7 Mayıs 2016 Cumartesi

TARIMIN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ YERİ & STD; SÜRDÜRÜLEBİLİR "EKOLOJİK TARIM VE ÇEVRE" DERNEĞİ YÖNETİM KURULU, BAŞKAN: HAMDİ DAĞ

TARIMIN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ YERİ
Tarım ihracatımızın 2010 yılı sonunda 15 milyar USD'yi aştı, ancak hala çok büyük potansiyelimiz var.
Türkiye'de tarım sektörü, beslenme ve iş gücüne etkisi, milli gelire katkısı ve sanayi sektörüne sağladığı ham madde ile ekonomik, sosyal bir sektör olma özelliğini koruyor.
Nüfusun 1/3'ü tarımsal faliyetlerle geçimini sağlamaktadır.
Çalışan her 4 kişiden biri tarımda çalışmaktadır.
Tarım üretimi yıllık 62 miyar doları aşmış durumdadır.
Türkiye'deki endüstri tesislerinin büyük bölümü tarımsal maddeleri hammadde olarak kullanmaktadır. Bu durum, sanayinin gelişmesinde büyük önem taşımaktadır.
Tarımsal ihracatımız 15 milyar dolar ile toplam ihracatımızda %13,2 gibi önemli bir paya sahiptir. İhracatımızda fındık, turunçgil, pamuk, tütün, yağ bitkileri, zeytin ve çay gibi tarım ürünleri önemli yer tutmaktadır.
Türkiye'de Tarımın Geleceği
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı 2023 yılında tarımsal üretimin 150 milyar dolar, ihracatın ise 30 milyar dolar olacağını öngörmektedir.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarımsal üretimin son 5 yılda önemli miktarlarda arttığını, 2002 yılında 23,7 milyar dolar olan tarımsal üretimin 2010 yılı itibariyle 62 milyar dolara ulaştığını açıklamıştır. Bakanlık, bu gelişim sürecini yönetebilmek adına planlamalarını kontrol ve kayıt sistemleri üzerine yoğunlaştırmaktadır. Bu sistemlerin yaygın kullanım alanları ise teknolojiye entegrasyonu kolay üretim dallarıdır. Yani geleneksel yöntemlerle tarımsal üretim yerine, yüksek kapasiteli tarımsal üretim modelleri üzerinde durulmaktadır.
Bu koşullarda örtü altı tarım ve süt sığırcılığının söz konusu uygulamalarda adaptasyon kabiliyeti önümüzdeki süreçte büyük önem kazanacaktır. Her iki tarım faaliyetinin gerek yurtiçi üretimde gerekse ihracattaki payımızı arttırmada önemli bir güç olabilecegi görülüyor.
Tüm bu uygulama ve gelişim sürecinde önemli kriter işletme büyüklüğü olacaktır. Çünkü söz konusu yatırımlar yüksek maliyeti de beraberinde getirecektır. Sermaye yapısı müsait olmayan küçük kapasiteli işletmeler uzun vadede kaçınılmaz olan koşulları yerine getiremediklerı için ister istemez sistem dışı kalacaklardır. Sonuç olarak Türkiye'de tarım, eğitimli, bilinçli, ölçek ekonomisine özen gösteren yatırımcılara ihtiyaç duyacaktır.
Hedef 2023'de 150 milyar USD' tarım üretimi!
Tarımda kalite standatları ve gıda güvenliği önem kazanacaktır. Bu sebeple işletme sayısı azalırken kapasite ve kalite artacaktır. Planlanan düzenlemeler sayesinde dış pazarlarda ürünlerin rekabet sansı artacaktır. Özellikle yaş meyve sebzeler önem kazanacaktır.
Organize hayvancılık bölgeleri oluşturulacaktır.
Sözleşmeli üretim ve organik tarım ön plana çıkacaktır.
Devletin AR-GE yatırımlarına yaptığı destek artacaktır.
Yatırımcıların büyük çoğunluğu yüksek teknolojili tarımsal faaliyetlere yönelecektir.

