STD, SUSTAINABLE "ECOLOGICAL AGRICULTURE AND THE ENVIRONMENT" ASSOCIATION
19 Temmuz 2016 Salı
Tarım, gıda ve soğuk zincir lojistiği - Prof. Dr. Mehmet TANYAŞ (Tarım ve Gıda Ürünleri Sektörü)
7 Mayıs 2016 Cumartesi
TARIMIN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ YERİ & STD; SÜRDÜRÜLEBİLİR "EKOLOJİK TARIM VE ÇEVRE" DERNEĞİ YÖNETİM KURULU, BAŞKAN: HAMDİ DAĞ
TARIMIN TÜRKİYE
EKONOMİSİNDEKİ YERİ
Tarım ihracatımızın 2010 yılı sonunda 15 milyar USD'yi aştı,
ancak hala çok büyük potansiyelimiz var.
Türkiye'de tarım sektörü, beslenme ve iş gücüne etkisi,
milli gelire katkısı ve sanayi sektörüne sağladığı ham madde ile ekonomik,
sosyal bir sektör olma özelliğini koruyor.
Nüfusun 1/3'ü tarımsal faliyetlerle geçimini sağlamaktadır.
Çalışan her 4 kişiden biri tarımda çalışmaktadır.
Tarım üretimi yıllık 62 miyar doları aşmış durumdadır.
Türkiye'deki endüstri tesislerinin büyük bölümü tarımsal
maddeleri hammadde olarak kullanmaktadır. Bu durum, sanayinin gelişmesinde
büyük önem taşımaktadır.
Tarımsal ihracatımız 15 milyar dolar ile toplam
ihracatımızda %13,2 gibi önemli bir paya sahiptir. İhracatımızda fındık,
turunçgil, pamuk, tütün, yağ bitkileri, zeytin ve çay gibi tarım ürünleri
önemli yer tutmaktadır.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı 2023 yılında tarımsal üretimin
150 milyar dolar, ihracatın ise 30 milyar dolar olacağını öngörmektedir.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarımsal üretimin son 5 yılda
önemli miktarlarda arttığını, 2002 yılında 23,7 milyar dolar olan tarımsal
üretimin 2010 yılı itibariyle 62 milyar dolara ulaştığını açıklamıştır.
Bakanlık, bu gelişim sürecini yönetebilmek adına planlamalarını kontrol ve
kayıt sistemleri üzerine yoğunlaştırmaktadır. Bu sistemlerin yaygın kullanım
alanları ise teknolojiye entegrasyonu kolay üretim dallarıdır. Yani geleneksel
yöntemlerle tarımsal üretim yerine, yüksek kapasiteli tarımsal üretim modelleri
üzerinde durulmaktadır.
Bu koşullarda örtü altı tarım ve süt sığırcılığının söz
konusu uygulamalarda adaptasyon kabiliyeti önümüzdeki süreçte büyük önem
kazanacaktır. Her iki tarım faaliyetinin gerek yurtiçi üretimde gerekse
ihracattaki payımızı arttırmada önemli bir güç olabilecegi görülüyor.
Tüm bu uygulama ve gelişim sürecinde önemli kriter işletme
büyüklüğü olacaktır. Çünkü söz konusu yatırımlar yüksek maliyeti de beraberinde
getirecektır. Sermaye yapısı müsait olmayan küçük kapasiteli işletmeler uzun
vadede kaçınılmaz olan koşulları yerine getiremediklerı için ister istemez
sistem dışı kalacaklardır. Sonuç olarak Türkiye'de tarım, eğitimli, bilinçli,
ölçek ekonomisine özen gösteren yatırımcılara ihtiyaç duyacaktır.
Hedef 2023'de 150 milyar USD' tarım üretimi!
Tarımda kalite standatları ve gıda güvenliği önem
kazanacaktır. Bu sebeple işletme sayısı azalırken kapasite ve kalite
artacaktır. Planlanan düzenlemeler sayesinde dış pazarlarda ürünlerin
rekabet sansı artacaktır. Özellikle yaş meyve sebzeler önem kazanacaktır.
Organize hayvancılık bölgeleri oluşturulacaktır.
Sözleşmeli üretim ve organik tarım ön plana çıkacaktır.
Devletin AR-GE yatırımlarına yaptığı destek artacaktır.
Yatırımcıların büyük çoğunluğu yüksek teknolojili tarımsal
faaliyetlere yönelecektir.
10 Mart 2016 Perşembe
TOHUMCULUKTA HOLLANDA VE FRANSA MODELİ… Ali Ekber YILDIRIM
Tohumculukta
güncel gelişmeleri dün ayrıntılı olarak yazdık. O bilgiler ışığında bugün
sektörün gündemindeki yetki devri ve piyasa denetiminde Avrupa Birliği’nin
temel ilkelerini, Hollanda ve Fransa örneklerini paylaşacağız.
2006’da çıkarılan Tohumculuk Yasası’nın yetki devrini düzenleyen 15.maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından 2011’de kısmen iptal edildi. Yerine yeni bir düzenleme de konulmadı. Hollanda ve Fransa modeli bu çerçevede değerlendirilmeli.
Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Hukuk Müşaviri Dr. Ayşe Saadet Arıkan, 3.Uluslararası Tohumculuk Çalıştayı’nda Hollanda ve Fransa’da yaptıkları incelemeler sonucunda yetki devri ve piyasa denetimi konusunda özetle şu bilgileri verdi:
Yetki devri, kanunla bir makama veya kişiye verilen hukuki tasarruf ve işlem yapma yetkisinin diğer bir makam/kişiye aktarılmasıdır. Yetkilendirme ise, yetkili makam tarafından bir işlemi yapmaya mezun edilme, izin verilmesidir.
Temel kural olarak, yetki devri Kanunda açıkça öngörülmüş olması, yazılı olması ve kısmi olması gerekir.
Kolluk faaliyeti içinde yer alan yetkiler devredilemez. Zorunlu denetim hizmeti, idarî para cezası, uyarma, geçici durdurma ve iptal şeklinde idarî müeyyideler uygulamaya ilişkin görev ve faaliyetler genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olup, idarenin aslî ve sürekli görevlerindendir.
Anayasa’nın 128. maddesine göre, kolluk faaliyetleri arasında yer alan bu tür kamu hizmetlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi zorunludur. Bu yetkiler devredilemez yetkiler arasındadır.
Bu çerçeveden bakılınca Hollanda’da bitki üretme/çoğaltım materyallerinin piyasaya sunulmasında önce yetkili merciler tarafından kalite kontrolüne tabi tutulması, kamu denetimi altında işlev gören meslek kuruluşları tarafından yapılmaktadır. Bu konuda çalışma ve yönetimleri bir ölçüde özerk olan ve Kanun ile oluşturulmuş durumda olan belirli muayene ve kontrol kuruluşları görev yapıyor. Hollanda’da dünyaca bilinen 3 organizasyon var. Sebze ve meyve konusunda NAKTUINBOUW, patates ve tarla bitkileri konusunda NAK ve çiçek soğanları konusunda BKD faaliyet gösteriyor. Bu kurumlar Tarım Bakanlığı tarafından denetleniyor.
NAKTUINBOUW, bağ-bahçe sektöründen gelen temsilcilerden oluşan bir İdare Meclisi’ne sahip. Bağımsız bir statüye sahip olmasına rağmen, yasa ile kendisine verilmiş görevleri yaparken yasal ve idari bakımdan Bakanlık ile “ilişkili” bir konumdadır. Yaptığı başlıca iş ve işlemler kısaca şöyle; Bitki çoğaltım materyallerinde kalite kontrolü, ithalat ve ihracat amaçlı muayene ve kontroller, Kalite-Plus sistemleri uygulaması, virüsten ari materyal üretimi, çimlenme testleri, eğitim programı ve uluslararası projeler.
Kurum, muayene ve kontrol, laboratuvarlar, çeşit ve denemeler olmak üzere 3 bölümden oluşuyor.
Hollanda’da yetki devredilen kuruluşların kararlarına ve ödeme emirlerine karşı kurum içinden itiraz edilebileceği gibi, idari ve yargı mahkemesinde dava açılması, ayrıca ombudsman kurumuna başvuru hakkı var.
