevre koruma kuruluşu. Örgüt, dünyadaki
en büyük ve etkili koruma örgütü. On binlerce bilim insanının gönüllü
çalışmasıyla desteklenen birlik, pek çok kişinin gözünde koruma dünyasının
"resmi" sesi; pek çok koruma programının ve politikasının
koordinasyonundan sorumlu. Kuruluşun en çok bilinen çalışması, sonuncusu 2002
yılında yayımlanan Nesli Tehlikede Olan Türlerin Listesi (Red List of Threatend
Species). Bu liste, tehdit altındaki bitki ve hayvanların en son durumu
hakkında kutsal kitap gibi kabul ediliyor. www.iucn.org; www.redlist.org
RESİM: 1> RSPB'den Peter Robinson, örgütleri ve polisin ele geçirdiği,
nesli tükenmekte olan hayvan türlerine ait yumurtaları gösteriyor.
2) Dünya Doğayı Koruma Vakfı, WWF (World Wide Fund For
Nature) Örgüt, dünyanın en tanınmış koruma kuruluşlarından. 1961'de
Londra'da kuruldu, daha sonra, merkezi İsviçre'nin Gland kentinde (IUCN ile
aynı yerde) bulunan uluslararası bir örgüt haline geldi. WWF'nin 50 ülkede
şubesi var. Büyük Panda resmi yalnızca bu kuruluşun değil, bütün çevre koruma
etkinliklerinin simgesi olarak görülüyor. Örgütün çalışmaları, alan projelerine
doğrudan katılımdan, hükümetlere lobi yapma faaliyetlerine kadar uzanıyor. WWF,
2002 yılında yayımlanan Yaşayan Gezegen Raporu ile insanların doğa üzerindeki
giderek artan olumsuz etkilerini göz önüne serdi.
www.panda.org; www.wwf.org.uk
3) Uluslararası Koruma, CI (Conservation International)
1987'de Amerika'da kurulan CI, çalışmalarını Güney Amerika,
Afrika ve Asya'da sürdürüyor. 1980'li yılların sonunda "doğa için
borçların silinmesi" programına öncülük ederek, çevre koruması ile ilgili
sözler verilmesi karşılığında, üçüncü dünya ülkelerinin borçlarının silinmesini
sağladı. Kuruluşun en etkin olduğu çalışmalar, çevreye zarar vermeyen
sürdürülebilir kırsal yerleşimler geliştirme ile ilgili. CI, 1990'lı yıllardan
itibaren biyolojik çeşitlilik alanlarının belirlenmesi çalışmalarına öncülük
ediyor. www.conservation.org
4) Doğal Hayatı Koruma Derneği, WCS (Wildlife Conservation
Society)
New York çevresinde dört hayvanat bahçesi ve bir akvaryum
işleten Amerikan kuruluşu. 1895 yılında New York Zooloji Derneği adıyla kurulan
WCS, dünyanın en eski çevre koruma kuruluşlarından. 20'nci yüzyılın başlarında,
dünyada ilk defa yapay döllenme programı uygulayarak, Kuzey Amerika bizonunun
soyunun tükenmesini engelledi. WCS, hayvanat bahçelerinin doğal hayatın
korunması için aktif olarak çalışmaları gerektiği düşüncesinin öncüsü; bu konuda
50 ülkede 300 tane projesi var. www.wcs.org
RESİM: 2> Dünyaca ünlü KEW Botanik Bahçeleri'nde, tohum bankaları
kurularak soyu tükenmekte olan bitki türleri yaşatılmaya çalışılıyor ve yeni
türler üzerinde araştırmalar yapılıyor.