10 Mart 2016 Perşembe

TOHUMCULUKTA HOLLANDA VE FRANSA MODELİ… Ali Ekber YILDIRIM

Tohumculukta güncel gelişmeleri dün ayrıntılı olarak yazdık. O bilgiler ışığında bugün sektörün gündemindeki yetki devri ve piyasa denetiminde Avrupa Birliği’nin temel ilkelerini, Hollanda ve Fransa örneklerini paylaşacağız.
2006’da çıkarılan Tohumculuk Yasası’nın yetki devrini düzenleyen 15.maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından 2011’de kısmen iptal edildi. Yerine yeni bir düzenleme de konulmadı. Hollanda ve Fransa modeli bu çerçevede değerlendirilmeli.
Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Hukuk Müşaviri Dr. Ayşe Saadet Arıkan, 3.Uluslararası Tohumculuk Çalıştayı’nda Hollanda ve Fransa’da yaptıkları incelemeler sonucunda yetki devri ve piyasa denetimi konusunda özetle şu bilgileri verdi:
Yetki devri, kanunla bir makama veya kişiye verilen hukuki tasarruf ve işlem yapma yetkisinin diğer bir makam/kişiye aktarılmasıdır. Yetkilendirme ise, yetkili makam tarafından bir işlemi yapmaya mezun edilme, izin verilmesidir.
Temel kural olarak, yetki devri Kanunda açıkça öngörülmüş olması, yazılı olması ve kısmi olması gerekir.
Kolluk faaliyeti içinde yer alan yetkiler devredilemez. Zorunlu denetim hizmeti, idarî para cezası, uyarma, geçici durdurma ve iptal şeklinde idarî müeyyideler uygulamaya ilişkin görev ve faaliyetler genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olup, idarenin aslî ve sürekli görevlerindendir.
Anayasa’nın 128. maddesine göre, kolluk faaliyetleri arasında yer alan bu tür kamu hizmetlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi zorunludur. Bu yetkiler devredilemez yetkiler arasındadır.
Bu çerçeveden bakılınca Hollanda’da bitki üretme/çoğaltım materyallerinin piyasaya sunulmasında önce yetkili merciler tarafından kalite kontrolüne tabi tutulması, kamu denetimi altında işlev gören meslek kuruluşları tarafından yapılmaktadır. Bu konuda çalışma ve yönetimleri bir ölçüde özerk olan ve Kanun ile oluşturulmuş durumda olan belirli muayene ve kontrol kuruluşları görev yapıyor. Hollanda’da dünyaca bilinen 3 organizasyon var. Sebze ve meyve konusunda NAKTUINBOUW, patates ve tarla bitkileri konusunda NAK ve çiçek soğanları konusunda BKD faaliyet gösteriyor. Bu kurumlar Tarım Bakanlığı tarafından denetleniyor.
NAKTUINBOUW, bağ-bahçe sektöründen gelen temsilcilerden oluşan bir İdare Meclisi’ne sahip. Bağımsız bir statüye sahip olmasına rağmen, yasa ile kendisine verilmiş görevleri yaparken yasal ve idari bakımdan Bakanlık ile “ilişkili” bir konumdadır. Yaptığı başlıca iş ve işlemler kısaca şöyle; Bitki çoğaltım materyallerinde kalite kontrolü, ithalat ve ihracat amaçlı muayene ve kontroller, Kalite-Plus sistemleri uygulaması, virüsten ari materyal üretimi, çimlenme testleri, eğitim programı ve uluslararası projeler.
Kurum, muayene ve kontrol, laboratuvarlar, çeşit ve denemeler olmak üzere 3 bölümden oluşuyor.
Hollanda’da yetki devredilen kuruluşların kararlarına ve ödeme emirlerine karşı kurum içinden itiraz edilebileceği gibi, idari ve yargı mahkemesinde dava açılması, ayrıca ombudsman kurumuna başvuru hakkı var.