Fransa modeli
Fransa’da tohumluk ve bitki çoğaltım materyalleri konusunda faaliyet gösteren tüm meslek kuruluşları faaliyetlerini Fransız Tarım Bakanlığı’nın denetim ve koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştiriyor.
Fransa sisteminde konu ile bağlantılı 2 kurum var:
1-Tohumluk ve fide konusunda bir üst meslek birliği konumunda olan (aynı zamanda sertifikalı tohumlukların test ve kontrollerinin yapıldığı teknik birim SOC’u da içeren) GNIS.
2-Çeşit kayıtlarının, FYD denemelerinin bazı laboratuvar analizlerinin yapıldığı sui generis bir kamu kurumu yapısı olan GEVES.
GNIS’in amacı, tohumluklarda kaliteyi teminat altına almak, yetki alanına giren konularda kamu kurumları ile farklı menfaatleri olan paydaşları bir araya getirerek karşılıklı danışmaların yapılabileceği bir ortam oluşturmak, tohumluk sektöründe üretimin arttırılması konusunda çalışmalar yapmak, hem Fransa’da, hem de dünyada tohum piyasası ile ilgili verileri derlemek, bunların analizlerini yapmak.
Avrupa Birliği ilkeleri
Hem Hollanda, hem de Fransa modelinde olduğu gibi Avrupa Birliği’nde tohumculukta sertifikasyon konusunda temel ilke, sertifikasyonun ya kamusal bir sertifika mercii tarafından yapılması ya da ticari bir işletmeye sertifikasyona esas olan işlemleri yapma yetkisi verilmişse bu işlemlerin muhakkak yetkili sertifika merciinin gözetim/kontrol ve denetimine tabii olmasıdır.
Avrupa Birliği’nde yetki devredilen kuruluşların organizasyon yapılarında Tarım Bakanlığı’nın temsilcileri var. Yapılan düzenlemeler, bakanın onayını gerektiriyor. Kullanılan yetkilerin -Tarım Bakanlığı adına kullanılıyor olduğu hususu- kanun maddelerinde açıkça ifade ediliyor. Kontrolör atamalarında Tarım Bakanı’nın doğrudan yetkisi var. Yetki devredilen kurum mutlaka Tarım Bakanlığı’nın denetimi altındadır.
Sonuç olarak, Türkiye tohumculukta yetki devri ve piyasa denetimi konusunda karar aşamasında. Hollanda ve Fransa modellerinden birini uygulayacak.
2006’da çıkarılan Tohumculuk Yasası’nın yetki devrini düzenleyen 15.maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından 2011’de kısmen iptal edildi. Yerine yeni bir düzenleme de konulmadı. Hollanda ve Fransa modeli bu çerçevede değerlendirilmeli.
Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Hukuk Müşaviri Dr. Ayşe Saadet Arıkan, 3.Uluslararası Tohumculuk Çalıştayı’nda Hollanda ve Fransa’da yaptıkları incelemeler sonucunda yetki devri ve piyasa denetimi konusunda özetle şu bilgileri verdi:
Yetki devri, kanunla bir makama veya kişiye verilen hukuki tasarruf ve işlem yapma yetkisinin diğer bir makam/kişiye aktarılmasıdır. Yetkilendirme ise, yetkili makam tarafından bir işlemi yapmaya mezun edilme, izin verilmesidir.
Temel kural olarak, yetki devri Kanunda açıkça öngörülmüş olması, yazılı olması ve kısmi olması gerekir.
Kolluk faaliyeti içinde yer alan yetkiler devredilemez. Zorunlu denetim hizmeti, idarî para cezası, uyarma, geçici durdurma ve iptal şeklinde idarî müeyyideler uygulamaya ilişkin görev ve faaliyetler genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olup, idarenin aslî ve sürekli görevlerindendir.
Anayasa’nın 128. maddesine göre, kolluk faaliyetleri arasında yer alan bu tür kamu hizmetlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi zorunludur. Bu yetkiler devredilemez yetkiler arasındadır.
Bu çerçeveden bakılınca Hollanda’da bitki üretme/çoğaltım materyallerinin piyasaya sunulmasında önce yetkili merciler tarafından kalite kontrolüne tabi tutulması, kamu denetimi altında işlev gören meslek kuruluşları tarafından yapılmaktadır. Bu konuda çalışma ve yönetimleri bir ölçüde özerk olan ve Kanun ile oluşturulmuş durumda olan belirli muayene ve kontrol kuruluşları görev yapıyor. Hollanda’da dünyaca bilinen 3 organizasyon var. Sebze ve meyve konusunda NAKTUINBOUW, patates ve tarla bitkileri konusunda NAK ve çiçek soğanları konusunda BKD faaliyet gösteriyor. Bu kurumlar Tarım Bakanlığı tarafından denetleniyor.
NAKTUINBOUW, bağ-bahçe sektöründen gelen temsilcilerden oluşan bir İdare Meclisi’ne sahip. Bağımsız bir statüye sahip olmasına rağmen, yasa ile kendisine verilmiş görevleri yaparken yasal ve idari bakımdan Bakanlık ile “ilişkili” bir konumdadır. Yaptığı başlıca iş ve işlemler kısaca şöyle; Bitki çoğaltım materyallerinde kalite kontrolü, ithalat ve ihracat amaçlı muayene ve kontroller, Kalite-Plus sistemleri uygulaması, virüsten ari materyal üretimi, çimlenme testleri, eğitim programı ve uluslararası projeler.
Kurum, muayene ve kontrol, laboratuvarlar, çeşit ve denemeler olmak üzere 3 bölümden oluşuyor.
Hollanda’da yetki devredilen kuruluşların kararlarına ve ödeme emirlerine karşı kurum içinden itiraz edilebileceği gibi, idari ve yargı mahkemesinde dava açılması, ayrıca ombudsman kurumuna başvuru hakkı var.
Fransa modeli
Fransa’da tohumluk ve bitki çoğaltım materyalleri konusunda faaliyet gösteren tüm meslek kuruluşları faaliyetlerini Fransız Tarım Bakanlığı’nın denetim ve koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştiriyor.
Fransa sisteminde konu ile bağlantılı 2 kurum var:
1-Tohumluk ve fide konusunda bir üst meslek birliği konumunda olan (aynı zamanda sertifikalı tohumlukların test ve kontrollerinin yapıldığı teknik birim SOC’u da içeren) GNIS.
2-Çeşit kayıtlarının, FYD denemelerinin bazı laboratuvar analizlerinin yapıldığı sui generis bir kamu kurumu yapısı olan GEVES.
GNIS’in amacı, tohumluklarda kaliteyi teminat altına almak, yetki alanına giren konularda kamu kurumları ile farklı menfaatleri olan paydaşları bir araya getirerek karşılıklı danışmaların yapılabileceği bir ortam oluşturmak, tohumluk sektöründe üretimin arttırılması konusunda çalışmalar yapmak, hem Fransa’da, hem de dünyada tohum piyasası ile ilgili verileri derlemek, bunların analizlerini yapmak.
Avrupa Birliği ilkeleri
Hem Hollanda, hem de Fransa modelinde olduğu gibi Avrupa Birliği’nde tohumculukta sertifikasyon konusunda temel ilke, sertifikasyonun ya kamusal bir sertifika mercii tarafından yapılması ya da ticari bir işletmeye sertifikasyona esas olan işlemleri yapma yetkisi verilmişse bu işlemlerin muhakkak yetkili sertifika merciinin gözetim/kontrol ve denetimine tabii olmasıdır.
Avrupa Birliği’nde yetki devredilen kuruluşların organizasyon yapılarında Tarım Bakanlığı’nın temsilcileri var. Yapılan düzenlemeler, bakanın onayını gerektiriyor. Kullanılan yetkilerin -Tarım Bakanlığı adına kullanılıyor olduğu hususu- kanun maddelerinde açıkça ifade ediliyor. Kontrolör atamalarında Tarım Bakanı’nın doğrudan yetkisi var. Yetki devredilen kurum mutlaka Tarım Bakanlığı’nın denetimi altındadır.