5) Greenpeace
1971'de Amerika'nın Alaska'da yapacağı nükleer denemelere
karşı kuruldu. O günden bu yana çok çeşitli konularda doğrudan çalışan
uluslararası bir yapı haline geldi. Düzenlediği kampanyalar, balina avcılığının
yasaklanmasından rüzgâr enerjisinin geliştirilmesine dek uzanıyor. Etkili
protesto yöntemleriyle çevre sorunlarını gündemin üst sıralarına taşıması,
Greenpeace'in en büyük gücü. www.greenpeace.org
6) Uluslararası Kuşları Koruma Konseyi, (Birdlife
International)
Dünyadaki kuşları koruma örgütlerinin bir araya gelmesiyle
oluşmuş bir yardımlaşma ağı. Merkezi Cambridge'te bulunan konsey, 100'den fazla
ülkede kuş türlerinin korunması ve kuş çeşitliliği için önemli alanların
belirlenmesine ilişkin araştırma çalışmaları yürütüyor. Bugüne dek, 20 binin
üzerinde "Önemli Kuş Alanı" belirlendi. www.birdlife.net
RESİM: 3> Greenpeace gönüllüleri, Tasmanya'da, Derwent nehrindeki
çinko araştırmalarının yarattığı kirliliğe karşı gösteri düzenliyorlar.
7) Kraliyet Botanik Bahçeleri, (Royal Botanic Gardens, KEW)
Bitki dünyasına ilişkin en yetkin kuruluş olan KEW'in
çalışmaları geniş bir alana yayılıyor. Bitki genlerinin klonlanması, soyu
tehlikede olan bitkilerin yetiştirilmesi, ekonomik açıdan önemli bitkiler
hakkında bilgi toplanması, sürdürülebilir kırsal yerleşimler geliştirilmesi, bu
çalışmalar arasında sayılabilir. En son çalışma, 24 bin bitkinin tohumlarının
saklanacağı bir tohum bankası oluşturma projesi. www.rbgkew.org.uk
8) Uluslararası Fauna ve Flora, FFI (Fauna and Flora
International)
1903 yılında avlanma ve yaşam alanlarını tahribatı yüzünden
azalan Afrika memelilerini korumak amacıyla kurulan FFI, Kruger ve Serengeti
Milli parklarının yapımında etkin rol oynadı. Merkezi Cambridge'te bulunan
kuruluşun projeleri, Belize'den Filipinler'e uzanan geniş bir alanda sürüyor.
Çalışmaları arasında, önemli yaşama alanlarının satın alınması, doğal hayata
ilişkin araştırmalar ve yapay döllenme programları yer alıyor. www.fauna-flora.org
RESİM: 4> Uluslararası Doğa Koruma Birliği, IUCN Genel Direktörü Achim
Steiner.
9)Durell Doğal Hayatı Koruma Birliği, DWCT (Durell Wildlife
Conservation Trust)
Kendisi küçük, küresel etkinliği büyük bir kuruluş. 1959
yılında zoolog ve yazar Gerald Durell tarafından Jersey Hayvanat Bahçesi adıyla
kuruldu. Hayvanat bahçelerinin tehlikedeki türlerin üremesi ve doğaya geri
dönüşlerine hizmet eden yerler olarak çalışmaları düşüncesine öncülük etti.
Yanı sıra, doğayı korumaya yönelik 1.000'in üzerinde eleman yetiştirerek, bu
insanların dünyanın dört bir köşesinde hayvanat bahçelerinde çalışmalarını
sağladı. www.durellwildlife.org.uk
10) Kraliyet Kuşları Koruma Derneği, RSPB
İngiltere'nin en tanınmış doğa koruma kuruluşlarından biri.
1889 yılında kurulmuş. Bugün, 1 milyon üyesi ve İngiltere çapında 100'ün
üzerinde doğal kaynağı var. Yaşam alanlarının korunmasının yanında hükümet lobi
çalışmaları da sürdürüyor. Önemli başarıları arasında, soyu tükenmek üzere olan
balık kartalı ve kızıl çaylak kuşlarının korunması var. BI ile birlikte, Avrupa
ve gelişmekte olan ülkelerde doğal hayatı koruma projelerinde ortak çalışmalar
da sürdürüyor.
14 Mayıs 2015 Perşembe
7 Ocak 2015 Çarşamba
17 Ekim 2014 Cuma
DÜNYA GIDA GÜNÜ; 2014 Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eker Açıklaması
DÜNYA GIDA GÜNÜ 2014
"Türkiye'nin
gıda güvenliği problemi yok, vatandaşımızın tamamını besliyoruz, 35 milyon
turisti besliyoruz, tarım ve gıdada 18 milyar dolar da ihracat yapıyoruz"
"Tarımsal üretim hasılamızı 23 milyar dolardan 62 milyar dolara kadar
çıkardık" "Her yıl israf edilen 1,3 milyar ton gıdanın yarısı bile
900.MİLYON insanın açlığını giderebilir.
Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Türkiye'nin gıda güvenliği problemi
olmadığını belirterek, "Vatandaşımızın tamamını besliyoruz, 35 milyon
turisti besliyoruz, tarım ve gıdada 18 milyar dolar da ihracat yapıyoruz"
dedi.
Türkiye
Gıda İşverenleri Sendikası'nın (TÜGİS) düzenlediği "Dünya Gıda
Günü" etkinliğinde konuşan Eker, gıda güvenliği, gıda ve tarım
politikalarıyla gıda israfına ilişkin değerlendirmeler yaptı.
Modern
insanın tüketimi temel gelişmişlik göstergesi olarak kabul ettiğini, dünyanın
israfı ve tahribatı engelleyen yeni bir düşünce sistemine ihtiyaç duyduğunu belirten
Eker, eskiden insanların kendileri ve yakınları için üretim yaptıklarını,
ihtiyaca dönük üretim modelinde israf da rekabet de gelir artışı da
olmadığını anlattı.
Eker,
"İnsanlık olarak biz, üretimi artıralım, başka pazarlara da mal satalım
dediğimizden bu yana işin içine başka şeyler girmeye başladı. İşin içine
maliyet giriyor, regülasyon giriyor, rekabet giriyor, doğal kaynakların
tüketilmesi ve tahrip edilmesi giriyor maalesef. İşte bu da dünyadaki yaman
çelişkinin bir boyutu…" dedi.
Artan
dünya nüfusu karşısında gıda tüketimindeki adaletsiz makasın kapatılması
gerektiğini vurgulayan Eker, israfa karşı bütüncül ve kararlı bir mücadelenin
gerekliliğine işaret etti. Obezite ve israfın önüne geçilmesi gerektiğini
yineleyen Eker, "2050 yılında ortalama 9 milyar insan olacak dünyada,
bunları doyurmamız için üretim ve verimliliğin artırılması lazım, bu doğru ama
her yıl israf edilen 1 milyar 300 milyon ton gıdanın yarısı bile bu aç olan 900
bin insanı zaten doyurur" diye konuştu.
Siyasi
istikrarı olmayan ülkelerin küresel krizlerde açlık tehdidiyle karşı karşıya
kalabildiğini, bu noktada aile çiftçiliğinin bir çeşit sigorta görevi
üstlendiğini belirten Bakan Eker, şöyle devam etti:
"Aile
çiftçiliği hatırlanması gereken bir konu. Üretim, dağıtım ve fiyatlar modern
tekniklerle yapılıyorsa dışarıya, spekülasyona çok açık hale
geliyor. Üretim alt yapısı olan aileler kendileri ve yakın çevresi için
üretmeye devam etsinler, bizler bu sistemi destekleyelim,
besleyelim. Kırsalda yaşayan milyarlarca insanın aile çiftçiliği aslında
bir sigortadır. Dünya tarımının sigortası küçük aile işletmeleridir. Biz bu
sigortayı yeterince geliştirebilirsek, dünya gıda güvenliğini de güvence altına
almış oluruz."
"Avrupa
ülkeleri içerisinde tarımsal üretim hasılasında 4. sıradaydık, 1. sıraya
çıktık"
Bakanlığın
tarımda sulama için çiftçiyi desteklemeyi sürdürdüğünü belirten Eker, şunları
kaydetti:
Kırsal
kalkınma yatırımlarının desteklenmesi çerçevesinde damla sulama sistemleri için
yüzde 50 hibe sağladık. 81 vilayette başlattık bunu. Şu anda ise 4 bin 733 tane
projeyi hayata geçirdik. Bunlar küçük ve orta boylu işletmeler. Yani aile
çiftçiliğini biz aynı zamanda aile işletmeciliğine çeviriyoruz."