Fransa modeli
Fransa’da tohumluk ve bitki çoğaltım materyalleri konusunda faaliyet gösteren tüm meslek kuruluşları faaliyetlerini Fransız Tarım Bakanlığı’nın denetim ve koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştiriyor.
Fransa sisteminde konu ile bağlantılı 2 kurum var:
1-Tohumluk ve fide konusunda bir üst meslek birliği konumunda olan (aynı zamanda sertifikalı tohumlukların test ve kontrollerinin yapıldığı teknik birim SOC’u da içeren) GNIS.
2-Çeşit kayıtlarının, FYD denemelerinin bazı laboratuvar analizlerinin yapıldığı sui generis bir kamu kurumu yapısı olan GEVES.
GNIS’in amacı, tohumluklarda kaliteyi teminat altına almak, yetki alanına giren konularda kamu kurumları ile farklı menfaatleri olan paydaşları bir araya getirerek karşılıklı danışmaların yapılabileceği bir ortam oluşturmak, tohumluk sektöründe üretimin arttırılması konusunda çalışmalar yapmak, hem Fransa’da, hem de dünyada tohum piyasası ile ilgili verileri derlemek, bunların analizlerini yapmak.
Avrupa Birliği ilkeleri
Hem Hollanda, hem de Fransa modelinde olduğu gibi Avrupa Birliği’nde tohumculukta sertifikasyon konusunda temel ilke, sertifikasyonun ya kamusal bir sertifika mercii tarafından yapılması ya da ticari bir işletmeye sertifikasyona esas olan işlemleri yapma yetkisi verilmişse bu işlemlerin muhakkak yetkili sertifika merciinin gözetim/kontrol ve denetimine tabii olmasıdır.
Avrupa Birliği’nde yetki devredilen kuruluşların organizasyon yapılarında Tarım Bakanlığı’nın temsilcileri var. Yapılan düzenlemeler, bakanın onayını gerektiriyor. Kullanılan yetkilerin -Tarım Bakanlığı adına kullanılıyor olduğu hususu- kanun maddelerinde açıkça ifade ediliyor. Kontrolör atamalarında Tarım Bakanı’nın doğrudan yetkisi var. Yetki devredilen kurum mutlaka Tarım Bakanlığı’nın denetimi altındadır.
Sonuç olarak, Türkiye tohumculukta yetki devri ve piyasa denetimi konusunda karar aşamasında. Hollanda ve Fransa modellerinden birini uygulayacak.
Ali Ekber YILDIRIM

10 Aralık 2015 Perşembe

'Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum çalışmaları yetersiz'

İŞTE BİZİM GERÇEĞİMİZ: 'Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum çalışmaları yetersiz'...
Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin Küresel Isınma Kurultayı Sonuç Bildirgesi yayımlandı. Bildirgede Türkiye’de iklim değişikliğine uyum konusundaki çalışmaların azlığına işaret ediliyor.
Sürdürülebilir bir dünya:
Didem Eryar ÜNLÜ (27.10.2015)
Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından bu yıl 7’ncisi düzenlenen Küresel Isınma Kurultayı, Şekerbank sponsorluğunda, TÜRSAB, TAV ve CocaCola İçecek’in destekleriyle gerçekleştirildi. Üç ayrı oturumda gerçekleştirilen Kurultay’da medya, iş dünyası ve üniversitelerden 17 panelist iklim değişikliğini masaya yatırdı. Kurultayda yapılan tartışmalar ve iklim değişikliğiyle ilgili 2014 ve 2015 yıllarında meydana gelen gelişmeler dikkate alınılarak, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi ve EGD Küresel Isınma Kurultayı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay tarafından bir sonuç bildirgesi hazırlandı. Sonuç bildirgesi şöyle: 
► 2015 yılı yaz aylarındaki sıcaklıklar rekor seviyelere ulaştı. Sıcak hava dalgaları nedeniyle Hindistan’da 2 bin 500, Pakistan’da bin 400, Fransa’da da 700 kişi hayatını kaybetti. 