Sonuç olarak, Türkiye tohumculukta yetki devri ve piyasa denetimi konusunda karar aşamasında. Hollanda ve Fransa modellerinden birini uygulayacak.
Ali Ekber YILDIRIM
26 Aralık 2015 Cumartesi
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve Türkiye'de Kooperatifçiliğin Tarihçesi
10 Aralık 2015 Perşembe
'Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum çalışmaları yetersiz'
İŞTE BİZİM GERÇEĞİMİZ: 'Türkiye’nin
iklim değişikliğine uyum çalışmaları yetersiz'...
Ekonomi
Gazetecileri Derneği’nin Küresel Isınma Kurultayı Sonuç Bildirgesi yayımlandı.
Bildirgede Türkiye’de iklim değişikliğine uyum konusundaki çalışmaların
azlığına işaret ediliyor.
Didem
Eryar ÜNLÜ (27.10.2015)
Ekonomi
Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından bu yıl 7’ncisi düzenlenen Küresel Isınma
Kurultayı, Şekerbank sponsorluğunda, TÜRSAB, TAV ve CocaCola İçecek’in destekleriyle
gerçekleştirildi. Üç ayrı oturumda gerçekleştirilen Kurultay’da medya, iş
dünyası ve üniversitelerden 17 panelist iklim değişikliğini masaya yatırdı.
Kurultayda yapılan tartışmalar ve iklim değişikliğiyle ilgili 2014 ve 2015
yıllarında meydana gelen gelişmeler dikkate alınılarak, İstanbul Üniversitesi
Orman Fakültesi Öğretim Üyesi ve EGD Küresel Isınma Kurultayı Bilim Kurulu
Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay tarafından bir sonuç bildirgesi hazırlandı.
Sonuç bildirgesi şöyle:
► 2015
yılı yaz aylarındaki sıcaklıklar rekor seviyelere ulaştı. Sıcak hava dalgaları
nedeniyle Hindistan’da 2 bin 500, Pakistan’da bin 400, Fransa’da da 700 kişi
hayatını kaybetti.
►
Dünya Meteoroloji Örgütü'nün yayınladığı bir rapora göre, 1970-2012
yılları arasında 8 bin 835 afette, 2 milyona yakın insan hayatını kaybetti.
Hidrometeorolojik afetlerden etkilenen insanların sayısının ise yüz milyonları
bulduğu tahmin ediliyor. Son yıllarda özellikle sel, taşkın, fırtına, dolu,
kuraklık gibi hidrometeorolojik afetlerde artış yaşandı.
►
Uluslararası Afet Veri Bankası kayıtlarına göre Türkiye’de 1900-2015 yılları
arasında sel ve taşkınlarda bin 399 kişi hayatı kaybederken, 1,8 milyon insan
da bu durumdan olumsuz etkilendi. Bu sellerin ülke ekonomisine neden olduğu
zarar ise 2,2 milyar dolara ulaştı.
►
Bildirgeye göre, Türkiye’deki sıcaklıkların, gelecek 25 yıl içinde 3 dereceye,
yüzyıl sonunda ise 6 dereceye kadar artabileceği, yağışların ise yüzde 50
oranında azalabileceği tahmin ediliyor. Ayrıca, özellikle Doğu Karadeniz ile Antalya
ve Muğla’nın kıyılarında şiddetli sağanakların da artabileceği öngörülüyor.
►
Öngörülen bu iklim değişikliklerine bağlı olarak Türkiye’de kuraklığın yanı
sıra, su kaynakları ile tarımsal ve hayvansal üretimde azalmanın meydana
gelebileceğine işaret ediliyor.
► Sel ve
taşkınlarda, iklim göçlerinde ve sıcak hava dalgalarında artış yaşanması, yaz
ve kış turizm bölgelerinin değişmesi gibi durumlar da Türkiye’yi bekleyen
olumsuzluklar arasında gösteriliyor. Bunlar doğrultusunda bildirgede,
Türkiye’nin iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında olduğu
belirtiliyor.
►
Bildirgede, Türkiye’de iklim değişikliğine uyum konusundaki çalışmaların
azlığına işaret ediliyor. Bu kapsamda yapılabilecek çalışmalara ilişkin
örnekler ise şöyle: “Kuraklığa karşı su kaynaklarını verimli kullanmak, su
hasadı yapmak, az su tüketen sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, tarımda
kuraklığa dayanıklı türler kullanmak ya da kuraklığa dayanıklı genotipler geliştirmek,
turizm tesisi izinlerinde bina yalıtımına önem vermek, art arda yaşanabilecek
kurak dönemler için birkaç yıllık tahıl stoku yapmak.”
►Sonuç
bildirgesinde, aralık ayında Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenecek “COP 21-
İklim Değişikliği Tarafl ar Konferansı” na değinildi. Türkiye'nin 30 Eylül
2015'te konferansa ilişkin sunduğu emisyon azaltım katkı planına göre, 2030
yılı için emisyon azaltım çalışması yapılmadığı takdirde Türkiye’de emisyonlar
1.175 milyar tona çıkacak. Ancak alınacak önlemlerle bu değerin yüzde 21
azaltarak 929 milyon tona düşürülebileceği de belirtildi. Bu veri, günümüzde
460 milyon ton olan sera gazı salımlarının 2030 yılında iki katına çıkacağı
anlamına geliyor.
► Bununla
birlikte aralarında ABD ve Çin’in de olduğu birçok ülke, 2005 yılını temel
alarak emisyonlarını 2025 ya da 2030 yıllarında değişik oranlarda azaltmayı
taahhüt etti. Türkiye, sera gazı salımları açısından 2012 yılı itibarıyla 18.
sırada yer alıyor. Ancak 2030 yılında 8. sıraya kadar yükselmesi söz konusu.
7 Kasım 2015 Cumartesi
TARIMDA MALİYET HESAPLAMA YÖNTEMLERİ
ABD, AB VE TÜRKİYE’DE TARIMDA MALİYET HESAPLAMA
YÖNTEMLERİ
TEPGE
1.
Giriş
Genel
tanımı ile maliyet, elde edilen ürünün, meydana gelmesi ve pazarlanabilmesi
için kullanılan ara mallar ve unsurlar için yapılan harcamalar toplamının
parasal ifadesidir.
Ekonomik
faaliyette bulunmakta olan herhangi bir işletmenin amacı gerçekleştirdiği bu
faaliyetten en fazla karı elde etmektir (1). İşletmeler bunu yapabilmek için
elde ettikleri ürünün maliyetini çıkartarak, bu faaliyet sonucu elde ettikleri
fayda ve gelirleri tespit ederler.
Türkiye’de
ise tarımsal faaliyette bulunan işletmelerin büyük bir çoğunluğu yaptıkları
faaliyetin herhangi bir muhasebe kaydını tutmamaktadır. Bu nedenle işletmelerin
ne kadar gelir elde ettiklerinin tespiti ve bunun sonucunda da üretim
faaliyetinin planlanması oldukça güç olmaktadır. Ayrıca tarımsal üretimde
karşılaşılan mevcut sorunların çözümü ve verimliliği artırmaya yönelik
önlemlerin sağlıklı bir şekilde alınabilmesi için; tarım işletmelerinin mevcut
yapılarının bilinmesi, üretim sürecindeki tüm ayrıntıların ortaya konulmuş
olması ve kaynakların ne ölçüde etkin kullanıldığının belirlenmesi gereklidir
(2).
Üretim
maliyetleri ve gelir araştırmaları işletmelerin ekonomik etkinliklerinin
değerlendirilmesinin yanı sıra, işletme muhasebesi, üretici refahı analizleri,
tarımsal gelir hesapları, bölgesel, ulusal ve uluslararası rekabet gücü
analizleri, ekonomik rant hesaplamaları, tarım politikası aracı veya analizleri
(fiyat destekleme (girdi-çıktı), gelir desteği, tarımsal kredi, üretim
planlaması, tarımsal projeksiyonlar vb.) gibi çok farklı amaçlarla da
kullanılabilir (3).