AK Parti
hükümetleri idareyi devraldığında Türkiye'nin tarımsal üretim hasılasının
23 milyar dolar olduğunu hatırlatan Eker, "Şimdi tarımsal üretim
hasılamızı 23 milyar dolardan 62 milyar dolara kadar çıkardık. O dönemde Avrupa
ülkeleri içerisinde tarımsal üretim hasılası bakımından 4. sıradaydık, 1.
sıraya çıktık. Fransa'yı, İspanya'yı geride bıraktık. Onlar da hasılalarını 30
milyar dolarlar düzeyinden 40 milyar dolara çıkarabildi. Ama biz daha yüksek
bir verimlilik hızıyla daha iyi bir noktaya taşıdık" bilgisini verdi.
Bakan
Eker, Türkiye'nin gıda üretimi konusunda dünyaya nazaran çok iyi bir noktada
olduğuna dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye'nin
gıda güvenliği problemi yok, vatandaşımızın tamamını besliyoruz, 35 milyon
turisti besliyoruz, tarım ve gıdada 18 milyar dolar da ihracat yapıyoruz. Bizim
kendimizle alakalı çok şükür bir sorunumuz yok. Ama bunun teminat altına
alınması, küresel gıda problemine daha fazla katkı sağlamak açısından bizim
yapacak çok işimiz var. Hem kendi modelimizi yaygınlaştırmak, hem
sürdürülebilir bir sistem tesis etmek hem de gerçekte yeni bir tasavvurla
modern dünyayı ve modern insanın kaygılarını da içine alacak şekilde, onlara da
karşılık gelecek şekilde tasavvurumuzu ortaya koyuyoruz."
Birleşmiş
Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji
ise açlığa karşı dünya genelinde verilen mücadelenin başarıya ulaşması
için siyasi kararlılık gerektiğini söyledi. Tarımda aile çiftçiliğinin FAO
tarafından 2014 teması olarak belirlendiğini anlatan Shoji, "Dünya
üzerindeki 570 milyon çiftliğin 500 milyonu aileler tarafından işletiliyor.
Aile çiftçiliğine verilen destekler, dünyada değişen güvenlik kaygıları
ışığında yeniden gözden geçirilmelidir" ifadelerini kullandı.
Ayrıca
Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden gelen başarılı 3 kadın çiftçiye de Bakan Eker
plaket takdim etti.
***
Türkiye Gıda İşverenleri Sendikası Başkanı
Necdet Buzbaş: “Kooperatifçilik dünyadaki açlığa çare olabilir”
Sayın
Bakanım, Sayın Valim,
Sayın
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Türkiye Temsilcisi,
Seçkin
Konuklar,
Medyanın
Değerli Temsilcileri,
Sevgili
Genç Gıdacılar,
Türkiye
Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS) tarafından düzenlenen, Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)
Türkiye temsilciliği katkılarıyla gerçekleştirilen toplantıya hoş geldiniz.
Sizleri
şahsım ve temsil ettiğim TÜGİS Yönetim Kurulu adına saygı ile selamlıyorum.
Ankara’dan teşrifleri nedeniyle; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehmet
Mehdi Eker ve Değerli Bürokratlarına, FAO Türkiye Temsilcisi Sayın Mustapha
Sinaceur ve ekibine ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.
Dünya Gıda
Günü her yıl 16 Ekim tarihinde, eş zamanlı olarak dünyanın belli başlı
merkezlerinde düzenleniyor. FAO’nun Roma’daki Merkezi tarafından belirlenen bir
tema üzerinde yoğunlaşılarak, dünyadaki açlık ve aç insanlar konusunda
farkındalık oluşturulmaya, dünya kamuoyunun dikkati çekmeye çalışılıyor.
Gıda
güvenliği, yaygın anlayışla üretimin tüketimi karşılama oranı veya yurt içinde
kendine yeterlilik oranı olarak yorumlansa da esasında insanların sağlıklı bir
yaşam sürdürmeleri için onların beslenme gereksinimi ve tercihlerine uygun,
yeterli, sağlıklı ve besleyici gıdaya her zaman fiziksel, sosyal ve ekonomik
olarak ulaşabilme durumudur. Günümüzde gıda güvenliğinin dört boyutu
tanımlanmaktadır. Bunlar gıdanın bulunabilirliği, gıdanın erişilebilirliği,
gıdanın kalite ve güvenilirliği ve ilk üç boyutun sürdürülebilirliği.