►  Dünya Meteoroloji Örgütü'nün yayınladığı bir rapora göre, 1970-2012 yılları arasında 8 bin 835 afette, 2 milyona yakın insan hayatını kaybetti. Hidrometeorolojik afetlerden etkilenen insanların sayısının ise yüz milyonları bulduğu tahmin ediliyor. Son yıllarda özellikle sel, taşkın, fırtına, dolu, kuraklık gibi hidrometeorolojik afetlerde artış yaşandı. 
► Uluslararası Afet Veri Bankası kayıtlarına göre Türkiye’de 1900-2015 yılları arasında sel ve taşkınlarda bin 399 kişi hayatı kaybederken, 1,8 milyon insan da bu durumdan olumsuz etkilendi. Bu sellerin ülke ekonomisine neden olduğu zarar ise 2,2 milyar dolara ulaştı. 
► Bildirgeye göre, Türkiye’deki sıcaklıkların, gelecek 25 yıl içinde 3 dereceye, yüzyıl sonunda ise 6 dereceye kadar artabileceği, yağışların ise yüzde 50 oranında azalabileceği tahmin ediliyor. Ayrıca, özellikle Doğu Karadeniz ile Antalya ve Muğla’nın kıyılarında şiddetli sağanakların da artabileceği öngörülüyor. 
► Öngörülen bu iklim değişikliklerine bağlı olarak Türkiye’de kuraklığın yanı sıra, su kaynakları ile tarımsal ve hayvansal üretimde azalmanın meydana gelebileceğine işaret ediliyor. 
► Sel ve taşkınlarda, iklim göçlerinde ve sıcak hava dalgalarında artış yaşanması, yaz ve kış turizm bölgelerinin değişmesi gibi durumlar da Türkiye’yi bekleyen olumsuzluklar arasında gösteriliyor. Bunlar doğrultusunda bildirgede, Türkiye’nin iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında olduğu belirtiliyor. 
Emisyon sıralamasında üst sıralara çıkma durumu söz konusu 
► Bildirgede, Türkiye’de iklim değişikliğine uyum konusundaki çalışmaların azlığına işaret ediliyor. Bu kapsamda yapılabilecek çalışmalara ilişkin örnekler ise şöyle: “Kuraklığa karşı su kaynaklarını verimli kullanmak, su hasadı yapmak, az su tüketen sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, tarımda kuraklığa dayanıklı türler kullanmak ya da kuraklığa dayanıklı genotipler geliştirmek, turizm tesisi izinlerinde bina yalıtımına önem vermek, art arda yaşanabilecek kurak dönemler için birkaç yıllık tahıl stoku yapmak.” 
►Sonuç bildirgesinde, aralık ayında Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenecek “COP 21- İklim Değişikliği Tarafl ar Konferansı” na değinildi. Türkiye'nin 30 Eylül 2015'te konferansa ilişkin sunduğu emisyon azaltım katkı planına göre, 2030 yılı için emisyon azaltım çalışması yapılmadığı takdirde Türkiye’de emisyonlar 1.175 milyar tona çıkacak. Ancak alınacak önlemlerle bu değerin yüzde 21 azaltarak 929 milyon tona düşürülebileceği de belirtildi. Bu veri, günümüzde 460 milyon ton olan sera gazı salımlarının 2030 yılında iki katına çıkacağı anlamına geliyor. 
► Bununla birlikte aralarında ABD ve Çin’in de olduğu birçok ülke, 2005 yılını temel alarak emisyonlarını 2025 ya da 2030 yıllarında değişik oranlarda azaltmayı taahhüt etti. Türkiye, sera gazı salımları açısından 2012 yılı itibarıyla 18. sırada yer alıyor. Ancak 2030 yılında 8. sıraya kadar yükselmesi söz konusu.