Türkiye'de
tarım ürünlerinin maliyetlerinin hesaplanmasında değişik kişi ve kurumlarca
farklı yollar izlenmektedir. Uygulanan yöntemler genellikle birbirine benzer
görünse de, küçük de olsa aradaki farklılıklar maliyetler üzerinde önemli
değişikliklere yol açmaktadır. Örneğin yapılan masrafın değerinin tespiti için
sorulan soru tekniği, kullanılan faiz oranlarının farklılıklar arz etmesi, yapılan
masrafların değerinin saptanması, (sabit) masrafların üretim faaliyetlerine
dağıtılması gibi konularda önemli yaklaşım farklılıklarının olduğu dikkat
çekmektedir (3).
Tarım
ürünlerinin maliyet hesapları;
Maliyetin
hangi amaçla hesaplandığına, yani müdahale fiyatı ya da destekleme fiyatının
belirlenmesi, yapılan iş ve iş gücü miktarının tespiti ya da toplam üretim
maliyetinin bulunması,
Ürün
çeşidine, cinsine,
Ürün
yetiştirilirken kullanılan tarım tekniğine,
Kullanılan
maliyet hesaplama yöntemine,
Hesaplamayı
yapan kişi veya kurumların amaçlarına,
Maliyet
hesaplaması anket yoluyla yapılıyorsa anketörün bilgi ve becerisine bağlı
olarak değişmektedir.
2.
Materyal ve Yöntem
Dünyada
ve ülkemizde işletmeye ya da ürüne ait bilgilere daha çok anket yöntemiyle
ulaşılmaya çalışılmaktadır. Maliyetlerde hangi amaçla bu bilgilerin
toplandığına, anket yöntemi ile yapılıyor ise anketin yöntemine, anketörün
bilgi ve becerisine bağlı olarak farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Maliyetlerin
tespitinde dünyada ne kadar da benzer yöntemler kullanılsa da bu tarz farklılar
maliyetler üzerinde önemli değişikliklere yol açmaktadır.
Ülkemizde
çoğu tarımsal ürünün, dünya ortalamalarından daha düşük verim ve daha yüksek
maliyetlere sahip olduğu bilinmektedir. Bu durum üreticilerin yurtiçi ve
yurtdışı pazarlarda rekabet olanaklarını sınırlamaktadır.
Bu
çalışmada karşılaştırması yapılan ABD ve AB ülkelerinde, işletmeler
maliyetlerini çıkarmakta ve bu sonuçlara dayanarak kendi üretim maliyetlerini
düşürmekte, her yıl biraz daha teknolojiye yatırım yaparak verimliliklerini
arttırmaktadırlar.
3.
Avrupa Birliğinde Tarım İşletmelerinde Tarımsal Maliyet Hesaplama Metodolojisi
Bugün
AB'ne üye tüm ülkeler kendi tarımsal yapılarına uygun veri sistemlerine sahip
olmakla birlikte, topluluğun ortak tarım politikasının yönlendirilmesi ve üye
ülkelerin işletmelerinin karşılaştırılması için aynı baza sahip verilerin
oluşturulması gereği ortaya çıkmıştır. Bu amaçla uygulanmaya başlayan Tarımsal
Muhasebe Veri Ağı ilk kez 1965 tarihinde gündeme gelmiştir (4).
FADN
(Tarımsal Muhasebe Veri Ağı)’ın kaynağını, topluluktaki belli bir büyüklüğü
aşan ve örneklemeye göre seçilmiş işletmelerden toplanan mikro ekonomik veriler
oluşturmaktadır. Seçilen örnek işletmelere ait veriler muhasebe kayıtlarından
alınmakta ve verilerin toplanmasında gönüllülük esasına göre çalışılmaktadır.
FADN sistemi içinde tarım işletmelerinin sınıflandırılması ise, işletme
tiplerine ve ekonomik büyüklüğe göre yapılmaktadır (4).
AB’de
kurulan FADN sistemi ile AB kapsamındaki tarımsal işletmelerin gelirleri ve
performansları ile ilgili muhasebe verilerinin toplanması hedeflenmektedir.
FADN kapsamında elde edilen veriler mikro düzeyde ve rastgele olarak seçilen
tarımsal işletmelerden elde edilmektedir. Bu kapsama alınan işletmeler ticari
nitelikteki tarımsal işletmelerdir ve sahip olması gerekli minimum ekonomik
büyüklüğe göre belirlenmiştir. Rastgele seçilen örnek işletmeler coğrafi
bölgelerine, işletme büyüklüğüne ve tiplerine göre tabakalandırılmıştır. Bu
sistemde, ülkelerde faaliyet gösteren muhasebe ofislerinin oluşturduğu bir ağ
vardır ve muhasebe ofislerinin faaliyet sınırları ülkeden ülkeye
değişebilmektedir. Bazı ülkelerde mevcut ticari muhasebe ofisleri vergilendirme
ve destek amaçlı faaliyet gösterirken, bazı ülkelerde veriler araştırma
enstitüleri, üniversiteler ve tarımsal ticari birlikler gibi kurumlar
tarafından yalnızca FADN için elde edilmektedir. Elde edilen bu veriler
muhasebe ofislerine ve ulusal irtibat bürolarına iletilmekte, irtibat büroları
bu verileri, doğruluğunun denetlenmesi ve çeşitli testlere tabi tutulması
amacıyla komisyona iletmekte ve veri tabanında muhafaza etmektedir. FADN
sistemine dahil olan tarımsal işletmelerde gönüllülük esas alınmakta ve elde
edilen veriler hiçbir şekilde paylaşılmamakta ve vergilendirme amaçlı
kullanılamamakta, gizli tutulmaktadır. İşletmelerden bireysel olarak elde
edilen veriler açıklanmaz, ancak toplu olarak sonuçlar ilan edilebilmektedir.
FADN verileri elde edilirken bu muhasebe kayıtları dışında anketler, faturalar
gibi çeşitli kaynaklardan yararlanılmaktadır (5).
FADN
sisteminde özet olarak; işletme ile ilgili genel bilgiler, işletme faaliyetinin
türü, işgücü, canlı hayvan sayısı ve değeri, canlı hayvan alım ve satımı,
maliyetler, binalar, arsalar, makineler ve işletme sermayesi, borçlar, katma
değer vergisi, yardımlar ve sübvansiyonlar, üretim (bitkisel ve hayvansal
üretim, canlı hayvanlar hariç), kotalar, bitkisel ürünler ve hayvanlar için yapılan
doğrudan ödemelere ilişkin veriler toplanmaktadır (5).
4.
Amerika Birleşik Devletleri Tarım İşletmelerinde Tarımsal Maliyet Hesaplama
Metodolojisi
Amerika
Birleşik Devletlerinde ise resmi istatistik olarak kullanılan maliyet
çalışmaları Tarım Bakanlığı (USDA) (United State Department of Agriculture)
kapsamında ERS (Economic Research Service) tarafından yapılmaktadır. Maliyetler
örneklemeyle tesadüfi olarak belirlenen işletmelerde anket yapmak suretiyle
toplanmaktadır. Bu anketler Agricultural Resource Managemant Survey (ARMS)
tarafından yapılmakta ve her ürün için 4 - 8 yıl arasında değişen yıllarda
tekrarlanan anket çalışmalarıyla güncellenmektedir. Güncellenen bu rakamlarla
her yıl fiyat endeksleri ve üretim rakamları kullanılarak maliyet tahminleri
yapılmakta ve veri kaynağı olarak kullanılmaktadır. Bunun dışında üniversiteler
ve araştırma kuruluşları da bölgelerinde ekonomik öneme sahip ürünlerde
maliyetleri belirlemek amaçlı araştırmalar yapmaktadırlar (6).
5.
Türkiye’de Tarım İşletmelerinde Tarımsal Maliyet Hesaplama Metodolojisi
Birçok
ülkede çeşitli amaçlarla tarımsal ürünlerde üretim masrafları ve birim
maliyetlerinin hesaplandığı görülmektedir. Türkiye’de de tarım ürünleri maliyet
hesaplanmasında değişik kişi ve kurumlarca farklı yolların izlendiği
bilinmektedir.