Bugün
dünyadaki aç insan sayısı 1 milyar civarındadır. Hatırlanacağı üzere 1996
yılında Roma’da yapılan, Devlet ve Hükümet Bakanlarının katıldığı ilk “Dünya
Gıda Zirvesi”nde dünya açlık çeken insan sayısının 2015 yılına kadar yarıya
indirilmesi, o zamanki sayıya göre 420 milyona indirilmesi hedef olarak
benimsenmişti. Acıdır ki geçen on beş yılda dünyadaki aç insan sayısında 2.5
kat artış olmuştur.
Geçen
yıllarda yaşanan kuraklık, gıda krizi olarak adlandırılan tarım ürünü
fiyatlarındaki artışlar ve hatta uygulanan biyoyakıt politikaları açlığın
artışına neden olarak sıralanabilir. Ancak bunların üzerinde günümüzde yükselen
bir faktör daha var ki, yüksek kâr hırsıyla hareket eden spekülatif sıcak para
ve tekelci zihniyet. Bundan da zararlı çıkan üreticiler ile dünyanın yoksul
ülkeleri.
FAO
tarafından bu yıl “Tarımsal Kooperatifler Dünyayı Beslemenin Anahtarıdır”
şeklinde bir tema belirlemiştir. Tekelleşen dünya emtia tedarik zincirinin
tarımsal kooperatifler marifetiyle kırılabileceği, yerelleşmenin sağlayacağı
fayda ile beslenmede anahtar rolü üstlenecebileceği tezi gittikçe önem kazanır
ve benimsenir olmuştur.
Dünyada
90’lı yılların başlangıcından itibaren ekonomik, sosyal yaşam ve kamu yönetimi
anlayışlarındaki değişimlerin sonucu, devletlerin bu alanlardaki rollerini
azaltmaya, idari, politik ve ekonomik yapılarının serbestleştirilmesiyle,
planlı ekonomiden piyasa ekonomisine geçmeye yöneldiklerini görüyoruz.
Bu
gelişmeler ışığında, kamusal otoritenin boşaltıldığı alanlarda etkin bir rol
üstlenecek, toplumun ekonomik ve sosyal gereksinimlerine en iyi biçimde cevap
verebilecek oluşumlara olan ihtiyaç sürekli artmıştır. Gelişmiş bir çok ülkede,
kendi kendine yeten ve sorumluluk yüklenen ekonomik dayanışma örgütleri örneğin
kooperatifler bu boşluğu büyük ölçüde doldurulmuşlardır.
Kooperatif
tanımını, ülkemizdeki 1163 sayılı, 24.4.1969 tarihli kooperatifler kanununda
2004 yılında yapılan değişiklik sonrası yer alan şekliyle sizlerle paylaşmak
istiyorum;
“Tüzel
kişiliğe haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve
özellikle meslek ve geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla
karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla
gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli
ortaklıklara kooperatif denir”.
Son
dönemlerde uluslararası kuruluşlar ve bölgesel entegrasyonlar “Devletlerin
kooperatiflere olan yaklaşımları”nı tekrar gözden geçirmelerini sağlayacak
çalışmaları gündeme getirmiş, yapılan çalışmalara hız ve önem
kazandırmışlardır.
Bu konuda
Birleşmiş Milletler (BM) dünyadaki 1 milyarı aşkın sayıdaki aç insanın durumuna
çare üretmek adına, kooperatiflerin özelikle yoksullukla mücadeledeki ve
sürdürülebilir sosyal ve ekonomik kalkınmadaki rollerine dikkat çekmekte ve
esas olarak devletlerden kooperatifçilik için elverişli bir ortam ve alt yapı
hazırlanmasını talep etmektedir.
Bu
kapsamda BM Genel Kurulu’nun 64.dönem çalışmaları çerçevesinde alınan 18 Aralık
2009 tarih ve 64/136 sayılı karar ile 2012 yılı “Uluslararası Kooperatifler
Yılı” olarak ilan edilmiştir. 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı sloganı
“Kooperatif İşletmeler daha iyi bir dünya kurar” şeklinde belirlenmiştir.