7 Kasım 2015 Cumartesi

TARIMDA MALİYET HESAPLAMA YÖNTEMLERİ

ABD, AB VE TÜRKİYE’DE TARIMDA MALİYET HESAPLAMA YÖNTEMLERİ
Deniz DÖNMEZ & Eda  AYGÖREN
TEPGE
1. Giriş
Genel tanımı ile maliyet, elde edilen ürünün, meydana gelmesi ve pazarlanabilmesi için kullanılan ara mallar ve unsurlar için yapılan harcamalar toplamının parasal ifadesidir.
Ekonomik faaliyette bulunmakta olan herhangi bir işletmenin amacı gerçekleştirdiği bu faaliyetten en fazla karı elde etmektir (1). İşletmeler bunu yapabilmek için elde ettikleri ürünün maliyetini çıkartarak, bu faaliyet sonucu elde ettikleri fayda ve gelirleri tespit ederler.
Türkiye’de ise tarımsal faaliyette bulunan işletmelerin büyük bir çoğunluğu yaptıkları faaliyetin herhangi bir muhasebe kaydını tutmamaktadır. Bu nedenle işletmelerin ne kadar gelir elde ettiklerinin tespiti ve bunun sonucunda da üretim faaliyetinin planlanması oldukça güç olmaktadır. Ayrıca tarımsal üretimde karşılaşılan mevcut sorunların çözümü ve verimliliği artırmaya yönelik önlemlerin sağlıklı bir şekilde alınabilmesi için; tarım işletmelerinin mevcut yapılarının bilinmesi, üretim sürecindeki tüm ayrıntıların ortaya konulmuş olması ve kaynakların ne ölçüde etkin kullanıldığının belirlenmesi gereklidir (2).
Üretim maliyetleri ve gelir araştırmaları işletmelerin ekonomik etkinliklerinin değerlendirilmesinin yanı sıra, işletme muhasebesi, üretici refahı analizleri, tarımsal gelir hesapları, bölgesel, ulusal ve uluslararası rekabet gücü analizleri, ekonomik rant hesaplamaları, tarım politikası aracı veya analizleri (fiyat destekleme (girdi-çıktı), gelir desteği, tarımsal kredi, üretim planlaması, tarımsal projeksiyonlar vb.) gibi çok farklı amaçlarla da kullanılabilir (3).
Türkiye'de tarım ürünlerinin maliyetlerinin hesaplanmasında değişik kişi ve kurumlarca farklı yollar izlenmektedir. Uygulanan yöntemler genellikle birbirine benzer görünse de, küçük de olsa aradaki farklılıklar maliyetler üzerinde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Örneğin yapılan masrafın değerinin tespiti için sorulan soru tekniği, kullanılan faiz oranlarının farklılıklar arz etmesi, yapılan masrafların değerinin saptanması, (sabit) masrafların üretim faaliyetlerine dağıtılması gibi konularda önemli yaklaşım farklılıklarının olduğu dikkat çekmektedir (3).
Tarım ürünlerinin maliyet hesapları;
Maliyetin hangi amaçla hesaplandığına, yani müdahale fiyatı ya da destekleme fiyatının belirlenmesi, yapılan iş ve iş gücü miktarının tespiti ya da toplam üretim maliyetinin bulunması,
Ürün çeşidine, cinsine,
Ürün yetiştirilirken kullanılan tarım tekniğine,
Kullanılan maliyet hesaplama yöntemine,
Hesaplamayı yapan kişi veya kurumların amaçlarına,
Maliyet hesaplaması anket yoluyla yapılıyorsa anketörün bilgi ve becerisine bağlı olarak değişmektedir.
2. Materyal ve Yöntem
Dünyada ve ülkemizde işletmeye ya da ürüne ait bilgilere daha çok anket yöntemiyle ulaşılmaya çalışılmaktadır. Maliyetlerde hangi amaçla bu bilgilerin toplandığına, anket yöntemi ile yapılıyor ise anketin yöntemine, anketörün bilgi ve becerisine bağlı olarak farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Maliyetlerin tespitinde dünyada ne kadar da benzer yöntemler kullanılsa da bu tarz farklılar maliyetler üzerinde önemli değişikliklere yol açmaktadır.