Türkiye’de
farklı kamu ve özel kesim kuruluşları kendi ihtiyaçlarına yönelik olarak
genellikle yerel çalışmalarla ve daha çok anket gibi yöntemlerle işletme veya
ürün düzeyinde verilere ulaşmaya çalışmaktadırlar. Bu uygulamalarda çoğu kez
yöntemler birbirine benzer görünseler de, aralarındaki küçük farklılıklar bile
sonuçlar üzerinde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Örneğin; kullanılan
faiz oranları, yapılan masrafların değerinin saptanması, sabit masrafların
üretim faaliyetlerine dağıtılması gibi konularda önemli yaklaşım
farklılıklarının olduğu dikkati çekmektedir.
Ülkemizde
çiftçi muhasebe kaydı 1998 yılında başlamış bu amaçla DİE tarafından 1999
yılında tarımsal işletmelerin ekonomik yapılarını belirlemek için Ege Bölgesinde
pilot bir çalışma yapılmış, 2001 yılında da Türkiye’yi kapsayan bir başka
çalışma yapılmıştır. Türkiye’de Çiftlik Muhasebe Veri Ağının resmi kuruluşu AB
destekli olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından 2007 yılında
başlatılmıştır. 9 ilde pilot olarak başlanan uygulama günümüzde 12 ile
çıkarılarak idari ve yasal düzenlemeler yapılmıştır ve çalışmalar 600 anket
üzerinden devam etmektedir. Ancak ÇMVA’da tarımsal ürünlerin maliyetlerinin
özel olarak çıkarılması ve raporlanması henüz yapılamadığından ülkemizde tarım
işletmelerinde maliyetin hesaplanması anket yöntemi kullanılarak işletmede
üretilen ürünlerin maliyetlerinin hesaplanması ile çıkarılmaktadır. Tarımsal
ürünlerde maliyet çalışmaları Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü
tarafından Bakanlığımız taşra teşkilatları olan İl ve İlçe müdürlükleri
tarafından doldurulan anketlerle, üniversitelerin Ziraat Fakülteleri Tarım
Ekonomisi Bölümleri ve Araştırma Enstitüleri tarafından yapılan anket
çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayanmaktadır. Bu maliyet
çalışmalarında 1 dekara olan üretim maliyetleri hesaplanmakta ve fiziki üretim
girdileri ve parasal değerlere de yer verilebilmektedir.
Bunun
yanında ülkemizde birçok kamu ve özel kurumlar ürün bazında maliyet çalışması
yapmaktadır. Bunlardan bazıları, Bankalar, Ziraat Odaları, Üretici Birlikleri,
Ziraat Mühendisleri Odası, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’dir. Bu kuruluşlar
genellikle üniversite ve araştırma enstitülerinden farklı olarak anket yöntemi
kullanmadan ortalama rakamlar üzerinden bir maliyet hesabı yapmaktadır.
6.
Genel Değerlendirme
Ülkemizde
yapılan maliyet çalışmaları ile ABD’de yapılan çalışmalar arasında metodolojik
ve değerleme açısından çok büyük farklılıklar bulunmamaktadır. ABD ve ülkemizde
ürün üzerinden üreticilerle yapılan anket çalışmaları ile sonuçlar elde
edilmektedir. AB’de yapılan çalışmalarda ise “Tarım İşletmeleri Muhasebe Veri
Ağı” sistemi üzerinden ürün bazlı değil işletme dikkate alınarak yapılan
organizasyon neticesinde ürün maliyetleri çıkarılmaktadır. Sonuç olarak
Bakanlığımızda müdahale ve destekleme fiyatlarının belirlenmesi için kullanılan
maliyet verileri Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü (TEPGE)
tarafından ülke çapında en fazla üretime sahip bölgelerde, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı Tarım İl ve İlçe Müdürlüğü personelleri tarafından yapılan ürün
maliyet anketleri sonuçlarına dayanmaktadır. ABD verileri Tarım Bakanlığının
yapmış olduğu ve yıllık olarak yayınladığı raporlara, AB verileri ise FADN yani
çiftlik muhasebe veri ağı sisteminden elde edilen ve AB tarafından yayınlanan
verilere dayanmaktadır. Ülkemizde de ÇMVA çalışmaları başlatılmış olup, kurulan
bu organizasyon ile gelecekte daha sağlıklı verilere ulaşabilecek ve bu sistem
üzerinden de bu bilgilere rahatlıkla ulaşılabilecektir.
***
Kaynaklar:
1.
ERKUŞ, A., BÜLBÜL M., KIRAL T., AÇIL A.F., DEMİRCİ R., “Tarım Ekonomisi”,
A.Ü.Z.F. yayınları Yayın No:5, 1995, Ankara
2.
KORAL A.İ., ALTUN A., “Türkiye’de Üretilen Tarım Ürünlerinin Üretim
Girdilerinin Rehberi”, K.H.G.M., Ankara
3.
KIRAL T., KASNAKOĞLU H. TATLIDİL F.F., FİDAN H., GÜNDOĞMUŞ E., “Tarımsal
Ürünler İçin
Maliyet
Hesaplama Metodolojisi ve Veri Tabanı Rehberi”, TEAE ,Y.No:37, Ankara
4.
ÇAKIR S. “Adana İlinde Tarımsal Kuruluşların Tarımsal Üretim Maliyetleri
Hesaplama Yöntemlerinin Değerlendirilmesi” Yüksek Lisans Tezi 2005 Adana
5.
OVALI S. “AB Ortak Tarım Politikası ve Tarım İşletmeleri Muhasebe Veri Ağı
Sistemine Türkiye’nin Uyumu” Doktora Tezi Temmuz 2009 Trabzon
6.
http://www.ers.usda.gov/Data/CostsAndReturns/methods.htm
5 Eylül 2015 Cumartesi
TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI BAŞKANI ÖZDEN GÜNGÖR
TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI BAŞKANI ÖZDEN GÜNGÖR:
TARIMDA BÜYÜK RİSK!..
TARIMDA BÜYÜK RİSK!..
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör, sorularımızı yanıtlayarak tarım ve hayvancılıkla ilgili gündem yaratacak açıklamalarda bulundu.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör, uygulanan yanlış tarım politikalarıyla çiftçinin tarımdan soğutulduğunu söyleyerek gündemi değiştirecek çok önemli tespitlerde bulundu. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Sayın Özden Güngör ile et ithalatını, GDO'lu ürünleri, tarım ve hayvancılıktaki son durumu enine boyuna konuştuk. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Sayın Özden Güngör ile yaptığımız röportajı sizlere sunuyoruz.
![]() |
| TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden GÜNGÖR |
Kendinizi biraz tanıtır mısınız?
02.03.1951 tarihinde Adana`da doğdum. 1977 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi`nden mezun oldum. 1985 yılına kadar Adana Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü`nde çalıştım. 1985 - 1987 yılları arasında Union Carbide Turkey Inc.; 1987 - 1999 yılları arasında Rhone-Poulenc, 2000 - 2002 yılları arasında Aventis firmalarının araştırma, geliştirme ve ruhsatlandırma kısımlarında (İnsektisit, Fungisit, Herbisit ve BGD) görev aldım. 1977 yılından 2001 yılına kadar Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şubesi`nin yönetim kurullarında görev yaptım. Bu süre içinde 2 dönem Adana Şube Başkanlığı görevini üstlendim. 2004-2014 yılları arasında 5 dönem ZMO Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği yaptım.
Bu dönemde ZMO ‘da yönetim kurulu başkanlığı yapmaktayım.
2002-2013 yılları arasında Bayer firmasında İç Anadolu ve Karadeniz Bölgesi teknik sorumlusu olarak çalıştıktan sonra emekli oldum. Evliyim. 2 çocuğum var.
Neden et ithal ediyoruz? Niye et fiyatları yüksek? Bu duruma nasıl bir çözüm getirilmeli?
Türkiye`nin 1980 yılında 44,5 milyon olan nüfusu, bugün 77 milyona ulaşmıştır.
Buna karşılık hayvan varlığında ciddi azalışlar meydana gelmiştir.