BM’nin
2012 yılını “Uluslararası Kooperatifler Yılı” ilan etmesinin amacı;
kooperatifler hakkında farkındalık oluşturmak, kooperatif işletme modelinin
ekonomik ve sosyal kalkınmada oynadığı temel rolün tanınması, hem gelişmiş hem
de gelişmekte olan ülkelerde yaşayan insanların ekonomik ve sosyal
kalkınmalarında kooperatiflere tam katılım sağlamalarının desteklenmesi ve
özellikle kooperatiflerin yoksullukla mücadelede aktif rol alması anlamına gelmektedir.
BM’lerin
bu genel yaklaşımı, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından
özgünleştirilerek Dünya Gıda Günü için ana tema olarak “Tarım Kooperatifleri,
Dünyayı Beslemenin Anahtarıdır” şeklinde belirlenmiştir.
Tüm bu
gelişmeler, ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle değişen Türkiye
ve Dünya koşulları gözetilerek, ülkemiz kooperatifçiliğinin ideal yönde
geliştirilmesi hedefi çerçevesinde, kamunun ve diğer aktörlerin rollerinin iyi
bir şekilde tanımlanması ve alınabilecek tedbirlerin tespiti bakımından “Yeni
bir planlama sürecine” ihtiyaç duyulmuştur.
Bu
kapsamda, kooperatifçilik alanına yönelik; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türkiye Milli
Kooperatifler Birliği, Türk Kooperatifçilik Kurumu ve Alman Kooperatifleri
Konfederasyonu (DGRV) Türkiye Temsilciliği paydaşlığında ilgili kurum ve
kuruluşların katkıları da alınarak “Türkiye Kooperatifçilik Strateji Belgesi”
hazırlanmıştır.
Halen
yürürlükte olan 1982 T.C. Anayasası’nda, kooperatifçiliğin geliştirilmesi en
üst düzeyde benimsenmiş, anayasamızın 171.maddesi devlete, milli ekonominin
yararlarını dikkate alarak öncelikle üretimin artırılması ve tüketicinin
korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alma
görevini vermiştir.
Anayasanın
bu açık hükmüne karşın kooperatifçiliğimiz nerede diye bir soru sorabiliriz;
BM
tahminine göre dünya genelinde 750.000’den fazla kooperatif bulunmaktadır.
Ülkemizdeki kooperatif sayısı ise 84.000 civarındadır. Bu durum göstermektedir
ki, dünyadaki kooperatiflerin % 10’nundan fazlası ülkemizde bulunmaktadır.
Fakat ortak sayısı açısından değerlendirme yapıldığında, dünya genelinde 800
milyon kooperatif ortağının % 1’lik kısmı yani 8 milyonu ülkemize aittir.
Dolayısıyla,
ülkemiz kooperatifçiliğinin genel karakteristiği, az ortaklı bir kooperatif
yapısının hakim olmasıdır. Bu nedenle kooperatifçiliğin esas amacı olan; ölçek
ekonomisi, işbirliği ve sinerji etkisi bakımından ülkemiz, az ortaklı
kooperatif yapısı ile dünya uygulamalarının oldukça gerisindedir.
Öte yandan
ortaya koydukları faaliyet sonuçları bakımından Avrupa’da kooperatiflerin Pazar
payları oldukça yüksektir. Örneğin Hollanda’da kooperatiflerin tarım
pazarındaki payı % 90, Yeni Zelanda’da süt ve süt ihracat piyasasının % 95’i,
et piyasasının % 70’i, tarımsal üretimin % 50’si, gübre piyasasının % 70’i,
Norveç’te süt kooperatifleri süt ürünleri üretiminin % 99’nu karşılamaktadır.
Türkiye’de bu oran kooperatiflerin uzun süreli geçmişine rağmen, halen % 2’ler
düzeyindedir.
Aslında bu
sonuç üzücü olmasına rağmen pek de şaşırtıcı değildir. Hazırlanan “Türkiye
Kooperatifçilik Strateji Belgesi’nin Çerçevesi (Vizyon, Genel Amaç ve Hedefler)
bölümü geçmişte yaşanan bu olumsuzlukları açıkça yansıtıyor ve olumsuzlukların
ortadan kaldırılmasına yönelik hedefler vaaz ediyor.