Ülkemizde çoğu tarımsal ürünün, dünya ortalamalarından daha düşük verim ve daha yüksek maliyetlere sahip olduğu bilinmektedir. Bu durum üreticilerin yurtiçi ve yurtdışı pazarlarda rekabet olanaklarını sınırlamaktadır.
Bu çalışmada karşılaştırması yapılan ABD ve AB ülkelerinde, işletmeler maliyetlerini çıkarmakta ve bu sonuçlara dayanarak kendi üretim maliyetlerini düşürmekte, her yıl biraz daha teknolojiye yatırım yaparak verimliliklerini arttırmaktadırlar.
3. Avrupa Birliğinde Tarım İşletmelerinde Tarımsal Maliyet Hesaplama Metodolojisi
Bugün AB'ne üye tüm ülkeler kendi tarımsal yapılarına uygun veri sistemlerine sahip olmakla birlikte, topluluğun ortak tarım politikasının yönlendirilmesi ve üye ülkelerin işletmelerinin karşılaştırılması için aynı baza sahip verilerin oluşturulması gereği ortaya çıkmıştır. Bu amaçla uygulanmaya başlayan Tarımsal Muhasebe Veri Ağı ilk kez 1965 tarihinde gündeme gelmiştir (4).
FADN (Tarımsal Muhasebe Veri Ağı)’ın kaynağını, topluluktaki belli bir büyüklüğü aşan ve örneklemeye göre seçilmiş işletmelerden toplanan mikro ekonomik veriler oluşturmaktadır. Seçilen örnek işletmelere ait veriler muhasebe kayıtlarından alınmakta ve verilerin toplanmasında gönüllülük esasına göre çalışılmaktadır. FADN sistemi içinde tarım işletmelerinin sınıflandırılması ise, işletme tiplerine ve ekonomik büyüklüğe göre yapılmaktadır (4).
AB’de kurulan FADN sistemi ile AB kapsamındaki tarımsal işletmelerin gelirleri ve performansları ile ilgili muhasebe verilerinin toplanması hedeflenmektedir. FADN kapsamında elde edilen veriler mikro düzeyde ve rastgele olarak seçilen tarımsal işletmelerden elde edilmektedir. Bu kapsama alınan işletmeler ticari nitelikteki tarımsal işletmelerdir ve sahip olması gerekli minimum ekonomik büyüklüğe göre belirlenmiştir. Rastgele seçilen örnek işletmeler coğrafi bölgelerine, işletme büyüklüğüne ve tiplerine göre tabakalandırılmıştır. Bu sistemde, ülkelerde faaliyet gösteren muhasebe ofislerinin oluşturduğu bir ağ vardır ve muhasebe ofislerinin faaliyet sınırları ülkeden ülkeye değişebilmektedir. Bazı ülkelerde mevcut ticari muhasebe ofisleri vergilendirme ve destek amaçlı faaliyet gösterirken, bazı ülkelerde veriler araştırma enstitüleri, üniversiteler ve tarımsal ticari birlikler gibi kurumlar tarafından yalnızca FADN için elde edilmektedir. Elde edilen bu veriler muhasebe ofislerine ve ulusal irtibat bürolarına iletilmekte, irtibat büroları bu verileri, doğruluğunun denetlenmesi ve çeşitli testlere tabi tutulması amacıyla komisyona iletmekte ve veri tabanında muhafaza etmektedir. FADN sistemine dahil olan tarımsal işletmelerde gönüllülük esas alınmakta ve elde edilen veriler hiçbir şekilde paylaşılmamakta ve vergilendirme amaçlı kullanılamamakta, gizli tutulmaktadır. İşletmelerden bireysel olarak elde edilen veriler açıklanmaz, ancak toplu olarak sonuçlar ilan edilebilmektedir. FADN verileri elde edilirken bu muhasebe kayıtları dışında anketler, faturalar gibi çeşitli kaynaklardan yararlanılmaktadır (5).