• 1980 yılında 16 milyon olan sığır varlığı, bugün 14 milyondur.
• 35 yılda her 10 mandamızdan 9`unu kaybettik. 1980`de 1 milyonu aşan manda varlığımız bugün 115 bine düşmüştür.
• 35 yılda her 2 koyunumuzdan 1`ini kaybettik. 1980`de 49 milyon olan koyun varlığı bugün 29 milyondur.
• 35 yılda her 2 keçimizden 1`ini kaybettik. 1980`de 19 milyon olan keçi varlığımız bugün 9 milyona düşmüştür.
Buradan çıkan sonuç, hayvancılık politikalarındaki yanlışlar besiciliğimizi sorunlu bir hale getirmiş dolayısıyla tüketiciyi proteinsiz bırakmıştır. Türkiye`de kişi başına tüketilen et miktarı yıllık 12 kg. civarındadır. Türkiye`nin 9 milyon ton`luk yem hammaddesinin 4 milyon ton`a yakın bölümünün ithal edildiği ve bunun maliyetleri ne ölçüde artırdığı değerlendirildiğinde, yem hammaddelerine yapılan yatırımın aynı zamanda Türkiye`de süren hayvancılık krizi için de uygun bir yatırım olduğu görülecektir.
Mera Varlığımız 50 Yıl Evvelki Düzeyinin Yarısına Geriledi
Torba Kanun`a konulan hükümlerle, meralarımız ranta kurban edilmiştir. 1950`li yılların başında 37 milyon 500 bin hektar olan mera varlığımız, yoğun traktörleşmenin yaptığı tahribatla 1960 yılında 29 milyon hektara düşmüştür. Şu anda mevcut olan hükümetin, meraları talan eden uygulamaları sonucu; bugün sadece 14 milyon hektar meramız kalmıştır. 50 yılda mera varlığımızın yarısını kaybetmiş olmamız, hayvancılığımızı da tehdit etmektedir.
Türkiye Son 4 Yılda 3,5 Milyon Baş Canlı Hayvan İthal Etmiştir
Son 4 yılda 1 milyon 260 bin büyükbaş, 2 milyon 185 bin küçükbaş hayvan ithal edilmiştir. Türkiye`deki hayvan sayısı yurtiçi talebi karşılamıyor. İthalat da iç piyasayı tatmin etmiyor. Bu yüzden de et fiyatları son 6 ayda %30`a yakın arttı. Zamanında ciddi tedbirler almayan GTHB, Kurban Bayramı öncesi Et ve Süt Kurumuna Bakanlar Kurulu Kararı ile karkas et ithalat yetkisi veriyor. Bakan Mehdi Eker daha birkaç gün önce kurbanlık sıkıntısının olmadığını, hayvan ithalatının olması halinde üreticinin zarar göreceğini belirtmişti. Peki şimdi ne değişti de canlı hayvan ve karkas et ithalat izni verildi.
Türkiye son beş yıllık dönemde yaklaşık 2,8 milyar dolarlık canlı hayvan, yaklaşık 900 bin dolarlık et ve et ürünleri olmak üzere toplam 3,7 milyar dolarlık ithalat yapmıştır. Yapılan her ithalat ülke hayvancılığını sıkıntıya sokmuş, sorunlar yaratmış ve dışa bağımlı hale getirmiştir. Hükümetin tek düşüncesi ithalat yapmayı fiyat düşürmenin bir aracı olarak görmesidir.
Türkiye`de şu anda yaklaşık 2.400.000 adet dana, 29 milyon kadar da küçükbaş hayvan mevcuttur. Yıllık kırmızı et tüketimi 1 milyon tonun üzerindedir. Bunun yaklaşık % 85`i dana,% 15`i küçükbaştan karşılanmaktadır. Yani tüketicimizin küçükbaşa talebi çok düşüktür. Türkiye`nin her ay yaklaşık 40-50 bin besilik hayvana ihtiyacı vardır. Bunu yıl olarak düşündüğümüzde 500-600 bin hayvan demektir. Yani hayvan varlığında çok büyük sıkıntı söz konusudur. Son 10 yılda kurban bayramlarında ortalama 800 bin hayvan kesilmektedir. Yani hayvan ihtiyacımız büyük. Bu duruma yanlış uygulanan politikalarla geldik. Üretim azalınca tarım ürünü ve dolayısıyla hammaddede fiyatları arttı. Hayvancılığa verilen destekler azaldı. Hayvan başı destek ödemesi sistemine geçildi. Çiğ süt fiyatı yarı yarıya düştü. Yem fiyatları fırladı. Üretim sürdürülemez hale gelince 1 milyondan fazla süt ineği kesildi. Sütteki bu sorun çözülemediği için kırmızı ete yansıdı. Kırmızı et fiyatı yükselince hükümet önlem olarak ithalatı gündeme getirdi Önce kasaplık canlı hayvan, sonra besilik hayvan ve en sonunda da karkas et ithalatı başladı. Türkiye kırmızı et ve canlı hayvan ithalatına yaklaşık 5 milyar dolar ödedi. Bu kaynağın yarısı besicilik yapanlara yatırım amaçlı verilseydi bugün Türkiye ithalatçı bir ülke olmazdı. Hayvancılıkta sorunların çözümü için öncelikle şirket tarımını öne çıkaran politikalar terk edilerek, mevcut üreticileri daha iyi duruma taşıyacak uygulamalara geçilmeli ve var olan imkânlar ithalat için değil ülkemiz üreticileri için kullanılmalıdır.
Bakanlığın yapması gereken önemli bazı konuların altının çizilmesi gerekir.
Rasyonel ve ekonomik hayvancılığın tek yolu mühendislik tekniklerinin temel alındığı üretim, yani zooteknist mühendislerin dikkate alınması gerekir. Türkiye`nin 9 milyon ton`luk yem hammaddesinin 4 milyon ton`a yakın bölümünün ithal edildiği ve bunun maliyetleri ne ölçüde artırdığı değerlendirildiğinde, yem hammaddelerine yapılan yatırımın aynı zamanda Türkiye`de süren hayvancılık krizi için de uygun bir yatırım olduğu görülecektir. Desteklerin öncelikle üreticiye üretim ve üretime devam konusunda güven verici olması sağlanmalıdır. Desteklemeler amaca hizmet edecek nitelikte olmalıdır. Destek çeşidini artırmak yerine amaca yönelik az sayıda kalem üzerinden destek verilmeli ama toplam miktar azaltılmamalıdır. Örneğin; anaç sığır desteği buzağı vb destekler ile bir araya getirilerek uygulanabilir.
Desteklerin hayvan yerine ürüne, örgütlenmeye ve hayvan sağlığına verilmesi üzerinde durulmalı buna uygun modeller geliştirilmelidir. Anaç sığır desteği önemli bir destekleme kalemi olup 6 yıldır değişmeyen 225 TL lik miktar yükseltilmelidir. Süt/ yem, et/ yem pariteleri gibi Süt/ Et paritesi olmalıdır Başta zoonoz hastalıklar olmak üzere hastalıklar nedeniyle, her gruptaki hayvan ve üretim kaybı azaltılmaya çalışılmalıdır.
Sektörle ilgili Birlikler desteklenmelidir
Koyun ve keçi varlığı et ihtiyacının karşılanmasında destekleyici politikalar uygulanarak artırılmalı ve ıslah çalışmalarına önem verilmelidir. Hayvan Kayıt Sistemi‘nde (TÜRK-VET) izlenebilirlik yok sayılır. Saha ile entegrasyon çok zayıftır. Bunların düzeltilmesi gerekir.