TÜRKİYE KOOPERATİFÇİLİK VİZYONU
“Ortakların
ve toplumun gözünde, en güvenilir ve verimli ekonomik girişimciler niteliğini
kazanmış bir kooperatifçilik yapılanmasına ulaşmak”.
Yaşanmışlıkları
ifade eden dikkat çekici anahtar sözcükler : Güvenilir ve verimli.
GENEL AMAÇ
“Kooperatifçiliğe
daha elverişli bir ortam oluşturmak; toplumdaki olumsuz kooperatifçilik imajını
değiştirmek ve sektöre güveni artırmak; verimsiz ve etkin olmayan uygulamaları
ortadan kaldırmak, sürdürülebilirlik, rekabet edebilirlik ve yenilikçiliği
sağlamak; kooperatiflerin ekonomik kalkınmaya ve gelirin daha adil paylaşımına
olan katkılarını artırmaktadır”.
Yaşanmışları
ifade eden dikkat çekici anahtar sözcükler : Olumsuz imaj ve güven, verimsiz ve
etkin olmayan uygulamalar, daha adil paylaşım.
STRATEJİK HEDEFLER
Kamu
teşkilatlanması ile kooperatiflere hizmet sunuş biçiminin yenilenmesi,
Eğitim,
bilgilendirme ve Ar-Ge faaliyetleri geliştirilmesi,
Kooperatifler
arası işbirliği olanaklarının artırılması,
Sermaye
yapısı ile kredi ve finansmana erişim imkanlarının güçlendirilmesi,
İç ve dış
denetim sistemlerinin değiştirilmesi,
Kurumsal
ve profesyonel yönetim kapasitesinin artırılması,
Mevzuat
yapısının, uluslararası esaslara ve ihtiyaca göre geliştirilmesi.
Özet
olarak; dünyada kooperatifler büyük halk kesimlerine hitap etmekte,
ekonomilerde önemli aktörler olarak yer almakta ve istihdama sürekli olarak
katkı sağlamaktadır denilebilir.
Ülkemizde
ise ekonomik ve sosyal hayata olan katkıları istatistiki verilerin yetersizliği
nedeniyle tam bilinmemekle birlikte; Pankobirlik, Marmarabirlik, Trakyabirlik,
Karadenizbirlik, Gülbirlik vb. gibi bazı tarımsal kooperatifler dışındaki
kooperatiflerin etkinliklerinin oldukça düşük olduğunu söyleyebiliriz.
Ülkemizdeki
kooperatiflerin ekonomik ve sosyal fonksiyonlar yönünden katkılarının böylesine
düşük düzeyde olması ciddi bir sorun olarak görülmelidir.
BM’lerin
2012 yılına ilişkin hedefleriyle, hazırlanan “Türkiye Kooperatifçilik Strateji
Belgesi’nde öngörülen hedeflerin büyük ölçüde örtüşüyor olması, kooperatifçilik
konusunda ülkemizde yaşanacak değişimin en önemli güvence kaynağını
oluşturacaktır.
Türkiye
kooperatifçilikle ilgili yanlış ezberlerini süratle değiştirerek, özellikle
tarım sektöründe ve tarımsal sanayide kooperatifçiliği kalkınma hamlesine bir
kaldıraç olarak görmeli, kooperatifçiliğin sinerjisinden yararlanmalıdır.
Sözlerimi
sonlandırmadan önce bugünkü toplantı akışı içinde yer alan öğleden sonra
gerçekleştirilecek panellerimize dikkat çekmek istiyorum.
Birinci
panelde, FAO’nun belirlediği tema “Tarımsal Kooperatifler Dünyayı Beslemenin
Anahtarıdır” konunun uzmanlarınca her yönüyle tartışılacaktır.
İkinci
panel ise, TÜGİS’in üniversite gençliğine verdiği önem ve desteğin bir
göstergesi. Beş ayrı üniversitemizin Gıda Mühendisliği Bölümü öğrencileri
güncel bir konuyu tartışacaklar, “Gıda ve Yemin Resmi Kontrol Sonuçlarının
Şeffaflık kapsamında kamuoyuna duyurulmasının gıda sanayine etkileri”.
Ülkemizin ve gıda sanayinin geleceğini emanet edeceğimiz bu gençlere lütfen
onları dinleyerek destek verelim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