FADN sisteminde özet olarak; işletme ile ilgili genel bilgiler, işletme faaliyetinin türü, işgücü, canlı hayvan sayısı ve değeri, canlı hayvan alım ve satımı, maliyetler, binalar, arsalar, makineler ve işletme sermayesi, borçlar, katma değer vergisi, yardımlar ve sübvansiyonlar, üretim (bitkisel ve hayvansal üretim, canlı hayvanlar hariç), kotalar, bitkisel ürünler ve hayvanlar için yapılan doğrudan ödemelere ilişkin veriler toplanmaktadır (5).
4. Amerika Birleşik Devletleri Tarım İşletmelerinde Tarımsal Maliyet Hesaplama Metodolojisi
Amerika Birleşik Devletlerinde ise resmi istatistik olarak kullanılan maliyet çalışmaları Tarım Bakanlığı (USDA) (United State Department of Agriculture) kapsamında ERS (Economic Research Service) tarafından yapılmaktadır. Maliyetler örneklemeyle tesadüfi olarak belirlenen işletmelerde anket yapmak suretiyle toplanmaktadır. Bu anketler Agricultural Resource Managemant Survey (ARMS) tarafından yapılmakta ve her ürün için 4 - 8 yıl arasında değişen yıllarda tekrarlanan anket çalışmalarıyla güncellenmektedir. Güncellenen bu rakamlarla her yıl fiyat endeksleri ve üretim rakamları kullanılarak maliyet tahminleri yapılmakta ve veri kaynağı olarak kullanılmaktadır. Bunun dışında üniversiteler ve araştırma kuruluşları da bölgelerinde ekonomik öneme sahip ürünlerde maliyetleri belirlemek amaçlı araştırmalar yapmaktadırlar (6).
5. Türkiye’de Tarım İşletmelerinde Tarımsal Maliyet Hesaplama Metodolojisi
Birçok ülkede çeşitli amaçlarla tarımsal ürünlerde üretim masrafları ve birim maliyetlerinin hesaplandığı görülmektedir. Türkiye’de de tarım ürünleri maliyet hesaplanmasında değişik kişi ve kurumlarca farklı yolların izlendiği bilinmektedir.
Türkiye’de farklı kamu ve özel kesim kuruluşları kendi ihtiyaçlarına yönelik olarak genellikle yerel çalışmalarla ve daha çok anket gibi yöntemlerle işletme veya ürün düzeyinde verilere ulaşmaya çalışmaktadırlar. Bu uygulamalarda çoğu kez yöntemler birbirine benzer görünseler de, aralarındaki küçük farklılıklar bile sonuçlar üzerinde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Örneğin; kullanılan faiz oranları, yapılan masrafların değerinin saptanması, sabit masrafların üretim faaliyetlerine dağıtılması gibi konularda önemli yaklaşım farklılıklarının olduğu dikkati çekmektedir.
Ülkemizde çiftçi muhasebe kaydı 1998 yılında başlamış bu amaçla DİE tarafından 1999 yılında tarımsal işletmelerin ekonomik yapılarını belirlemek için Ege Bölgesinde pilot bir çalışma yapılmış, 2001 yılında da Türkiye’yi kapsayan bir başka çalışma yapılmıştır. Türkiye’de Çiftlik Muhasebe Veri Ağının resmi kuruluşu AB destekli olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından 2007 yılında başlatılmıştır. 9 ilde pilot olarak başlanan uygulama günümüzde 12 ile çıkarılarak idari ve yasal düzenlemeler yapılmıştır ve çalışmalar 600 anket üzerinden devam etmektedir. Ancak ÇMVA’da tarımsal ürünlerin maliyetlerinin özel olarak çıkarılması ve raporlanması henüz yapılamadığından ülkemizde tarım işletmelerinde maliyetin hesaplanması anket yöntemi kullanılarak işletmede üretilen ürünlerin maliyetlerinin hesaplanması ile çıkarılmaktadır. Tarımsal ürünlerde maliyet çalışmaları Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü tarafından Bakanlığımız taşra teşkilatları olan İl ve İlçe müdürlükleri tarafından doldurulan anketlerle, üniversitelerin Ziraat Fakülteleri Tarım Ekonomisi Bölümleri ve Araştırma Enstitüleri tarafından yapılan anket çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayanmaktadır. Bu maliyet çalışmalarında 1 dekara olan üretim maliyetleri hesaplanmakta ve fiziki üretim girdileri ve parasal değerlere de yer verilebilmektedir.