GDO`lu 3 mısır genine ithalat izni verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu durumu 2 yönüyle ele almak gerekir. Öncelikle Türkiye, birçok ürünün yetiştirilmesine imkan veren iklim ve ekolojik özellikleri nedeniyle tarımsal üretim açısından avantajlı bir ülke olup, toplam istihdamın %24,6`sı tarım sektöründe yer almaktadır. Türkiye, 78 milyon hektar yüzölçümü üzerinde büyük bir tarım potansiyeline sahiptir. Türkiye ‘de tarım yapılan 23,8 milyon hektar alanın 15,6 milyon hektarı tarla bitkilerine ayrılmıştır. Türkiye`de tarımda son 10 yılda gelinen nokta istenilen düzeyde olmayıp, 2,7 milyon hektar tarım arazisinde üretici üretimden vazgeçmiştir. Bunun en önemli nedeni, yüksek girdi fiyatlarının maliyetleri artırması (Tohum, Gübre, İlaç, Mazot, Sulama v.s.) ve yüksek üretim maliyetleri ile çiftçinin rekabet gücünün düşmesidir.
Bugün tarım dışına çıkan alanların sadece 5-6 milyon dekarında Mısır ve Soya üretimi için devlet desteği sağlansa bu ürünlerin ithalatından kaynaklanan döviz kaybımızın önüne geçilmiş olur. Ayrıca GDO`lu soya-mısır ithalatının da önüne geçilerek, gıda güvenirliği konusunda önemli bir sorun giderilir. Son 13 yılda Türkiye 11 milyon ton mısır ithalatı karşılığında 3 milyar dolara yakın dövizi yurt dışına aktarmıştır. Peki bu durumu olumlu olarak değerlendirebilir miyiz? Bu kaynakları dışarıya akıtmayıp da kendi ülkemizde yetiştirmeyi, üreticimizi desteklemeyi niye düşünmüyoruz. Şunu da unutmamak lazım GDO`ya verilen her izin dışarıdan Soya ve Mısır ithalatının önünü açmak demektir.
Soru şu; 3 yıl önce bu Kurulun zararlı diye izin vermediği T25, MIR604 ve MON863 genlerine 3 yıl sonra zararsızdır diye nasıl izin verilebilir? Biyogüvenlik Kurulu anladığımız kadarıyla, "3 yıl önce elimizde yeterli derecede araştırma, bilgi, belge yok" derken bugün geldiği noktada varmış gibi karar alıyor.
Bir de şu gerçeği göz ardı edemeyiz: EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi), AB`den finanse edilen bağımsız bir Avrupa ajansıdır ve 2002 yılında kurulmuştur. Bu kuruluş, GDO`lar, pestisit, yem katkı maddeleri ve bitki zararlıları konusunda çevre risk değerlendirmesi yapar. Çalışmaları sonucunda ne sonuç çıkarsa ona tüm Avrupa Birliği uyar. Çıkardıkları sonuç kanun gibidir. Yani EFSA açıklamaları ne derse o olur da diyebiliriz. EFSA`ya göre, Türkiye`de Biyogüvenlik Kurulu‘nda izin verilen genler, daha önce EFSA tarafından kabul edilmiştir. Yani bunlar Avrupa`da yasaklı sınıfında değildir. Ayrıca Türkiye`nin soya üretimi 125.000 ton, iken hayvancılık sektörünün soya ihtiyacının 2,5 milyon ton olduğu ifade edilmektedir.
BESD-BİR ve YUM-BİR, "Dünyadaki soya üretiminin % 95`inin de GDO`lu olması nedeniyle GDO`lu soya ithal etmek zorunda olunduğu, aksi takdirde hayvancılık sektörünün büyük bir yara alacağını" savunmaktadır. Bütün bunların ışığında, Türkiye`nin ulusal bir tarım politikası olduğunu söyleyebilir miyiz? Tabi ki de hayır. Ülkemizin sahip olduğu arazi miktarı, üretim bilgisi ve uygun iklim şartları soya ihtiyacını karşılayacak düzeydedir. Soya da yetiştiririz, Mısır da… Yeter ki üretici desteklensin. Türkiye`nin GDO`ya ihtiyacı yoktur!
Pestisit kalıntıları sorunu hakkında çözüm önerileriniz nelerdir?
Türkiye farklı agro-ekolojik bölgelere sahip bir ülke olup 70`in üzerinde ekonomik öneme haiz kültür bitkisi yetiştirilmektedir. Bu kültür bitkilerinde ekonomik düzeyde zarar yapan 500 civarında hastalık, zararlı ve yabancı ot türü bulunmaktadır. 2014 yılı sonu itibariyle ruhsatlı olan 6.047 BKÜ`den yaklaşık 2.000 adedi piyasadadır. Kimyasal savaşım, bünyesinde bazı sorunları barındırır. Bunlar ; Çevre kirliliği, insan sağlığına zararları, dayanıklılık sorunu ve maliyet artışıdır. Kimyasal savaşım aynı zamanda tercih nedenidir. Çünkü; birçok durumda diğer yöntemlere göre ekonomiktir. Kolay uygulanır.
Dünya pestisit tüketimi yıllık 3,5 milyon ton, satış tutarı 50 milyar dolar civarındadır.
Türkiye`de ise tüketilen pestisitlerin yıllık satış tutarı 2014 yılsonu itibariyle yaklaşık 600 milyon € dur.
Türkiye`de Pestisit Kullanımı
Tarım ilaçları kullanımına bakıldığında ortalama;
İnsektisitler : Türkiye`de % 42 Dünya`da… %30
Herbisitler : Türkiye`de % 29 Dünya`da… %45
Fungisitler : Türkiye`de % 18 Dünya`da… %20
Diğer : Türkiye`de % 11 Dünya`da… %05 payı olduğu görülmektedir.
Ülkemizde toplam tarım alanı temel alındığında birim alanda ortalama BKÜ kullanımının son üç yılda 1.3 kg/ha`dan, 1.7 kg/ha ‘a çıktığı görülmektedir. 2014 yılı itibariyle Akdeniz Bölgesi`nde birim alanda ortalama BKÜ kullanımı ise 3.1 kg/ha olarak tespit edilmiştir. Ülkemizde pestisit tüketimi gelişmiş ülkelere göre oldukça düşüktür.
Türkiye`de Bölgelere göre Pestisit Kullanımı (2014 yılı sonu itibariyle)
% 36 Akdeniz Bölgesi,
% 14 İç Anadolu Bölgesi,
% 15 Marmara Bölgesi,
% 18 Ege Bölgesi,
% 0,5 Karadeniz Bölgesi,
% 11,5 Güney Doğu Anadolu Bölgesi,
% 0,5 Doğu Anadolu Bölgesi`nde kullanılmaktadır.
Her bir pestisit için tarım ürünlerindeki maksimum kalıntı limitleri tespit edilmiştir. Eğer kalıntı limitlerini geçen miktarlarda pestisit içeren gıdaların devamlı bir şekilde tüketilmesi durumunda pestisitlere bağlı olarak bir risk söz konusu olabilir. Burada en büyük problem ilacın kullanılması değil ilacın yanlış kullanımıdır. Bunun için dikkat edilmesi gereken kurallar vardır. Bunlar üründe ilaç kalıntısının olmaması için dikkat edilmesi gereken kurallar; doğru teşhis yapılmalı, doğru ilaç önerilmeli, doğru dozda ve doğru bir kalibrasyonla atılmalı,doğru zamanda ilaç atılmalı,ilaç atım zamanı ile hasat aralığına etikette yazılan süreye dikkat edilmeli, ilaç başka bir kimyasalla karıştırılırken mutlaka uzmanına sorulmalı. Ve son olarak da MUTLAKA ATILACAK ÜRÜNDE İLACIN TAVSİYESİ OLMASINA dikkat edilmelidir. Ayrıca Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı`nın, bayi ve köy ziyaretlerine daha sık gitmesi, bayi ve üreticilere çok sık eğitimler vermesi, bunun aksini yapanlara mutlaka ceza uygulaması, kalıntı analiz laboratuvarlarını hal yerleri başta olmak üzere birçok yerde açması ve ürünlerde barkod sistemini geliştirmesi gerekmektedir.
Nişasta Bazlı Şekerler kotasının arttırılması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Etkileri neler olacaktır?