Bunun yanında ülkemizde birçok kamu ve özel kurumlar ürün bazında maliyet çalışması yapmaktadır. Bunlardan bazıları, Bankalar, Ziraat Odaları, Üretici Birlikleri, Ziraat Mühendisleri Odası, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’dir. Bu kuruluşlar genellikle üniversite ve araştırma enstitülerinden farklı olarak anket yöntemi kullanmadan ortalama rakamlar üzerinden bir maliyet hesabı yapmaktadır.
6. Genel Değerlendirme
Ülkemizde yapılan maliyet çalışmaları ile ABD’de yapılan çalışmalar arasında metodolojik ve değerleme açısından çok büyük farklılıklar bulunmamaktadır. ABD ve ülkemizde ürün üzerinden üreticilerle yapılan anket çalışmaları ile sonuçlar elde edilmektedir. AB’de yapılan çalışmalarda ise “Tarım İşletmeleri Muhasebe Veri Ağı” sistemi üzerinden ürün bazlı değil işletme dikkate alınarak yapılan organizasyon neticesinde ürün maliyetleri çıkarılmaktadır. Sonuç olarak Bakanlığımızda müdahale ve destekleme fiyatlarının belirlenmesi için kullanılan maliyet verileri Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü (TEPGE) tarafından ülke çapında en fazla üretime sahip bölgelerde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarım İl ve İlçe Müdürlüğü personelleri tarafından yapılan ürün maliyet anketleri sonuçlarına dayanmaktadır. ABD verileri Tarım Bakanlığının yapmış olduğu ve yıllık olarak yayınladığı raporlara, AB verileri ise FADN yani çiftlik muhasebe veri ağı sisteminden elde edilen ve AB tarafından yayınlanan verilere dayanmaktadır. Ülkemizde de ÇMVA çalışmaları başlatılmış olup, kurulan bu organizasyon ile gelecekte daha sağlıklı verilere ulaşabilecek ve bu sistem üzerinden de bu bilgilere rahatlıkla ulaşılabilecektir.
***
Kaynaklar:
1. ERKUŞ, A., BÜLBÜL M., KIRAL T., AÇIL A.F., DEMİRCİ R., “Tarım Ekonomisi”, A.Ü.Z.F. yayınları Yayın No:5, 1995, Ankara
2. KORAL A.İ., ALTUN A., “Türkiye’de Üretilen Tarım Ürünlerinin Üretim Girdilerinin Rehberi”, K.H.G.M., Ankara
3. KIRAL T., KASNAKOĞLU H. TATLIDİL F.F., FİDAN H., GÜNDOĞMUŞ E., “Tarımsal Ürünler İçin
Maliyet Hesaplama Metodolojisi ve Veri Tabanı Rehberi”, TEAE ,Y.No:37, Ankara
4. ÇAKIR S. “Adana İlinde Tarımsal Kuruluşların Tarımsal Üretim Maliyetleri Hesaplama Yöntemlerinin Değerlendirilmesi” Yüksek Lisans Tezi 2005 Adana
5. OVALI S. “AB Ortak Tarım Politikası ve Tarım İşletmeleri Muhasebe Veri Ağı Sistemine Türkiye’nin Uyumu” Doktora Tezi Temmuz 2009 Trabzon
6. http://www.ers.usda.gov/Data/CostsAndReturns/methods.htm