Türkiye tarımı ve ekonomisi açısından şekerpancarı tarımı ve şeker üretimi milyonlarca ailenin ve bireyin geçimi, geleceği, geliri ve istihdamı demektir. Şeker sanayi, hayvancılık ve yem girdisi başta olmak üzere şekerpancarı birçok konuda ülkemizin stratejik ürünlerindendir. Şekerpancarından yapılan şekerin yerini glikoz, izoglikoz ve fruktoz şurubuna bıraktırmak isteyen lobiler var güçleriyle çalışmaktadırlar. Amaç ülkemizin, çiftçimizin çıkarı değil, şekerpancarının sürdürülebilir üretimi değil, topluma sağlıklı, doğal şeker yedirmek ise hiç değildir.
Pancar şekerine alternatif bir ürüne ayrıcalık tanınarak kota artırımının, tarım sektörü ve pancar sanayinin desteklediği yan sektörleri olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Burada amaç, şeker fabrikalarının özelleştirilmesidir. Şeker pancarında son 10-12 yıl içerisinde yaşanan 2,5 milyon tonluk üretim daralmasının hayvancılığa yansıması, 6,5 milyon ton yaş pancar küspesi ve 900 bin ton melasın kullanılamaması şeklinde olmuştur. NBŞ kota oranlarının ülkemizde AB ülkelerine oranla yaklaşık 3 katı oranında fazla uygulanmasının sadece et üretimine olumsuz yansıması yaklaşık 250 bin tondur. Bir yandan şekerpancarı üretimine kotalar getirilmesi; öte yandan çiftçinin üretimini sürdürememesi sonucu ortaya çıkacak olası şeker açığı, ihracat geri ödemeleri ile desteklendiği için "daha ucuza’’ şeker üreten ülkelerden ve özellikle AB`den ithal edilerek kapatılacaktır.
Sonuç olarak, Türkiye`de NBŞ kotalarının sürekli olarak artırılmasına bir son verilmeli ve AB kota seviyelerine uygun olarak yeniden düzenlenme yapılmalıdır. Şeker üretim maliyetlerini düşürmek için şeker pancarı tarımı desteklenmelidir. Kamuya ait şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden vazgeçilmeli; pancarın yetiştirilmesinden şeker üretim ve pazarlanmasına değin tüm süreçte üreticilerin söz ve karar sahibi olacakları örgütlenmeler egemen olmalıdır.
Tarım sektörünün sorunları ve çözümü için yapılması gerekenler sizce nelerdir?
Özellikle 1980’li yıllardan itibaren Türkiye’de tarımı küçük görme, önemsememe anlayışı hâkim olmuş, kimi çevreler bilgisizlikten ya da ihanetten, tarımın gereğinden fazla desteklendiğini savunarak desteklerin azaltılması tezini öne sürmüşlerdir. 1984’den itibaren tüm hükümetler de bu yönde politikalar uygulamışlardır. Tarım alanında yapılan özelleştirmeler ve “reorganize” edilen tarımsal kamu yönetiminin etkin olamaması da, sektördeki olumsuzlukları artırmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında yokluk koşullarında elde edilen başarılara karşılık, tarımda 80’li yıllardan beri sürdürülen politika ne yazık ki bir karşı devrimdir ve Türk Milletinin yararına olmamıştır! Bugün altyapısı yetersiz – bozuk olan Türkiye tarımı, girdi ve çıktıdan, üretim ve pazarlamaya kadar sorunlu bir yapı sergilemekte ve önemli ölçüde gizli işsizlik barındırmaktadır. Verimli araziler ve üretimdeki azalmaya bağlı olarak kırsalda yoksulluk giderek artarken, topraktan geçimini sağlayamayan çiftçi de tarımdan kopmakta ve kentlere göç etmektedir. Küçük üreticilik ve köylülük ülkemizde hızlı bir tasfiye sürecindedir. AB’de küçük üreticilik ve aile işletmeciliğini destekleme ve özendirme anlayışı ön plana çıkmaktadır. Ülkemizde de buna uygun politikaların geliştirilmesi ve bu konuda duyarlı olunması gerekmektedir.
Şu anda nüfusumuz 77 milyondur. Yakın gelecekte bu rakam 100 milyon olacaktır. Topraklarımıza sahip çıkmazsak, yarın bu insanlara ne yedireceksiniz? Dolayısıyla toprağımıza, suyumuza, havamıza sahip çıkmamız gerekiyor. Üreticilerimizin üretmesi için ciddi manada desteklenmesi gerekiyor ki para kazansın, köyünü terk etmesin, üretimden vazgeçmesin…
Ziraat fakültelerinde verilen eğitim ve yapılan uygulamalar sizce yeterli mi?
Ziraat Fakültelerinin eğitim-öğretim yapısına, mezunların istihdamına ilişkin yıllardır katlanarak büyüyen sorunlar konusunda somut çözümler üretilmeyip, bu sorunlar her yıl birçok bölümün yeni öğrenci alamamasına, öğrenci alan bölümlerde de kontenjanların düşmesine yol açarken; bu sorunlar yokmuş gibi "siyasi popülizm" ile yeni fakülteler açılmaktadır. Yerelde ekonomi yaratma, istihdam yaratma gibi gerekçeler, gençleri 4-5 yıllığına oyalama taktiğinden başka bir şey değildir. Fakülte açmak, isim değiştirmek öğrenci tercihlerinde, istihdam önceliklerinde ve piyasa koşullarında bir şeyleri değiştirmiyor. Öncelik burada nitelik dönüşümünde olmalıdır.
5 Haziran 2015 tarihli Resmi Gazete`de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile Adıyaman Üniversitesi içinde Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi içinde de Fethiye Tarım Bilimleri Fakültesi kuruldu. Fakültelerdeki isim çeşitliliğine "Tarım Bilimleri Fakültesi" isminin eklenmesi ile farklı isimdeki (Ziraat, Ziraat ve Doğa Bilimleri, Tarım ve Doğa Bilimleri, Tarım Bilimleri ve Teknolojileri) fakülte sayısı da beşe çıkmış oldu. Aynı Bakanlar Kurulu Kararında ayrıca Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesinin adının, Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi olarak değiştirmesi de yer aldı. 8 Temmuz 2015 Resmi Gazete`de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararıyla da, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi bünyesinde bulunan Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi kapatılarak, Tarım ve Doğa Bilimleri Fakültesi kuruldu. Bu değişikliklere ve fakülte isimlerindeki çeşitliliğe bakınca, "keşke isimlendirme konusundaki bu gayretler ziraat fakültelerinin ve mezunlarının sorunları konusunda da olsa" demekten kendimizi alamıyoruz.
Ziraat fakültelerine ilişkin kontenjanlara bakıldığında, yeni ziraat fakülteleri açılmasına ilişkin endişe taşıyanların ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Yani, nicelik artışı ve isim değişikliği beraberinde ilgi ve tercih yığılmasını getirmedi.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın uyguladığı tarım ve hayvancılık politikaları ve desteklemeleri sizce yeterli mi? Neler yapılmalıdır?
2003-2014 döneminde yani son 12 yılda tarıma verilen destek miktarı 70 milyar lira iken, tarım ve gıda ithalatına 320 milyar lira (137 milyar $) harcanmıştır. Dünyada tarım desteğinin 4,5 katını ithalata savuran başka ülke yoktur. Tarıma verilen desteklerde ne yazık ki arz, talep, üretim, maliyet, ihracat, ithalat, gibi temel kriterler dikkate alınmamaktadır.
Ülkemiz toprak, iklim ve bitki zenginliği bakımından önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak uygulanan yanlış politikalarla üretici tarımdan uzaklaşmakta, üretim artmamakta, ithalat nedeniyle milyarlarca dolar kaynak yurt dışına aktarılmaktadır. Sorunların çözümü, doğru tarım politikalarının, yeterli ve uygun bütçelerle yaşama geçirilmesine bağlıdır. Bu nedenle sektörü piyasanın sömürüsüne terk etmeyecek kooperatif örgütlenmesi tamamlanarak, bilgi ve teknoloji tarımla buluşturulmalı, bölge ve ürünlere yönelik gerçekçi planlamalara dayanan destekler ve doğru yatırımlarla tarımda kendine yeterlilik sağlanmalıdır.
(Röportaj : Hayal Senem Sayan; Tarim.com.tr. bulten@tarim.com.tr)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









